Telekulağı gömmek için

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfü Elvan’ın yeniden yapılandırı-lacağını açıkladığı ve gerekirse binasının da bütünüyle terk edileceğini söylediği Telekomüni-kasyon İletişim Başkanlığı (TİB) ile ilgili bilinmeyenleri Milliyet yazdı.
Deneyimli gazeteci Tolga Şardan imzalı haberi okuduğunuzda, kurulduğu günden bu yana tartışılan TİB’in adeta teknoloji odaklı korku filmlerdekine benzer bir gerilim merkezine dönüştüğü izlenimi ediniyorsunuz.
Ne amaçla kurulduğu çözülemeyen onlarca kablolama sistemi, ne için kullanıldığı belli olmayan yazılımlar, dışarıdan veri almayan, ancak dışarıya sürekli veri aktaran çanak antenler, kimin kimi dinlediğinin asla anlaşılamayacağı bir sistem...
Devasa saklama boyutuna rağmen üçte birlik kapasitesi birkaç yıl içinde dolan ses kayıtları dosyaları da hâlâ çözülemeyenler arasında.
Ses kayıtlarının çözülebilmesi yasadışı dinlemeyi denetlemek için kurulmuş TİB’in, hangi yasadışı kayıtları muhafaza merkezi haline dönüştüğünü ortaya koyacak.
Bu ses kayıtlarının kaçının mahkeme kararına dayandığı, kaçında kararın boyutlarının aşıldığı, kaçının hiçbir karara dayanmadığı da şu anda muamma.
Ancak kaynaklar, devletin kritik hemen her biriminin, medyanın ve iş dünyasının kayıtlarının bulunmasının sürpriz olmadığına işaret ediyor.
Sorunun kaynağı
TİB, 2005’te kurulduğunda, devletin “dinleme” konusundaki yanlışlarını ortadan kaldırma amacı taşıyordu.
Dinleme ile ilgili mevzuata henüz 2000’li yılların başında kavuşmuş Türkiye’de, TİB öncesinde yine mahkeme kararıyla emniyet, MİT ve jandarma dinleme yapabiliyor, mahkemeden aldığı kararları kendisi uyguluyordu.
TİB’in kurulduğu aşamadaki görevi, bu mahkeme kararlarını denetlemek ve dinlemeyi başlatacak ilgili kuruma gerekli izni vermekle sınırlıydı.
TİB’de dinleme yapılmayacağı, sadece ilgili kuruma “uç vermek” olarak tanımlanan dinlemeyi başlatan teknik iznin verileceği vurgulanıyordu.
Böylece denetimsiz dinlemenin önüne geçileceği savunuluyordu.
Geride bıraktığımız dönemde TİB ile ilgili benzer açıklamalar sürdü.
Kurumun denetlenmesine yönelik pratik ve tarafsız bir yapı olmayışı, birbirini denetleyen yapılarla organize olunmaması da bugünkü tabloyu yarattı.
Şekil şartlarına endeksli mahkeme kararlarıyla yapılan dinlemelerin yasallığı bile tartışmalıyken günden güne dinleme kolaylaştırıldı, denetleyici kurum olarak gösterilen TİB ise istihbarat kurumlarına has bir gizeme büründü.
Anımsarsınız, çok değil birkaç yıl önce kurumdaki kayıtları incelemek üzere verilen karar doğrultusunda TİB’e giden hâkim bile engellendi, rahat bir çalışma yapamadı.
Yüzlerce insan mağdur edildi, kâğıt üzerinde bile olsa uygulanmaya çalışılan hukuk, askıya alındı.
Yeni sistem
Hükümet, şimdi TİB’i bütünüyle ortadan kaldıracak yeni bir yapı üzerinde çalışıyor.
Dinlemelerin ağırlıklı olarak yine tek merkezden denetlenmesini olanaklı kılan bir yapının tekrar kurulacağı söyleniyor.
Türkiye, dinlemelerle ilgili tarihine baktığınızda telekulak skandallarının eksik olmadığı bir ülke.
Dinlemeye dayalı suçla mücadele yapısı ve devletçi bakış açısıyla kanunların sadece şeklen uygulanması, denetimi neredeyse olanaksız kılıyor.
Bu nedenle, olayların vehametine bakılmaksızın, öncelikle dinleme konusundaki kuralların katı biçimde uygulanması şartının yaşama geçirilmesi zorunlu.
Bu da kanundan çok bakış açısı değişikliği gerektiriyor.
Ancak “kamu yararı” ya da bir başka gerekçeyle kanunların esnek uygulanmasının kabul edilmeyeceği bir yapı kurulursa, bu konuda kesin bir çözüm üretmek mümkün olabilir.
Yoksa kurumları değiştirerek, bir öncekini gömüp yeni ve farklı kadroların çalıştığı bir başka kuruma görev vererek sorunu çözmeye çalışmanın günlük tedbir almaktan öteye sonuç vermeyeceği ortada.
Birbirini eksiksiz denetleyen, bir bölümü bağımsız kuruluşlar ile kanunların tam anlamıyla uygulanması sonuç alınabilecek tek yöntem.
Aksi takdirde, zaten kulak kabartmayı seven ve çözümü “duymakta” arayan bir sistemde, benzer uygulamalarla farklı bir sonuç alabilmenin imkânı yok.