ABD’nin Kürdistan devleti hayali

ABD’li yetkililer soruldu-ğunda “Türkiye, Suriye ve Irak’ın egemenliğini ve toprak ABD’nin Kürdistan devleti hayalibütünlüğünü güçlü şekilde desteklediklerini” açıklıyorlar. Yani Kürdistan devleti gibi bir planlarının ya da hayallerinin asla ve kat’a olmadığını söylüyorlar. Ancak Irak’ın işgaliyle başlayan gelişmeler ve bugün Suriye’de yaşananlar ile Türkiye’ye yönelik tehditler bu söylemin tam tersini gösteriyor. Buna ABD’nin Kürdistan devleti niyeti ve oluşturma gayreti de denilebilir.

Peki, bunlar sürpriz mi? ABD’nin “Türkiye bizim ezeli ve ebedi müttefikimiz” sözlerine takılırsan evet ama arşivleri dikkate alırsan hayır. Şöyle ki; çok yıllar önce konuştuğum (08 Ağustos 1989, Milliyet) em. Korgeneral merhum Faruk Güventürk, 1965 yılında atandığı Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı’nın ilk gününde gittiği ABD’nin radar üssünde komutan odasında gördüklerini şöyle anlatmıştı:

“Komutanın arkasında ABD Cumhurbaşkanı Johnson’un resmi ve masanın yanında da bir Amerikan bayrağı olduğu gibi duvarda da üzerinde büyük harflerle Kürdistan/Ermenistan yazılı büyük bir harita asılmıştı. Derhal radar komutanı albaya şöyle dedim: Burası Türkiye Cumhuriyeti’dir. Madem ki müttefikiz, bizim Cumhurbaşkanımız ve kurucumuz olan Atatürk’ün de resminin asılması, Amerikan bayrağının yanına bir de Türk bayrağının konulması gerekir. Bundan başka, Türkiye’de ne Kürdistan, ne de Ermenistan yoktur. Kürtler tamamen öz vatandaşlarımızdır. Bu sebeplerden dolayı muzır bir maksat için asılmış olan bu haritayı tasvip etmediğimden, size yapmak istediğim ziyareti iptal ediyorum.”

‘Hemşireleri izlettim’

Güventürk’ün bölgede yaptığı incelemelerindeki izlenimleri de şunlardı:

“Kolordu Komutanlığı’nın emrine giren bir İngiliz tuğgeneralinin komutasında olan karışık çevik bir tugay Diyarbakır bölgesine geldi. Bu tugayın içinde bulunan Amerikan subay ve personelini, ayrıca kolordu bölgesine yayılmış bulunan gönüllü Amerikan hemşirelerini gizlice izlettim. Bunların hepsinin, tamamen görevleri haricinde olmak üzere halkla ilişki kurduklarını ve onlara Türkleri sevip sevmediklerini, durumlarından memnun olup olmadıklarını sorduklarını çeşitli kaynaklar vasıtasıyla tespit ettim. Bunlardan başka, balık avı ve dağ keçisi avı bahaneleriyle çeşitli rütbelerde Amerikan generallerinin de o bölgeye geldiklerini, halkla konuştuklannı, hangi madenlerin bulunduğuna dair araştırma yaptıklarını, gezdikleri yerlerden numune toprak aldıklarını, Türk birliklerinin nerelere yerleştirildiklerini tahkik ettiklerini tespit ettim.”

Cumhurbaşkanı’na rapor

Gördüğü bu manzara ve daha sonraki tespitleriyle ilgili olarak 1966 yılında zamanın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a 3 ayrı rapor ilettiğini de ifade eden Güventürk’ün ilk raporunun son paragrafı da şöyleydi:

“Sayın Cumhurbaşkanım, edindiğim kanaat odur ki müttefikimiz olan Amerika bize kendi çıkarının dışında hiçbir zaman dost değildir. Hiçbir zaman tatminkâr olmayan maddi yardımlarıyla bizi oyalamakta, fakat günün birinde sanayileşmiş, nüfusu artmış bir Türkiye’nin ister istemez Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin dışına çıkıp petrol sahalarında ve Ortadoğu Bölgesi’nde bir hâkimiyet kuracaklarından endişe ettikleri için Güneydoğu Bölgesi’nde tampon ve her zaman kolaylıkla sömürecekleri bir Kürt devletinin kurulmasını arzu etmektedirler...”

“Çok Muhterem Cumhurbaşkanım” diye başlayan ve bölgeye acil ekonomik yatırımlar ile bölgedeki ABD’lilerin görev dışı çalışmalarına dönük yaptırımlar öngören ikinci raporun ilk cümlesi ise şuydu:

“Memleketimizin türlü cereyanların etkisi altında bulunduğu ve millet fertlerinin yer yer cephelere bölünerek, birbirine düşman hale getirildiği ya da getirilmek istendiği gerçeğiyle karşı karşıya bulunmaktayız...”

Özetle, dememiz o ki bugün ABD’nin PYD/YPG sevdası ve Kürt koridoru ısrarına bakıp “Bu nasıl müttefiklik” diye hayıflanmak yerine, uyarıların neden dikkate alınıp yol haritası çizilmediğini sorgulamak daha doğru...

Yumurta kapıya dayanınca çözüm üretmek

Üçüncü köprünün (YSS) açılmasından sonra günün her saatindeki TIR ve kamyon trafiğiyle İstanbul’un en “kırmızı”, daha doğrusu, “çıldırtan” noktası haline gelen Mahmutbey gişeleriyle ilgili eleştirilere yetkililerin tepkisi neydi? “50 km kuyruk unutuldu, Mahmutbey’deki 2.5 km’lik kuyruğa taktılar. 2 ay içerisinde serbest geçişle orayı da rahatlatacağız. Kınalı ve Akyazı bağlanınca bu problemler bitecek.”
Şimdi sözü edilen o rahatlama için start verildi ve her iki yönde şerit daraltılması yapıldı. Dolayısıyla da çile katlandı yani 2.5 km’lik yol hiç geçit vermez oldu. O nedenle de vatandaşlar haklı olarak diyor ki:
“Hadi Kınalı bağlantısı yetişmedi, gişelerin hepten kalkması gibi bir niyet de yok. Hiç değilse bu serbest geçiş sisteminin köprü açılmadan (yaz aylarında, okullar tatildeyken, kamyon ve TIR’lara belli saat dilimlerinde yasak uygulanırken) yapılması öngörülemez miydi?..”
Bakalım yetkililer buna ne tepki verecekler?