Karayalçın: Masa devrilmedi ama titredi

CHP’de kurultayın üzerinden neredeyse bir ay geçmesine rağmen Muharrem İnce’nin çıkışına odaklı partideki dalgalanma, hareketlilik bitmedi. Hatta eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Millet İttifakı’nın adayı mı olacak tartışmalarıyla daha da alevlendi. Evet, eski genel başkanlar ya da ağır abiler Murat Karayalçın ve Hikmet Çetin’in devreye girmesiyle partinin birlik, bütünlüğünü zedeleyecek olası bir kopma durumu önlendi ama buna askıya alındı demek daha doğru. Çünkü hem İnce’nin 4 Eylül’deki Sivas hamlesi ve sonrasındaki performansı hem de bu aşamada disiplin kurulu mekanizmasını işletmeyen CHP Genel Merkezi’nin olası gelişmelere bağlı atacağı adımlarla görüntü değişebilir. Dolayısıyla, partili partisiz herkes CHP’de ne oluyor diye soruyor, konuşuyor. Biz de İnce krizinde arabuluculuk yapan Murat Karayalçın’a sorduk. O da anlattı: 

“Cumhurbaşkanlığı tartışmasının hem zemin hem de zaman açısından yersiz olduğu kanısındayım. Zamandan kastım, sürecin işleyeceğinin belirgin bir biçimde ortaya çıkmasıdır. Zamanında mı olacak, erken seçime mi gidilecek, bunu görmeden zemin açısından aday adı dile dile getirmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bir de zemin açısından da benzer bir değerlendirme yapıyorum. Ondan da kastım, seçimlere nasıl gidileceği. Tam veya kısmi ittifak söz konusu, üçüncü seçenek de herkesin tek başına seçime girmesi. Bunlardan hangisinin olacağının ortaya çıkması gerekir.”

Bu konu Kılıçdaroğlu’nun Abdullah Gül ile ilgili açıklamalarıyla daha da alevlendi. Net bir yanıt verilemez miydi?

Tabii o Sayın Genel Başkan’ın takdiri, onunla ilgili bir şey söylemek istemem ama bu bence çok erken, bir zemin ve zamanı olmayan bir tartışma.

Kurultaydan yeni çıkan CHP parti içi tartışmalarla sanki kaynayan bir kazan görüntüsünde?

Evet, partide bazı tartışmalar yaşanıyor, belki bunlar genişleyebilir de. Aslında bunun bir bölümü bizim geleneksel yapımızdan kaynaklanıyor, biz demokratik, sol bir partiyiz, bu tartışmaları seven parti üyeleriyiz. Hep böyle oldu; 1970’lerde böyleydi. Ben rahmetli Bülent Ecevit’in 70’lerin ortasında hükümeti kurmamızın ardından galiba parti içindeki yoğun tartışmalar üzerine, ‘Kıymayın bu partiye’ diye isyan eden ifadeler kullandığını anımsıyorum. Yani bunun bir bölümü bizim zaten kimliğimizden, geleneksel yapımızdan gelmektedir. Yeter ki partinin birliği, bütünlüğü ve parti hukuku bundan zarar görmesin. Partinin birliği derken, sol bir partinin Türkiye siyasetinin sol alanında tek başına var olmasından söz ediyorum. 1990’lı yıllarda sosyal demokrat kesimde üç partiydik: CHP, DSP, SHP ve bunun çok büyük olumsuzluklarını yaşadık. Partinin bütünlüğünden kastım da parti içindeki tartışmaların partide işleyişi, parti hukukunu zora sokmaması, dışarıya karşı böyle bir izlenimin verilmemesidir. İkisinde de bütün CHP’liler yüksek bir duyarlılık sergilendiği sürece bu tartışmalardan bir olumsuzluk ortaya çıkmaz.

Karayalçın: Masa devrilmedi ama titredi

Bir de bunun dışında 37. kurultayda genel başkanın 2. yüzyıla çağrı başlığıyla delegelerin onayına sunduğu metinde sıraladığı 5 sorunun çözümü için bizim bir siyasi proje hazırlamamız gerekiyor. Önerim, CHP’nin 1 milyon 200 bin üyesi 30’ar kişilik çalışma grupları halinde bu projeyi hazırlamamız şeklindedir. Buna Türkiye’nin duyarlılığı yüksek yerlerdeki bazı bölge projeleri de eklenmelidir. Yine 2015 seçimlerinde hazırladığımız Merkez Türkiye projesini özellikle küresel salgının getirmiş olduğu ortamda lojistik üsler anlamında yenileyerek ortaya koymamız söz konusu olabilir diye umuyorum, düşünüyorum. Bunlar parti içindeki üretken olmayan tartışmaları da bence bastıracaktır. Bunun bir de, Sayın Genel Başkan’ın deyimiyle, bizim dostlarımızla ilişkilerimiz açısından yararı olur kanısındayım. Çünkü seçmenin karşısına yalnızca parlamenter sisteme döneceğiz önerisiyle çıkılamaz.

Tartışma belki genişleyebilir de dediniz?

Genişleyebilir tabii. Bu kurultay süreci daha öncekilerden daha kontrollü oldu. Ankara’da, İstanbul’da tek adaylı kongreler oldu, belki başka arkadaşlarımız da vardır ama hemen hemen tek adaylı, blok listeli kongreler yaşadık. Gerçi bunlar delegelerin kararıyla oldu ama genel merkezin de böyle bir tercihinin olduğu biliniyordu. Şimdi kurultay bitti, ‘Orası niye öyleydi, burası niye böyleydi?’ diye tartışılıyor. Bunlar da partide yeni birtakım tartışmaların ortaya çıkmasına neden olabilir. Hepsi de yapılsın, bize yakışır tartışmalar ama yeter ki birlik ve bütünlük içinde yapılsın, parti hukuku ihlal edilmesin.

Endişeniz, kopmalar olabilir anlamında mı?

Yok, kopma falan öyle bir şeyi hiç düşünmüyorum. Arkadaşlarımız işte parti içinde WhatsApp gruplarından tutun da değişik adları taşıyan hareket adını verdikleri birliklerin içine girebiliyorlar. Bunlar başka partilerde görülen şeyler değil, ben bunların asla kopmaya yol açacağına inanmam, inanmıyorum. Ama yine de kamuoyunda birlik bütünlüğü bozan parti hukukunu ihlal eden izlenimler yaratılmamalıdır.

Muharrem İnce “Parti de kursam zaten bu sistemde bölme olmaz” diyor?

O biraz daha teknik bir ifade. Yani Muharrem Bey’in o değerlendirmesi yeni siyaset yapma biçimi çerçevesinde doğru ama benim dediğim bayağı klasik partiden kopmama, CHP üyeliğinin devam ettirilmesi anlamında. Bunu söylememin nedeni de ağız alışkanlığı değil, birlik bütünlük olmazsa, bize umut bağlamış seçmenlerin bize yaklaşımları da farklı olur kaygısını taşıyorum.

İktidara hazırlanan CHP diyorsunuz ama parti içinden tek başına iktidarın sözü dahi edilmiyor şeklinde eleştiriler de var?

Bu doğru değil. Tabii ki dostlarımızı önemsiyoruz, dostlarımızla birlikte olmalıyız. Ben A planı olarak bunu görüyorum. A planı 2019 seçimlerinde doğrudan ya da dolaylı birlikte olduğumuz tüm siyasetlerle birlikteliğimizi devam ettirmek şeklindedir. Çünkü bu yalnızca CHP’nin iktidara gelmesi meselesi değildir. Yani 2017 referandumunda bu CHP meselesi değil memleket meselesi diye sloganlaştırdığımız tavır Cumhurbaşkanlığı seçiminde de geçerli, yalnızca kendimiz için değil, Cumhuriyetimizin 2. yüzyılını olabilecek en büyük mutabakatla yaşamalıyız. Aslında bu 2019 seçimlerinde birlikte olduğumuz siyasetleri kapsamıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimini kazandıktan sonra bizim bir yeni Anayasa çalışması yapmamız gerekiyor ve bunu da en geniş katılımla yapmak durumundayız. Bunu da düşünerek böyle büyük bir birlikteliği öngörmekteyiz ama biz Cumhurbaşkanlığı seçimine tek başımıza da girebiliriz.

B planı anlamında mı?

B planı yok. A planı var olmuyorsa da biz tek başımıza gireceğiz. O zaten bizim işimiz, benim tercihim en büyük katılımla girmemizdir ama olmayabilir. Yanımızda dostlarımızın olmasını tabii ki isterim, herkes ister ama tek başımıza da girebiliriz. Ve biz seçimlerin niteliğini, iki turlu olduğunu dikkate alarak söylüyorum, tek başımıza da bu seçimi kazanırız. O nedenle, yapılmasını önerdiğim, 2. yüzyıla çağrı bildirimizin gerekli kıldığını düşündüğüm çalışma bizim tek başına seçime girmemiz durumunda yurttaşlarımıza sunacağımız çalışmadır. O da, ittifakların olması durumunda seçmenlere sunacağımız metin de hepimizin elinde olmalı. Yani her türlü olasılığa karşı CHP hazır olmalı.

Memleket meselesi denildiğinde Cumhurbaşkanı adayı CHP’li olmayan bir isim de olabilir anlamına mı geliyor?

Bu nasıl bir ittifak kurulacağına bağlı ya da ittifak var mı, ittifak olacak mı? Biz Cumhurbaşkanlığı seçimine 2018’de tek başımıza girdik, dostlarımız kendi adaylarını çıkardılar. Bu seçime de biz tek başımıza girebiliriz. Tek başımıza seçime girme olasılığının olduğu bir ortamda biz başkalarının adaylığını niye konuşalım? Başkalarının adaylığı bizim ancak başkalarıyla birlikte olmamız durumunda dikkate alınacak bir şey. Tek başımıza gireceksek, bizim kendi içimizden birisi olacaktır ya da CHP’nin ilkelerini, benimseyen birisi olacaktır. Ama CHP’nin üyelerinin karara bağlayacağı birisi olacaktır.

O zaman niçin tüzük değişikliğiyle ön seçimle belirlenir denilmiyor?

Onun gerekçesini bilemiyorum ama bir partili olarak bunu şöyle yorumluyorum. Bütün seçenekler sıralandıktan sonra hangisinin olacağına Parti Meclisi karar verecek. Eğer ittifakla gireceksek ön seçim olabilir mi? Olamaz. Benimki bir tahmin bir partili olarak birer siyasetçi olarak tahminde bulunuyorum.

İnce’nin “Genel Başkan aday değilse CHP iktidarı denilemez” eleştirisi de oldu?

Bu Kemal Bey’in tercihi. Aslında Kemal Bey böyle bir karar alarak ya da böyle bir tavır sergileyerek bence tutarlı davranıyor. Çünkü 2017 referandumuna giderken bizim eleştirdiğimiz şeylerden bir tanesi de ‘Partili Cumhurbaşkanı olmamalı, Türkiye’nin geleneklerine ters’ diyorduk. Şimdi o eleştiriyi dikkate alarak Kemal Bey herhalde bu tavrı sürdürüyor.

İnce’nin tavrı için siyasi şantaj yorumu da yapmıştınız?

Yok, şöyle: İnce benim çok sevdiğim bir arkadaşım, benim il başkanımdı. Katiyen onunla ilgili bir olumsuzluğu ifade etmek istemem belki dolaylı olarak o bağlantıyı kurdular. Ben şunu söyledim; yani birisi ‘Ben Cumhurbaşkanı adayıyım ya da herhangi bir yere adayım eğer beni aday yapmazsanız, ben ayrılırım, bağımsız aday olurum’ diyorsa siyasette buna şantaj derler ya da gündelik dilde bu şantaj diye adlandırılır ama ben ‘Muharrem Bey’in böyle yapacağını sanmıyorum’ dedim. Nitekim ayrı bir parti kurmayacağını söyledi. Bunun anlamı, partimden istifa etmiyorumdur, değil mi? ‘Bir hareket başlatıyorum’ dedi, ben bunu da Cumhurbaşkanlığı aday adaylığı hareketi olarak niteliyorum. Kendisini böyle konumlandırıyor Muharrem Bey. Yani burada masa devrilmese bile titredi bir miktar ama yine de Sayın Kılıçdaroğlu verdiği demeçte bir disiplin girişiminin söz konusu olmayacağını söyledi. Ama bundan sonraki gelişmeler nasıl şekillenir, onu bilemem.

CHP gelişmelere göre “Sen bizim adayımızsın” diyebilir mi?

Yok, olur mu öyle? Sayın Genel Başkan bireysel olarak Muharrem Bey’e ya da herhangi birine ‘Sen bizim adayımızsın’ diyemez. Bunun hangi yöntemle belirleneceğini Parti Meclisi karara bağlayacak. Şimdiden böyle bir şey söylenemez, söylenmemeli de.

Her şeye rağmen İnce partiden koparsa?

Yazık olur. Yanlış yapmış olur, yazık olur...

"Karadeniz’den gelen müjde ülkemize,milletimize hayırlı, uğurlu olsun...Dileriz devamı Akdeniz’den de gelir..."