KIZIMA MEKTUPLAR

Yazımın başlığına bakıp da sakın benim kendi kızıma yazdığım mektuplardan bahsedeceğimi düşünmeyin. Bugün sizlere, Hint Bağımsızlık Savaşının önde gelen liderlerinden ve özgür Hindistan’ın ilk başbakanı Jawaharlal Nehru’nun kızına yazdığı mektuplardan bahsetmek istiyorum. Bu kitabın dilimizde yayınlanmasından bu yana on sekiz yıl geçmiş, bunca yıl sonra böylesi bir kitaptan söz etmek de nereden çıktı diye düşünebilirsiniz. İçinde yaşadığımız günlerde boşa geçen zamanımızda artış oldu gibi geliyor bana.

 Zamanımın çoğunu kitap okuyarak ve okuduklarımdan notlar alarak geçiriyorum. Lafcadio Hearn’in yeni yayımlanan kitabı “Okuma Üzerine ”yi okurken birden bir cümleye takıldım. “Ne zaman yeni bir kitabın yayımlandığını duyarsanız, eski birini okuyun”.  Ben de bu sözün gereğini yerine getirerek eskiden okuduğum ve uzun süredir üzerinde düşünmeye devam ettiğim bazı kitapları yeniden okumaya başladım. Elbette aradan geçen zaman içinde ilk okumamdan daha farklı ve sizlerle paylaşmak istediğim izlenimler edindim.

Jawaharlal Nehru

 İngiliz yönetimine karşı oluşan Hindistan Ulusal Kongre’sinin önemli üyelerinden biri olan Jawaharlal Nehru, Hindistan’ın bağımsızlık hareketi sırasında büyük roller üstlenmiş kişilerden biridir. 14 Kasım 1889 günü Allahabad’da doğan Nehru, 1910 yılında Cambridge’deki Trinity Collage’den doğa bilimleri dalında onur derecesi alarak mezun olur. Aynı yıl Londra’da Inner Temple’da hukuk okumaya başlar ve 1912 yılında mezun olarak baroya kayıt olur. 1912 sonlarına doğru Hindistan’a dönerek avukatlık yapmaya başlar. Kısa süre sonra Hindistan özgürlük hareketine katılan Nehru, uzun yıllar boyunca İngiliz yönetimine karşı direnerek, Hindistan’ın bağımsızlığını kazanma mücadelesinin önde gelen savunucularından biri olur.

Otuz beş yıl boyunca bu mücadelesini sürdürdükten sonra 15 Ağustos 1947 günü bağımsızlığı kazanan Hindistan’ın ilk başbakanı olur. 27 Mayıs 1964 tarihindeki ölümüne kadar on sekiz yıla yakın bir süre başbakanlık yapar. Bir dönem çok popüler olan ve yüze yakın ülkenin katılımı ile oluşan, Joseph Tito, Cemal Abdülnasır, Fidel Castro, Suharto, Nelson Mandela, Hüsnü Mübarek gibi devlet başkanlarının genel sekreterliğini yaptığı Bağlantısızlar Hareketi’nin hayata geçmesinin fikir babalarından biridir.

Nehru, İngiliz yönetimi tarafından tutuklandığı 1932 ile 1933 yılları içinde bulunduğu hapishaneden geleceğin Hindistan başbakanı olacak olan kızı İndra Gandi’ye otuz altı mektup yazar.

İndra Gandi’ye mektuplar

 “Bilmem bu mektuplar ne zaman nerede yayımlanacak. Hatta, günün birinde yayımlanıp yayımlanmayacağını dahi bilmiyorum. Çünkü Hindistan, bugün karışık durumda olan bir ülkedir. İleride çıkacak olayları da bugünden sezmek güç. Ama ben, henüz olaylar engel olmadan bu fırsattan yararlanarak bu satırları yazıyorum” 1 Ocak 1934.

 Jawaharlal Nehru’nun babası Motilal Nehru, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak hukuk okur ve Hindistan Ulusal Kongre’sinin kuruluşunda önemli çabaları vardır. Daha sonra kızı Indira Gandhi iki uzun dönem, torunu Rajiv Gandhi de bir dönem Hindistan başbakanlığı yaparlar. Hemen her zaman dile getirmeye çalıştığım gibi, okul eğitiminin yanı sıra aile içinde yapılan eğitim de önemlidir. Okul öncesi, küçük yaşta yapılan eğitim, yalnızca söylenenlere değil, büyüklerin davranışlarına bakarak oluşan eğitim çok daha köklüdür ve insanın hayatına yön verir. Eğitim iyi alışkanlıklar elde etmemiz için yapılır, küçük yaşta edilen iyi alışkanlıklar köklüdür ve kolay kolay kaybolmaz.

Nehru, 1931 yılı başında kızına yazdığı bir mektupta, “Tarih okumak güzeldir. Fakat ondan daha güzel ve iyi olan, insanın tarih yapmaya katılmasıdır. Biliyorsun ki, ülkemizde bugün tarih yapılıyor”.  Acaba kaç kişiye tarih yapmak nasip olur, on dört yaşındaki bir çocuğa (Indira Gandhi 1917-1984) gelecek için yazı yazmak bir babanın sorumluluk duygusunun büyüklüğünü göstermesi açısından örnek olması gereken bir davranış değil midir?

Son mektup

 9 Ağustos 1933 tarihli “Son Mektup”unda ise önceki otuz beş mektubunu özetleyerek geleceğin oluşturulması için bazı önerilerde bulunur.

“Birçok imparatorluklar kurulmuş, yıkılmış ve insanlar tarafından binlerce yıldır unutulmuşlar. Bir arkeoloji bilgini toprak altında gömülü olarak buluncaya kadar, onlar öylece unutulmuşlukları içinde kalırlar. Bu imparatorluklarda birçok ilkeler ve hayaller yaşamış, bazıları diğerlerinden daha güçlü olduklarını göstermişlerdir.

Gerçekte de geçmiş zaman bize çok şey verir. Şimdi toplumlarımızda kültür, uygarlık, bilim, ne varsa hepsi uzak yakın geçmişin bağışlarıdır. Öyleyse bu geçmişe borçlu olduğumuzu itiraf etmemiz yerinde olur.

Fakat geçmişin, bütün kültürümüzü kaplamaması gerekir. Çünkü geleceğe karşı da omuzumuzda, geçmişe olan borcumuzdan daha az olmayan ve hatta daha fazla bir görev vardır. Ölen artık ölmüştür ve biz onu diriltemeyiz. Gelecek ise henüz gelmemiştir, ama onu hazırlamakta bizim de katkımız olabilir”  (s. 559)

 

Politikacılara örnek sözler

 Sanırım çoğu politikacıya örnek olacak bu satırları okumak kolaydır. Ama bu düşünceleri okunabilir bir metin haline getirmek ve gelecekte ülke yönetiminde bulunacağını düşündüğünüz çocuklara iletmek herkesin üstesinden geleceği bir iş değildir. Düşüncelerimizi eylem haline dönüştürmenin çok kolay olduğu söylenemez. Eylem düşünmekten çok daha çaba ve çalışma isteyen bir iştir. Düşüncelerimizin hayata geçmesini sağlamak için bizim takip ettiğimiz yolun genişlemesi ve çok daha fazla sayıda insanın bu yolu takip etmesi gerekir.

Düşünce ve eylemlerimizle küçük patikalar değil, geniş yollar oluşturmak gerekir ki, büyük bir çoğunluk bu yolda yürümek istesin. Popülist düşünce ve eylemler bir süreliğine rağbet görse de uzun bir dönem için insanların ilgisini çekmez. İnsan doğasından gelen bir dürtü, her ne kadar bir süreliğine cazip gelse de uzun vadede popülist söylemlerin sonsuza kadar süremeyeceğinin farkına varmasını sağlar.

Yalnızca bizim ülkemiz insanının değil, tüm insanlığın geçmişin bu özel insanlarının düşüncelerini ve gelecek oluşturmak için yaptıklarını öğrenmesi ve hayata geçirmek için çalışması gerektiğine inanırım.