H. G. Wells ve Atatürk

Daha çok, H. G. Wells adıyla bilinen, “Dünyalar Savaşı, Görünmez Adam, Dr. Moreau’nun Adası ve Zaman Makinası” isimli bilim kurgu romanlarıyla tanınan İngiliz yazar Herbert George Wells (1866-1946) edebiyatın hemen her dalında çok sayıda eser vermiştir. Wells gelecekteki bilimsel gelişmelere yer verdiği romanlarıyla bilimkurgu dalının öncülerinden, kendisine ilham kaynağı olan, Jules Verne gibi yaratıcılarından biri sayılır.

Wells’in kitabı

Wells’in dönemi için önemli eserlerinden biri de 1920 yılında yayınladığı “Outline of History/ Ana Hatlarıyla Dünya Tarihi” isimli kitabıdır. 22 Kasım 1919’da Londra’da iki haftada bir yayınlanan resimli fasiküller, 1920 yılında ise tek bir cilt halinde basılır. İki milyondan fazla satış yapan bu kitap dünyanın çeşitli dillerine çevrilir. Wells’in yaşamı boyunca gözden geçirdiği ve zaman zaman ek ve düzeltmeler yaptığı kitabın yaşarken yayınladığı son versiyonu 1937 yılında; daha sonra oğlu tarafından yapılan eklerle yayınlanan son versiyonu ise 1971 yılında basılır.

40 bölümden oluşan ve insanlık tarihinin başlangıcından gelecek önerilerine kadar uzanan bu eserin 30 bölümü üzerinden yüz yıl geçtikten sonra dilimize tercüme edilerek yayınlanır. Ancak bu kitabın en önemli bölümü, “Tarihin Sonraki Aşaması” isimli 40. bölümüdür.

Kitabın yayınlanışından kısa süre sonra Fransızcaya tercüme edilen nüshasını okuyan Gazi Mustafa Kemal Paşa, 15 Ekim 1927 günü başlayıp, 20 Ekim 1927 günü sonlandırdığı ve daha sonra “Nutuk” adıyla bilinen 36 saat 25 dakikalık konuşmasında Wells’in düşüncelerini şu sözlerle anlatır.

H. G. Wells ve Atatürk

H. G. Wells, Ana Hatlarıyla Dünya Tarihi I, çev. Mehtap Gün Ayral, İstanbul, 2019.

Nutuk’ta Wells’ten alıntı

Efendiler, İngiliz tarihçilerinden Wells iki yıl önce bir tarih kitabı yayımladı. Bu kitabın son sayfalarında, “Dünya Tarihinin Gelecek Evresi” başlığı altında birtakım düşünceler vardır. Bu görüşlerin amacı ‘Un gouvernement federal mondial/Birleşik bir dünya devleti’kurma sorunudur. Wells, bu bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceği ve böyle bir devletin önemli ayırıcı niteliklerinin neler olacağı üzerindeki düşüncelerini ortaya atıyor; adaletin ve tek bir yasanın emri altında dünyanın alacağı durumu canlandırmaya çalışıyor.

Wells: ‘Bütün egemenlikler tek bir egemenlik içinde eritilmezse, ulusların üstünde bir erk yaratılmazsa dünya yok olacaktır’ diyor ve şu düşünceleri ileri sürüyor; ‘Gerçek devlet, çağımızın ileri yaşama koşullarının zorunlu kıldığı birleşik dünya devletinden başka bir şey olamaz. Kuşku yoktur ki, insanlar kendi yarattıkları şeylerin altında ezilmek istemezlerse er geç birleşmek zorunda kalacaklardır’ diyor. Ayrıca, ‘İnsanlığın dayanışması ile ilgili büyük düşün sonunda gerçekleşebilmesi için ne yapmak ve neyin önüne geçmek gerekeceğinin doğru olarak bilinmediğini; saldırgan bir dış siyaset geleneği olan devletleri, bir dünya birleşik devletinin güçlüklerle temsil edilebileceğini’ ileri sürüyor. Wells’in şu düşüncelerini de burada anmak isterim: ‘Avrupa ve Asya’nın uğradığı yıkımlar ve ortak gereksinimleri belki dünyanın bu iki parçasındaki ulusların bir ölçüde birleşmesine yarayacaktır. Olabilir ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra bölgesel birleşmeler yapılır.’

Mustafa Kemal’in ilgisi

Wells’in kitabının yayınlanmasından kısa süre sonra bu kitabı okuyan ve dile getirilen düşüncelerden etkilenen Mustafa Kemal Paşa, bu düşüncelere nutkunda yer verir, yer vermekle kalmaz, yıkıcı bir savaştan çıkan, dönemin en güçlü emperyalist güçlerini bozguna uğratan bir kişi olarak gelecek için eylemler gerçekleştirir.

20 Nisan 1931 günü açıklanan seçim beyannamesinde yeni bir anlayış ortaya koyar; “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”. Kısa süre sonra,

1932 yılında Türkiye Milletler Cemiyeti’ne üye olur, daha sonra 9 Şubat 1934 günü Atina’da imzalanan “Balkan Paktı” Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasındaki dostluk ilişkilerini sağlamlaştırmaya yöneliktir. 8 Temmuz 1937 günü Tahran’da imzalanan “Sadabat Paktı” ile de Türkiye, Afganistan, İran ve Irak arasındaki ilişkilerin artırılması çabasına girişilir. Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta dikkat çektiği konuların olgunlaşmasını ve komşu devletlerle sulh içinde yaşamayı arzulamaktadır.

Geçmişten ders almamak

Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkım sonrası Wells, insanlığın devamı için tek bir devlet olunması gerektiğini, savaşların ve silahlanmanın büyük yıkımlara ve yok oluşa neden olabileceğini anlatmasına rağmen, savaşın galibi devletler bu çağrıyı duymazdan gelirler. Karşılıklı uzlaşmak, savaş yerine ticaretin geliştirilmesi, insanlığın refahını ön plana almak, bunun için çalışmak yerine karşılıklı gerilimleri tırmandıran ülkeler 1938 yılından itibaren bu kere ilkinden büyük bir yıkıma neden olacak yeni bir savaşa sebep olurlar. Sanırım Mustafa Kemal Paşa dışında hemen hiçbir devlet yöneticisi Wells’in kitabını okumamış, okumuşsa da ders almamış ve kendi imkânları çerçevesinde hiç olmazsa bir bölümünü gerçekleştirmek için çaba harcamamıştır.

Ömrünün büyük bir bölümünü savaşlarda geçirmiş, savaşmak için eğitim almış bir kişinin, dünyada olmasa bile kendi yaşam çevresinin yakınında bir sulh ortamı yaratmak için sarf ettiği emek acaba kaç devlet adamına nasip olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu başarılı çalışmaları ve çevrede yarattığı olumlu düşünce ortamı kısa süre sonra Hatay meselesinin hallini, “Montrö Antlaşması” ile Boğazların kontrolünü ele geçirmemizi sağlar.

Gelecek için

Sanırım uzak geçmişten olduğu kadar yakın geçmişimizden de ders almamız ve gelecek için faydalanmamız gerekiyor. H. G. Wells’in kitabına gelince, yüz yıla yakın bir süre sonra Türkçeye tercüme edilen kitabın eksik kalan on bölümünü de dilimize kazandırmak gerekiyor. Sanırım 31. bölüm olan “İslam” bölümünde bizi rahatsız edebilecek bazı değerlendirmeler olduğu için buradan itibaren olan bölümler kitaba dahil edilmemiş. Bu doğru bir yöntem değil, dil bilen insanlarımız zaten bu bölümleri orijinal kitaptan okumaktalar. Bir anlamda sansür niteliği taşıyan, bu gibi düşünceler yanlıştır, hakkımızda yalan yanlış da olsa neler yazıldığını öğrenmek ve ona göre tedbir almak gerekir, bilgiyi saklamak veya görmezden gelmek hüner değildir. Ayrıca bu kitabı okumak isteyenler için belirtmek isterim ki, okudukları ile günümüz kabulleri arasında büyük bir fark göreceklerdir. Bu da bize son yüz yıl içinde insanlığın bilgi birikiminin ne kadar arttığını göstermesi açısından ilginçtir.

Son evrensel salgın sonrası gelişmiş oldukları iddiasında ki ülkelerin yöneticileri Wells’in “Dünya Devleti” hakkındaki düşüncelerini tekrar tekrar okumaları ve insanlığın devamının savaşlarla değil birbirleriyle anlaşarak mümkün olabileceğinin farkına varmasını sağlamalıdırlar.