Cogito, Ergo Sum

René Descartes (1596-1650), 1637 yılında yayımladığı “Metod Üzerine Konuşmalar” isimli kitabında “Je pense, donc je suis / Düşünüyorum öyleyse varım” demekte.

Yayınlandığından beri yüzyıllardır, hemen hemen tüm dillerde binlerce kez basılan bu kitabın herkesin aklında kalan cümlesi şudur: “Düşünüyorum öyleyse varım.

Günümüzde insanın varlığı için yalnızca “düşünmek” yeterli midir? Dört yüzyıla yakın bir süre önce insanlığın içinde bulunduğu şartlar göz önüne alındığında, düşünmenin varlık için yeterli olacağı kabul edilebilir. Ama günümüzde yalnızca düşünmek yeterli bir eylem midir? Bu sözleri şimdilerde “Çalışıyorum öyleyse varım” şeklinde genelleştirmek daha uygun olacak gibi... Çalışmak insanın varlığını devam ettirebilmesi için olmazsa olmaz bir eylemdir. Çünkü, çalışmak aynı zamanda düşünceyi geliştirir. Çalışma başarılı sonuçlara eriştikçe aynı zamanda insanı mutlu eder.

Mutluğun kaynağı

Aristoteles mutluluk üzerine yaptığı açıklamalarda; düşünce hayatları yeteri kadar gelişmediği için çocukların, servetleri olmadığı için fakirlerin, soylu bir aileden gelmedikleri için kölelerin, toplum hayatında kendilerine yer verilmediği için kadınların ve fiziki açıdan yetersiz olanların mutlu olamayacağını düşünmektedir. Hâlbuki günümüzde daha küçük yaşta iyi bir eğitim almaya başlayan ve öğrendikçe gelişen çocukların, yeteri kadar olmasa bile toplumun her kesimine giderek yaygınlaşan zenginliğin, kanun önünde herkesin eşit kabul edildiği toplumlarda bedenen olmasa bile ekonomik olarak var olan köleliğin azalması ile tüm insanlığın, toplum hayatında kendine yer bulmaya çalışan kadınların ve fiziki kusurların insan yaşamına mani olmadığı gelişmiş toplumlarda engellilerin az da olsa mutlu olabildiğini görebilmekteyiz. Eğer içinde yaşadığımız toplum bize yer açar, tüm engellerimize rağmen (gerek düşünce bazında gerekse eylem olarak) onunla birlikte yaşamımızı sürdürmemize destek olur, çalışmamıza imkân sağlar, üretime katkımız ve ondan pay almamız gerektiğini kabul ederse mutlu olmamamız için herhangi bir sebep kalır mı?

Politikadan amaç

Politikadan amaç nedir? diyerek sorulacak bir soruya verilecek en doğru cevap; toplumun mutluluğunu sağlayacak ortamı yaratmak olmalıdır. Bir toplum ne oranda mutlu ise o topluma yön veren politikacılar o oranda başarılı olmuş sayılırlar. Bu nedenle mutluluğun temel nedenlerinden biri olan ve Anayasamız ile teminat altına alınan çalışma özgürlüğünü yaygınlaştırmak öncelikli görevlerimizden biri olmalıdır.

Ülkemizde genel anlayış ne olursa olsun, kamuda bir iş bulmak ve geri kalan yaşamını garanti altına almaktır. Kamu da görev alanların çok uzun bir süredir kendilerini dokunulmazlık zırhı ile koruma altına aldıkları gibi bir inanç yaygınlaşmıştır. Artık, herkesin kamu görevlisi olduğu bir toplum düşünülemeyeceğine göre, toplumun büyük bir bölümünün dokunulmaz zırhı ile koruma altına alınmadığı bir ülkede bu koruma zırhı ne kadar koruyucu olabilir? Bazı kişilerin kendilerini koruma altına aldıklarını düşünmeleri yerine, toplumun tümümün kanun teminatı altında kendilerini güvencede hissetmelerini sağlamak daha akılcı ve güvenli bir yol değil midir?

Çalışma hakkı

Herkesin çalışma hakkı vardır ve yönetimlerin en önemli görevi insanların çalışma haklarını özgürce kullanabilmeleri için gereken tedbirleri almaktır. Bu tedbirlerin en basiti mümkün olduğu kadar çok insana kamuda iş vermenin bir çözüm olmadığını artık anlamamız lazım. Bu nedenle kişisel girişimin önünü açacak tedbirler ve teşvikler gerekiyor. Ülkemizde hemen her alanda devletin ağırlığı ve yönlendirme çabası çok fazladır. Ülkemiz kısa bir süre içinde dünya turizminde aranan ve çokça ziyaret edilen bir ülke haline geldi. Çünkü çok başarılı turizm yöneticilerimiz var. Ama hemen hemen hiç dikkat çekmeyen bir nokta ise turizm faaliyetleri devletin en az müdahale ettiği veya edebildiği bir iş alanı. Elbette bu konuda çok sayıda kanun, yönetmelik olsa da bunlar genel düzenleyici, çoğunlukla ne yapılacağı söylenmiyor, asgari düzeyde olması gerekenlere işaret ediliyor. Zaten eğer bir turizm işletmesi benzer evrensel kuralları dikkate almasa var olan işletmesi çöker veya diğerleri ile rekabet edemeyecek hale gelir.

Neler yapılmalı mı, neler yapılmamalı mı

Kamunun düzenleyici görev üstlendiği hemen her dalda neler yapmamız gerektiği tarif ediliyor. Hâlbuki tam tersi nelerin yapılmamasını söylemek lazım. Nelerin yapılmasının uygun olduğu söylenen çoğu rejim otuz yıl önce tarihin sayfaları arasına karıştı. Çünkü küçük bir grup insan, büyük bir topluma kendi düşünceleri doğrultusunda yön vermeye çalışmakla, neyin yapılması gerektiğini söylemekle gelişiminin önünü tıkıyordu. Düşünceleri kısıtlanmış insanlar evrensel beğeniye açık, ilgi çeken, farklı düşünceler üretmekten men olunmuşlardı. Sürüden ayrılanı kurt kapıyor, sürü ise nereye gittiğini bilmeden, gelecek beklentisi törpülenmiş şekilde yaşıyordu.

Ülkemiz gençliğinin büyük bir bölümü gelecek kaygısı içinde, eğer bir şekilde imkân bulup kamuda bir görev alırsa, geri kalan hayatını garanti edeceğini düşünüyor. Kamuda görev alma imkânına sahip olmayanlar ise siyaset alanında kendilerine yer arayıp, büyük beklentiler içine giriyor. Çoğunun hayatları bir kâbus gibi geçiyor, hiçbir şekilde üretime katkısı olmayan, hatta üretimi kısıtlamaya çalışan monoton bir ömür sürüyorlar ve mutlu değiller.

Gençliğin atılımı

Bu kadar genç insana kamuda iş bulmamız mümkün değil, kamunun insan gücü açısından şişkin olduğu ülkelerin yaşam şansları olmadığını gördük, aynı şeyi yaşamak gerçek bir aptallıktır. En kısa süre içinde özgür düşüncenin geliştiği, her atılımın desteklendiği yeni bir anlayışın yaygınlaşması gerekiyor. Gerek iktidar gerekse iktidara talip partilerin programlarında böylesi bir yenilenmeyi içeren hemen hiçbir açıklama yok. Aklımızı yeni bir yol bulmak için kullanmalıyız, eski düşünceler artık geçersiz, yeni bir düşünce yapısına ulaşmamız gerekiyor.