Suriye’nin toprak bütünlüğü, üniter yapısı anlamında Ankara ve Şam çok net mesajlar veriyor ama PKK’nın Suriye kolu YPG/PYD ya da SDG adı her neyse bunu anlamıyor ya da anlamamakta direniyor... 10 Mart tarihinde altına imza attığı mutabakat metnindeki sekiz maddeden hiçbirinin gereğini yerine getirmediği gibi, Şam yönetimini zorda bırakmak, kaosu tetiklemek adına her pisliği yapıyor... Küçük kurnazlıklar peşinde koşuyor… Sanki bu mutabakat hiç imzalanmamış, onlar adım adım kendi sözde özerklikleri ve bağımsızlıkları konusunda gidiyorlar, böyle bir tablo yaratmak istiyorlar... ABD’nin verdiği destekle Suriye topraklarına, stratejik varlıklarına çöken bir terör örgütü elebaşı ülkenin geleceği ve yönetim sistemi üzerine ahkam kesiyor… O topraklar üzerinde hak iddia ediyor… Tıpkı İsrail’in Filistin topraklarında yaptığı gibi… Al birini vur diğerine... İsrail’in parçalanmış Suriye niyeti buna dönük aşağılık faaliyetleri de aleni zaten.
Terör örgütü YPG/PYD
İmralı’ya gitmeme kararıyla CHP tartışmaların odağında yine... Dolayısıyla ay sonundaki 39’uncu olağan kurultaya dönük parti içi tartışmalara kısa bir mola. Ama görünen o ki; İmralı kararı oraya da yansıyacak. An itibarıyla durum ise şu:
Daha önce biri olağan, ikisi olağanüstü olmak üzere 3 kurultayda Genel Başkan seçilen Özgür Özel’in, bunu dörtleyeceği belli.. Her ne kadar şu sıralar Kılıçdaroğlu’na yakın duran bir grup vekilin Genel Merkezin tavır, tutumlarına tepki ve bazı talepler içeren bir mektubundan kaynaklı CHP’de hafiften bir türbülans havası var denilsede... Zira İmamoğlu’nun tutuklanması sonrasındaki performansı ve olağanüstü kurultaylardaki mutlak hakimiyetiyle şu sıralar CHP’nin en çok konuşulan ismi haline gelen Özel’in kendi tanımıyla teknik direktörlük adına taktisyenlik yetenekleri epey ön planda. İmamoğlu üzerinden yürüttüğü mağduriyet söylemiyle, tepkileriyle kendisini ön plana taşımaya odaklandı, başarılı oldu da...“Siyasette vefa
Terör örgütü PKK’nın, Türkiye’den geri çekilmesinin ardından Irak’ın kuzeyindeki ana karargâhlarından biri olan Zap bölgesini boşaltması hem sürecin adım adım ilerlemesi hem saha gerçekliğini göstermesi açısından önemli... PKK yaptığı açıklamalarla, İmralı’dan gelen silah bırakma çağrıları doğrultusunda bu adımları attığını söylüyor ama bir yandan da “Bak adımlar atıyorum, senden de bir şeyler bekliyorum” diye bir al-ver havası yaratmaya çalışıyor aklınca... Türkiye’nin asla böyle bir şeyin söz konusu olmadığı, olmayacağını çok net defalarca yinelemesine rağmen...
“Çekildim” dediği yerlere bakıldığında da Türkiye zaten terörsüz... Bir zamanlar terörle anılan yerlerde çoktan huzur ve güven ortamı sağlanmış durumda. Sınırın ötesinde Irak’ın kuzeyinde Türkiye’ye sıkıntı yaratan terör bölgelerine dönük verilen mücadelede en son Zap operasyonuyla geçen yıl kilidin kapandığı da herkesçe malum. Gelen bilgilerde
Gazze’deki ateşkes, defalarca ihlal edilmesine, İsrail’in Gazze’den çekilmesi ve çok uluslu gücün konuşlanması henüz gerçekleşmemiş, hatta ciddi sıkıntılardan kaynaklı kırılgan bir süreç olmasına rağmen geçerliliğini koruyor. Bunu zorlayan da her ne kadar Trump faktörü, bir kişinin siyasi iradesi denilse de küresel vicdan, dünya halkları aslında... İsrail’in uyguladığı Gazze ablukasına, acımasız katliam politikalarına verilen tepkilerle Netanyahu’ya baskıya ve ateşkese mecbur kıldılar dünya liderlerini... Yoksa insanlık dramı çok daha büyük acılara doğru sürüklenecekti... Dolayısıyla bu kırılgan süreçte de İsrail’e karşı başlayan küresel kolektif hareketin, sokaklardaki duyarlılığın durmaması, insani değerlere sahip olan herkesin aynı kararlılıkla tepkisini devam ettirmesi kritik önemde... Ancak nasıl olsa ateşkes sağlandı, İsrail anlaşmaya zorlandı, Gazze’ye yiyecek ulaşmaya başladı, çocuklar açlıktan ölmeyecek, artık Netanyahu katliam yapamaz gibi iyimser düşünceden kaynaklı bir
PKK’nın Suriye kolu SDG meselesinde Türkiye’nin kırmızı çizgisi belli...Bu konudaki kararlılığı da açık. Net bir şekilde ilk günden bu yana söylenen ve defalarca yinelenen tek mesaj şu: PKK bütün unsurlarıyla silah bırakmalıdır. O unsurlardan bir tanesi de YPG/SDG’dir. Bu kadar basit...Dolayısıyla Türkiye tarafından asla kabul edilmeyecek konuları dillendirmeleri öne sürmeleri ya anlama, algı sorunu ya da saklamaya çalıştıkları niyetlerinden kaynaklanıyor... Mesela Suriye’nin toprak bütünlüğü, üniter yapısı anlamında Ankara ve Şam çok net mesajlar veriyor ama YPG/PYD ya da SDG adı her neyse bunu anlamıyor ya da anlamamakta direniyor...Özerklik, federatif yapı hayalinde ısrar ediyor...10 mart tarihinde altına imza attığı mutabakat metnindeki 8 maddeden hiçbirinin gereğini yerine getirmediği gibi, kaosu tetiklemek adına her pisliği yapıyor, küçük kurnazlıklar peşinde koşuyor..İşine geldiği gibi kendi anladığını bizim anladığımız olarak kabul edip “10 Mart Mutabakatını Türkiye’de kabul etti artık “ gibisinden
Şehitlerimiz var... Acımız çok büyük, tarifi mümkün değil. C-130’un düşüş nedeni henüz araştırılıyor ama ortada dolaşan acımasız, peşin hükümler, yorumlar nedeniyletepki söz konusu bir yandan da...
Görüntüler, doğruluğu kanıtlanmamış bilgiler üzerinden bir sürü senaryo sosyal medyada viral oldu, oluyor… Uyduyla sinyali bozdular yok şu oldu, bu oldu bilmem ne diye. Resmi açıklamayı bekleyen ya da itibar eden yok. Bilen bilmeyen herkes konuşuyor. Elbette kaza neden oldu, uçak nasıl düştü aydınlanması gerekiyor. Her türlü olasılık da düşünmeye değer. Şu an Milli Savunma Bakanlığı’nın yaptığı da o zaten... Ama öyle bilgi kirliliği, paranoya var ki ülkede “Sen bilmiyorsun” diye başlıyorlar söze... Bunların alıcıları da var maalesef...
★★★
Aynı durum açıklanan İBB iddianamesi için de geçerli... İçerikten ziyade siyasi söylemler daha ön planda yine... Adı üstünde bu iddianame savcılık savlarını, belgelerini ortaya koydu, kabul edilip mahkeme aşamasına geçilirse
Netanyahu, hastalıklı kafası, yaptıklarıyla hem dünyaya hem halkına bela oldu. Ülkesi İsrail’in uluslararası algısı yerlerde sürünüyor. Son iki yıllık süreçte yalnızlaşan ve izole olan bir İsrail var.. Bunu da bizzat sırtını dayadığı, ABD’nin Başkanı Trump deklare etti zaten... Hem de defalarca ve “aklını başına al” diye oldukça sert ve son derece net uyarılarla... Araştırmalara göre; İsrail’in en güçlü müttefiki, hamisi ABD’de bile kamuoyu giderek daha fazla İsrail karşıtı hale geliyor zira. Amerika kamuoyunun yüzde 53’ü İsrail’e olumsuz bakıyor. Avrupa’nın birçok ülkesinde de durum aynı. Kurulduğu günden bu yana Filistin halkına saldıran, topraklarına çöken ve BM kararlarını yok sayan İsrail’in haydut devlet, soykırımcı bir güç olduğunu nihayet destekçisi ülkeler de anlamaya başladı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yahudiler Holokost’u kullanarak dünyada mağduru oynadılar hep ama o durum söz konusu değil artık... Avrupa ülkeleri kamuoylarında İsrail
Söylemleri Trump’ın sesi, onun görüşü olarak yorumlanan ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack,gel-gitleri, küstah çıkışlarıyla da “patronundan” farksız bir görüntü veriyor...Aslında aynısı Trump’ın seçtiği diğer yakın çalışma arkadaşları ve kritik noktalara atadığı isimlerin tamamı için geçerli. ABD Başkanı’nın kendine yakın isimlerden oluşan bir ekip kurması, herbirinin Trump’ın sesi olması son derece doğal denilebilir ama görüntü onun biraz ötesine geçmiş halde...Herkes O’nun gibi hareket etmeye,davranmaya çalışıyor, kendisini Trump sanıyor sanki...Mesela Bahreyn’de katıldığı bir forumda Büyükelçi Barrack ne dedi?”Türkiye ve İsrail birbiriyle savaşmayacak. Aralarında çok uzak olmayan gelecekte bir ticaret anlaşması da imzalanabilir.”
Bir büyükelçinin üstüne vazife mi, görevli olarak bulunduğu bir ülkenin, Türkiye’nin dış politikası üzerine ahkam kesmek. İsraille ilgili yaptığı bu