DEVLETLERİN GENEL POLİTİKASI

28 Ekim 1807 günü İstanbul’da doğan Mehmed  Sadık Rıfat Paşa, aldığı temel eğitim sonrası, 1821’de girdiği Enderun’da bir yıl kadar eğitim görür. Kısa süren bu eğitim sonrası on beş yaşında Sadaret Mektubî Kalemi’ne çırak atanır. Buradaki takdir toplayan çalışmaları sonrası 1828 yılında Amedi Kalemi Yardımcılığı’na atanır. 1838’de önce orta elçi, bir ay sonra da büyükelçi unvanıyla Viyana’ya tayin edilir. Viyana’da bulunduğu sıralarda ünlü Avusturyalı devlet adamı Prens Metternich ile diyalog kurar ve sonraki yaşamında onun etkisi altında kalır.

Sadık Rıfat Paşa gerek Viyana’da bulunduğu zaman gerekse görevde bulunmadığı dönemlerde görüş ve düşüncelerini tasarı şeklinde yazmıştır. 11 Şubat 1857’de ölmesinden sonra oğlu Mehmed Rauf Paşa tarafından bu yazılardan yapılan seçmeler “Müntehabât-ı Âsâr” adı altında bir kitap olarak yayınlanır.

Devletin temeli adalettir

Her devletin gücünün devamlılığının temeli adalettir. Gerilemesinin ve yıkılmasının sebebi ise zulüm ve haksızlıktır. Adalet devletin temelidir. Bu temel üzerine kurulmayan hukuk, akıl, insaf ve hakka uymayan hükümetin oturması ve devamlılığı mümkün olmaz. Adalet ve hukuk üzerine kurulmuş olan devletin binası sağlam ve dayanıklı olur.” (s. 103).

Günümüzde ülkemizin her duruşma salonunun üst bölümünde “Adalet Mülkün Temelidir” yazısı yer almaktadır. Ancak, toplumun hemen her kesiminde giderek adalete olan güven azalmakta. Sanırım çoğu kişi bu yazıda yer alan “mülk” kelimesi ile devletin belirtildiğinin farkında değil. Adaletin devletin değil, şahsi mülkünün temeli olduğunu  düşünüyor. Bu görüş de doğrudur, eğer bir mülk sahibi iseniz, o mülkün korunması ancak devletin adaleti sayesinde olacaktır. Yoksa biri çıkar ve sizin mülkünüze el koyabilir. Devlet böylesi bir olayda devreye girer ve mülkün sahibinin haklarını korur.

Sanırım son zamanlarda giderek fazla bireyci olduk, devletin adalet düzeni ve adaleti uygulaması bizi ilgilendirmiyor. Eğer şahsi mülkümüz koruma altında, kişisel olarak herhangi bir sıkıntı yaşamıyorsak adaletin varlığı bizi ilgilendirmiyor. Hâlbuki bir arada yaşamanın vazgeçilmez kuralı eşit adalet anlayışıdır.

Hükümetler halk içindir

Devletlerin gerçek gücü halkının kesin bir bağlılık ve iyi karşılaması ve sürekli sevgisi ile meydana gelir ve devam eder. Her hükümetin kuruluş sebebi halkının işlerini görmek ve haklarını sağlamak içindir. Hükümetler halk için kurulmuş olup halk hükümetler için yaratılmış değildir.” (s. 103).

Sadık Rıfat Paşa’nın yaşadığı dönem çalkantılı bir dönemdir. Sultan II. Mahmud devletin giderek güç kaybetmesinin önüne geçmek için dejenere olmuş bir askeri yapı olan yeniçeriliği, 16 Haziran 1826 günü başlayan bir dizi olay sonucu ortadan kaldırır. Yeniçeriliğin kaldırılması yalnızca bir askeri düzenleme değildir. Çok uzun bir süredir devam eden bu oluşum, devletin hemen her kademesinde büyük oranda reform yapılmasını gerektirir. Bu nedenle, muhtemelen de Viyana’da şahit olduğu bazı düzenlemeler Rıfat Paşa’nın farklı düşünceler gerçekleştirmesine neden olur.

Hukukun üstünlüğü

Bütün gerekli kanunların ana esası, her çeşit halkın uyruğu bulunduğu devletten can, mal ve şerefi bakımından tam güvenliğin sağlanması olduğundan hukuk gerektirmedikçe hangi tabakadan olursa olsun hiç kimse gizli veya açık katledilmemeli ve zehirlenmemeli, küçük ve büyük suçtan idam edilmemeli, fakat suç işleyen memur ve vatandaşın suçlarının derecesine göre azil, sürgün, rütbe indirilmesi, hapis ve kürek gibi cezalarla cezalandırılmalı, amma bu gibi cezalar da asla şahsi gareze göre verilmemeli, soruşturma sonunda suçları sabit olduğu taktirde gereği yapılmalıdır.” (s. 103).

Sadık Rıfat Paşa bu düşüncelerini 3 Kasım 1839 günü okunan “Gülhâne Hatt-ı Hümayunu” ile başladığı kabul edilen “Tanzimât-ı Hayriye / Hayırlı Düzenlemeler” sonrası kaleme alsa da yüz yıllardır sürmekte olan mutlakiyet rejiminin ilan edilen bir düzenleme ile tümüyle ortadan kalkması mümkün değildir. Bu kez bazı kişilerin gizlice,suikast veya zehirlenme yoluyla ortadan kaldırılması şüphesi yaygındır. Paşa, bu noktanın da düzeltilmesi gerektiğinden böylesi yollara tevessül edilmemesi gerektiğini belirtmektedir.

DEVLETLERİN GENEL POLİTİKASI

Eğitim

Avrupa’da erkek ve kız çocukları beş altı yaşına gelince mahallelerindeki okullara verilip on iki yaşına kadar kendi dillerini okuyup yazmayı ve ilk bilgileri usulüne göre öğrenip on iki yaşından sonra yine çoğu devlet akademilerinde gereğince ve her birinin yetenek ve hevesine göre hangi sanata girecek ise ona göre fen, bilim ve sanata dair bilgileri öğrenerek on sekiz yaşına gelince gerekli bilgileri tamamlar… Nakli bilimlerden başka fizik, kimya, astronomi, tıp, hukuk, müzik veya özelliklerine göre kara ve deniz savaş bilgileri ve maarife önem verdiklerinden onlar içinde ayrı ayrı okulları vardır.” (s. 104-105).

Sadık Rıfat Paşa’nın 1857 yılında vefat ettiği göz önüne alındığında, Avrupa’da eğitimin ne boyutlara ulaştığı anlaşılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiyesinin yalnızca askeri başarısızlıklar sonucu değil, büyük oranda eğitimdeki geri kalmadan dolayı olduğu anlaşılacaktır. Günümüzde de nerede ise tüm eğitim kurumlarımızda akli değil nakli bilimlere daha fazla ağırlık verilmektedir. İlkokul seviyesinden başlayan test yöntemi giderek akli değil, nakli bir bilim öğrenimine dönüşmüş durumdadır.

İnsan tabiatına aykırı olan şeyler daimî ve geçerli olamaz. Bir müddet için geçerli olsa bile zor kullanarak devam edeceğinden gücünü kaybedince çabucak yok olur. Tabiata aykırı olan şey hiçbir zaman iyi olmaz. Zor hükümetinde vatan gayreti olmaz. Şahsi işler ve özel çıkarlar, şan ve şöhret efendisine dalkavukluk ve hizmet ancak vatan ve millet sevgisi yerine geçer.”  (s. 109).

Yüz elli yılı aşkın süre önce Sadık Rıfat Paşa, devletlerin yönetiminde dikkat edilecek sorunları dile getirmeye çalışmış! Anlaşılan insanlık var oldukça bu sorunlar da öyle veya böyle varlıklarını sürdürmeye devam edecektir.

* Abdurrahman Şeref Efendi, Tarih Musahabeleri, Sad. Enver Koray, Ankara, 1985.

Mehmed Sadık Rifat Paşa, Âsâr-ı Rifat Paşa/Müntehabât-ı Âsâr, İstanbul, 1873.