Trafik kâbusunun sorumlusu kim?

Megapol İstanbul başta olmak üzere tüm büyük şehirlerin ortak sorunu olan trafik rezaletinin birçok nedeni var. Bunların başında da bina ve araç sayısındaki hormonlu büyüme, ulaşım sistemindeki yanlış tercihler ve yetersiz kalan yollar geliyor. Ancak, sadece bunlara kafa yorarak soruna çözüm üretmek zor. Çünkü, trafiği düzenleyen ve denetleyen kuruluşlar arasındaki tıkanıklık da had safhada. Örneğin Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) “Burada durulmaz, yasak” diyor, denetlemekle yükümlü trafik polisi ise ya görmüyor ya da görmezden geliyor. Öyle ki bazı yerlerde bu konuda vatandaşlar kadar yerel yöneticiler de dertli ve şikayetçi. Bunlardan biri de Türkiye’nin proje ve kentsel çözümleriyle parmakla gösterilebilecek belediye başkanlarından Prof. Yılmaz Büyükerşen. Eskişehir’de UKOME tarafından alınan birçok kararın uygulanmasında sorun yaşadıklarını belirten Başkan,”Kanunda mutlak uygulanacak hükmü bulunmasına rağmen bazı kararlar (minibüs yasağı gibi) mahkeme tarafından engelleniyor. Ya da kararların uygulanmasında yaptırım yetkisi olan trafik polisleri yerel parti yöneticilerinin baskısıyla kıpırdamıyor” diye yakınıyor.
‘Fotoğraf makineli denetim’
Polislerin duyarsızlığı nedeniyle yolu tıkayan, kaldırımlara park edenlere Kabahatlar Yasası kapsamında yaptırım uygulamaya karar verdiklerini anlatan Büyükerşen, gülerek devam ediyor:
“Belediye zabıtalarına fotoğraf makinesi dağıttık. Yasak yere park eden, kaldırıma çıkan araçları tek tek tespit ettik. Sonra o plakaları emniyete sorup araç sahiplerini öğrendik, hiç olmazsa 60’şar liralık ceza uyguladık. Ama bunu çok az yapabildik, çünkü polis, günü, saati, dakikası belli olmasına rağmen, araç sahipleri hakkında bilgi vermeyi kesti. Adam şimdi dörtlü flaşörü yakıp yolun ortasına bırakıyor ya da hakmış gibi ikinci, üçüncü şeride park ediyor, karışan olmuyor. Sonra da çıkıp ‘Eskişehir’deki trafik sıkışıklığının nedeni tramvay’ diyorlar. Ayıp...”

Hipokrat’a Torba Yasa tehdidi
Ruhsatsız sağlık hizmeti sunan ya da yetkisiz kişilerce sağlık hizmeti verdirenlere bir yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngören Sağlık Torba Yasa Tasarısı büyük olasılıkla bu hafta kesinleşecek. Kaçak çalışan, vatandaşın canıyla oynayanların cezalandırılmasına kimsenin itirazı yok, olamaz da. Ancak, bu kapsama Gezi Parkı eylemlerinde olduğu gibi toplumsal olaylarda gözü çıkan, kafası kırılanlara müdahale girince durum değişiyor. Yasanın asıl amacının Gezi Parkı olaylarında, yaralıların yardımına koşan gönüllü sağlık çalışanlarına gözdağı vermek olduğunu belirten Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan, bunun tıp etiği ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu söylüyor. Tasarıya sonradan eklenen “acil sağlık hizmeti ulaşana dek hizmet verenler hariç” cümlesinin de muğlak olduğuna dikkat çeken Aktan şöyle diyor:
“Bu yasa Gezi Parkı’ndan sonra ortaya çıktı. Nedeni de bu tür olaylarda yardıma muhtaç insanlara müdahale eden hekimleri cezalandırmak. Şimdi de bu maddeye dayanarak ‘benim orada ambulansım vardı, siz ne karışıyorsunuz’ diye hekimleri suçlayabilir. Ama asıl hekim müdahale etmezse tıp etiği açısından suçlu duruma düşer. O nedenle ne çıkarsa çıksın kimseyi korkutmayacak, hekimler hekimliğini yapacaktır.”

Burdur Gölü eriyor
Türkiye’nin Uluslararası Ramsar Sözleşmesi kapsamında korunması zorunlu olan 14 sulak alanından biri olan Burdur Gölü yok olmanın eşiğinde. Dünyanın nesli tehlike altındaki türlerinden biri olan dikkuyruk kuşlarına ve Burdur dişli sazancığına ev sahipliği yapan göl son 30 yılda üçte birini kaybetti. Nedeni, gölü besleyen derelerin akışlarının baraj ve göletlerle kesilmesi. Yok olmaması için çözüm ise barajlardan su desteği ve çevre tarımında az su tüketimine dayalı ürün çeşitliliğine geçilmesi. Buna yönelik olarak 5 Aralık’ta Burdur Valisi’nin başkanlığında toplantı var. Doğa Derneği Genel Müdürü Engin Yılmaz, gölü kurtaracak bir karar alınmadığı takdirde, konunun Uluslararası Ramsar Sekretaryası’na taşınacağını söylüyor.