Bel Ağrısında Bütüncül Yaklaşım

4 Kasım 2019

Psikonöroimmünoloji

Bel ağrısı için doktorunuza başvurduğunuzda, sizden dinlenmenizi ve ibuprofen vb. almanızı önerebilir. Sorun çözülmezse, görüntüleme yöntemleri kullanılabilir (X-ışını veya MRI) ve fizik tedavi alabilirsiniz. Ağrı çok şiddetli ise ya da yapılan tedavilere rağmen iyileşme olmadı ise cerrah ameliyat önerebilir. Bu önlemler bazı durumlarda gerekli olsa da geçici bir rahatlama sağlayabilir. Psikonöroimmünoloji ve bütüncül yaklaşım, bel ağrısının daha derin bir biyokimyasal veya yapısal işlev bozukluğu belirtisi gösterebileceği için, altta yatan fonksiyonel bozukluğu araştırır.

1: Kalsiyum Regülasyonu ve Kemik Sağlığı

Yapılan Çalışmalar, düşük D Vitamini'nin kronik bel ağrısı, K Vitamini eksikliğinin artritle ilişkili olduğununu ve D-K Vitamini takviyesinin kemik mineral yoğunluğunu arttırdığını göstermektedir. D vitamini takviyesi, kronik bel ağrısı yaratan durularda (Bel fıtığı vb) mutlaka kullanılmalıdır.

2: Postür ve Egzersiz

Bel ağrısı yıllarca süren yapısal dengesizlik sonucu gelişir. Ayak bileği, diz ve kalça stabilite, hareketlilik, denge ve esneklik kaybı, omurganın düzensiz dağılmış kuvvete maruz kalmasına neden olur. Bu zamanla bel ağrısı yaratan etmenlerin gelişimi ile sonuçlanır. Düzgün postür ve egzersiz ile bunun önüne geçilebilir.

3: İnflamasyon

İnflamasyon, vücudumuzun enfeksiyon ve hastalıklı doku ile başa çıkması için gerekli olan bir mekanizmadır. Hastalıklı doku vücut tarafından tanımlandığında, yerinde sağlıklı dokuyu yeniden oluşturmak için hastalıklı dokuyu temizleyen bir akut inflamatuar yanıt oluşur. Bununla birlikte, vücutta kronik bir enfeksiyon veya iltihaplanma kaynağı varsa, iltihabın kendisi problemli hale gelir. Sistemik iltihap varsa, vücudun en zayıf noktaları bundan etkilenir. Bu çoğu için bel ağrısıdır. Sistemik inflamasyonun ana kontrolörlerinden biri, Esansiyel Yağ Asitlerinin varlığıdır. Çoğunlukla, Omega-3 yağ asitleri, anti-enflamatuar olan moleküller yaratır ve Omega-6 yağ asitleri, pro-enflamatuar olan moleküller yaratır, bu nedenle genel denge, ikisinin oranı ile belirlenir. Ortaya çıkan araştırmalar, esansiyel yağ asitlerinin, mevcut enflamatuar döngüsünün çözülmesinden ve hemeostaza geri dönülmesinden doğrudan sorumlu olan Uzmanlaşmış Pro-çözme Aracıları (SPM'ler) adı verilen bir molekül sınıfı oluşturduğunu göstermektedir. Bu, pro-enflamatuar kaskadın başlangıcını durduran NSAID'ler ile SPM'leri şu anda orada bulunan iltihabı çözmesi için teşvik eden Esansiyel Yağ Asitleri arasındaki büyük farklardan biridir. Araştırmalar, bu SPM'lerin doğrudan desteklenmesinin nesnel ve öznel inflamasyon belirteçlerini azaltabileceğini göstermektedir.

Yazının devamı...

SİBO

23 Eylül 2019

SİBO (İnce Bağırsakta Aşırı Bakteri Çoğalması-Psikonöroimmünoloji)

SİBO, İnce bağırsak bakteriyel büyümesinin kısaltmasıdır. Bağırsak sağlığı ve mikrobiyom ile ilgili heyecan verici araştırmalarla, SIBO daha iyi anlaşıldı. Bağırsaklarınız ince ve kalın bağırsaklardan oluşur ve yemek yemediğinizde (gece ve öğünler arasında), migrating motor kompleksi (MMC), bağırsak bakterilerini çoğunu, yaşadığı kalın bağırsaklara doğru iter. Ancak, bazen bu işlem başarısız olabilir. MMC fonksiyonunun azalması durumunda, bu bakteriler ait olmadığı ince bağırsaklara büyür.

Bağırsak mikrobiyomunuzu oluşturan GI sisteminizdeki bakteriler bağışıklık sisteminizde, tiroid fonksiyonunuzda, kemik sağlığınızda ve genel sağlıkta hayati bir rol oynarlar. Normalde kalın bağırsakta ve kolonda bulunan “sağlıklı” bakteri, ince bağırsakta kolonileşmeye başladığında, SIBO meydana gelir. Fazla bakteri daha sonra ince bağırsaklarınızdaki sindirilmemiş yiyeceklerle beslenir. Özellikle şeker, basit ve karmaşık karbonhidratlar, nişastalar ve alkolle beslenmeyi severler.

Bakteriler beslenirken, karbonhidratların fermente olmasına neden olur, bu da bir yan ürün olarak hidrojen üretir. Hidrojen, archaea adı verilen tek hücreli organizmaları ince bağırsaklarınızda besleyebilir ve bu da bir yan ürün olarak metan üretir. Bu yüzden SIBO'nuz olduğunda sindirim sisteminizde aşırı miktarda hidrojen, metan veya her ikisine de sahip olursunuz. Bu gazlardan herhangi birinin ağırlıklı üretimine bağlı olarak, farklı semptomlar geliştirebilir ve farklı tedavilere cevap verebilirsiniz. Hidrojen baskın SIBO tipik olarak ishale yol açarken, metan baskın SIBO genellikle kabızlıkla ilişkilidir.

SIBO ile ilişkili 10 İşaret

1. Gaz, şişkinlik ve ishal

2. Karın ağrısı veya kramp

3. Kabızlık (ishalden daha az yaygın)

Yazının devamı...

Kuyruk Sokumu Ağrısı

20 Ağustos 2019

Kuyruk sokumu, omuriliğin son noktasında bulunur ve bu bölgede içeriye doğru bir eğrilik yapar. Kuyruk sokumu ağrılarına tıpta ‘Koksigodini’ adı verilir. Kuyruk sokumu ağrıları kadınlarda daha sık görülmektedir. Bunun nedeni ise kadınlarda leğen kemiği bölgesi yapısının, kuyruk sokumunu daha korunmasız bırakmasından kaynaklanır.

En sık görülen nedenlerden biri bu bölge üzerinde meydana gelen travmalardır (Düşme vb). Bunun yanı sıra uzun süre hareketsiz oturma, ağır yük kaldırmak, zorlu fiziksel aktivite ve egzersizler kuyruk sokumu ağrısına neden olmaktadır. Ayrıca makat bölgesi iltihapları, kıl dönmesi gibi rahatsızlıklar koksigodini’den ayırt edilmelidir.

En önemli belirti kuyruk sokumu etrafında geçmeyen ve tekrarlayan derin ağrıdır. Bu durum kişide huzursuzluğa neden olur, hastanın hayat kalitesini düşürür. Hastalar normal oturmakta zorluk çektiklerinden genellikle yan oturmayı tercih ederler.

Değerlendirmede kuyruk sokumu üzerinde hassasiyet mevcuttur. Genel cerrahi uzmanı tarafından yapılacak değerlendirme ile burada ağrıya neden olabilecek diğer etmenler dışlanmalıdır.

Başlangıç döneminde koksigodini için oturma simidi verilerek ağrılı bölgeye yük gelmesi engellenmelidir. Ağrı kesici ilaçlar, ılık oturma banyoları ağrıyı azaltmaya yardımcıdır.

Halk arasında bazen “kuyruk düşmesi” olarak ifade edilebilen koksiks subluksasyonu veya sakrokoksigeal eklemde tutukluk için manipülasyon yani parmakla düzeltme yöntemi tedavi amacıyla kullanılabilmektedir. Bu yöntem ağrılı olmaması için lokal anestezi eşliğinde uygulanabilir. Bu bölgeye uygulanacak enjeksiyon işlemleri de oldukça fayda sağlar. Tüm tedavilere rağmen ağrısı geçmeyen hastaların ancak %20’sine cerrahi tedavi gerekir. Bu yöntemde hastanın kuyruk sokumu kemiğinin uç kısmı çıkarılır. Ancak bu bölgede yapılan ameliyatlar sonrası enfeksiyon riskinin yüksek olması ve ağrının %100 geçme garantisinin bulunmaması nedeni ile bu yöntem en son tercih edilmelidir.

Yazının devamı...

Üst Servikal Omurga

19 Temmuz 2019

Üst servikal omurganın anatomisi, biyomekanik ve nörofizyolojisinin tam olarak anlaşılması, oksipito-atlanto-aksiyal kompleksinin klinik belirtilerini ortaya çıkarmak için ön koşuldur. White ve Panjabi, üst servikal eklemleri, hem anatomik hem de kinematik olarak aksiyel iskeletin en karmaşık eklemleri olarak tanımlamaktadır. Üst üst servikal omurga biçim ve fonksiyon olarak omurganın geri kalanından farklıdır.

Atlanto (C1) ve axis (C2) bağlantıların konfigürasyonu, bu yapıların kafayı taşımasını ve hareketi belirlemesini sağlar. Bu eklemler, aynı zamanda nörolojik ve vasküler yapıların korunmasını da sağlar. Atlas ve axis dokuz atipik omurdan ikisidir. Atlas eklemleri Diarthrodial’ dir. Üst servikal fiksasyon ile ilişkili nörolojik fonksiyon bozukluğu birkaç farklı mekanizma ile açıklanabilgir. Bununla birlikte, bu mekanizmaların birçok hastada aynı anda ortaya çıkması olasıdır. En mantıklı iki hipotez, spinal kord gerginliği ve mekanik algılayıcı sistemlerdeki değişikliktir.

Üst servikal spinal kord, foramen magnum çevresine, ikinci ve üçüncü servikal vertebraya ve posterior longutidunal ligamanlara fibröz kaymalarla doğrudan bağlanır. Hinson, Grostic ve diğerleri, atlas seviyesinde dural bağlanma gösteren diseksiyon kanıtlarını buldular. En üstteki ligamentler, omuriliğin geri kalanının çevresinde bulunan inferior ligamanlarla karşılaştırıldığında neredeyse yatay olarak düzenlenmiştir. Üst servikal ligamentler, foramen magnum etrafındaki omuriliğin bağlanmasına yardımcı olmak için daha kalın ve daha güçlüdür. Son zamanlarda yapılan çalışmalar ayrıca rektus capitis posterior minör kas ile üst servikal omuriliğin dura mater arasında bağ dokusu köprüsünü ortaya çıkarmıştır. Spinal dura mater olası bir ağrı ve nörolojik fonksiyon bozukluğu kaynağı olduğu tespit edildi. Bu anatomik gerçekler, daha önce ele alınan biyomekanik açıklamaların yanı sıra, üst servikal omurganın yaralanmaya ve / veya fiksasyon adı verilen duruma oldukça duyarlı olduğunu ortaya koymaktadır.

Üst servikal nörolojik fonksiyon bozukluğu iki mekanizma ile ortaya çıkar:

1: Spinal Kord (Omirilik) sinirlerinin doğrudan mekanik tahrişi,

2: Kordun küçük damarlarının etkilenmesi, sinir iletimi için gerekli olan yüksek enerji reaksiyonlarını sürdürmek için gerekli besin kaybıyla birlikte venöz tıkanıklık oluşturur. Omurilik gerginliği, fonksiyonel kısa bacakla sonuçlanabilecek spinocerebellar traktları etkileyebilir.

Afferent / efferent eklem mekanorepteptif nörolojisinin de omurganın bu bölgesinde ilginç etkileri vardır. Servikal faset eklemlerinde, ligamentlerde, intervertebral disklerde mekanoreseptif innervasyon bulundu. Kas iğciği, üst servikal omurganın en önemli propriyoseptif reseptörü olabilir. İğler, vücudun tüm kaslarına gömülmüş intrafusal liflerdir; ancak suboksipital kaslarda oldukça yoğundurlar. Mekanoreseptör algısı, yerçekimi ortamındaki yaşam nedeniyle serebellumda birincil girdidir. Talamusa olan birincil yük, dik duruşu korumak için gereken çok miktarda afferent girdisi nedeniyle serebellumdan geçer. Mekanoreseptörlerin uyarılması veya düzenlenmesi, beynin nörolojik aktivitesi ve birçok bedensel fonksiyon üzerinde önemli bir etkiye sahip olabileceği teorik olarak mümkündür. Servikal omurganın yüzey alanı başına omurganın diğer herhangi bir bölgesinden daha fazla mekanreseptöre sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca üst servikal afferentlerin doğrudan vestibüler ve diğer yüksek dereceli çekirdekleri beslendiklerini gösteren kanıtlar vardır. Bu, omurganın alt bölümlerinin aksine, üst servikal eklemlerden beyin sapı çekirdeklerine daha az değiştirilmiş bir bilgi girişi sağlar.

Üst servikal problemler klinik olarak çeşitli postural distorsiyon formlarında görülür (yani fonksiyonel bacak uzunluğu eşitsizliği, pelvik distorsiyon, baş ve omuz eğimi, baş translasyonu, eşit olmayan ağırlık dağılımı vb.). Bacak uzunluğu eşitsizliği (LLI) genellikle çeşitli uzmanlar için farklı bir öneme sahiptir. Bazıları için, bu koşulun eşitsizlik ½ veya daha büyük olana kadar önemli olmadığı düşünülmektedir. Diğer aşırı uçta, birçok yazar, kas-iskelet sistemi şikayetleri için sadece birkaç milimetrelik bir farkın önemli olduğunu düşünmektedir (Özellikle bel ağrısı-Skolyoz-Disk dejenerasyonu).

Yazının devamı...

Bel Ağrısında Görüntüleme

15 Haziran 2019

Bel Ağrısı İçin MRI ve X-Ray Yanlış Alarm Verebilen Tıbbi Cihazlardır

Elbette her zaman yanlış alarm vermezler. MRI, mucize bir teknolojidir. Vucudun içindeki yumuşak dokuların net görüntülerini elde etme yeteneği değerlidir. MRI, gerçekten gerekli olduğunda ve iyi yapıldığında çok etkilidir. Ancak üzücü gerçek bel ağrısının çoğunda ihtiyaç duyulmamasıdır.

Bel ağrısı uzmanları uzun zamandır MRI veya izole X-ışını ile bel ağrısının nedenini güvenilir bir şekilde teşhis edemediklerini anladılar ve bunu yapmaya çalışmak, gerçekten zarar veren yanlış alarmları arttırdı. Erken MRI aslında işe yaramaz olandan daha kötüdür.

En önemli öneri, klinik durum ciddi ve inatçı nörolojik semptomlar gibi kötü olmadığı sürece, insanlara X-ışınları ve MRI tetkiklerinin uygulanmaması gerektiğidir. Yazarlar bu öneriyi “güçlü” olarak nitelendirdiler ve destekleyecek kanıtların “ılımlı” olduğuna inandılar.

Şimdi bu önerinin “daha güçlü, çok güçlü, gerçekten çok güçlü” olduğunu ve bunu destekleyen kanıtların “kurşun geçirmez” olarak kabul edilebileceğini düşünüyorum. Brinjikji ve arkadaşlarının 2015 yılındaki büyük bir incelemesinin sonuçlarını düşünün: dejenerasyon belirtileri hiç sorun yaşamayan sağlıklı insanların yüzde olarak çoğunda bulunur. “Pek çok görüntülemeye dayalı dejeneratif özellik normal yaşlanmanın bir parçasıdır ve ağrı ile ilişkisizdir. Bu görüntü, bu kişilerin yaşamlarının tam tarihini gösterir. Mevcut ağrılarıyla ilgili olabilecek yeni yaraları gösterir, ancak yıllar içinde biriktirdikleri izleri de gösterir.

Röntgenler ve MRI'lar insanları gerçekten korkutuyor! Bir şeyin kırık veya çarpık olabileceği fikrini kuvvetli bir şekilde pekiştirir, ve hiçbir şey bel ağrısı için korkudan daha kötü olamaz. Korku “arka katildir.

Görüntüleme çoğu zaman durumu netleştiremez veya teşhis sularını karıştırır. Bilimsel bir kanıt dağı, bel ağrısının bu test sonuçlarıyla gerçekten çok kötü bir şekilde ilişkili olduğunu açıkça gösteriyor. Ağrı çekmeyen birçok insanın belinde “yanlış” olan her türlü şey vardır.

Araştırmacılar hasta hakkında klinik bilgi içermeyen sadece MRI kullanarak teşhis koymaya çalıştıklarında neler olduğunu düşünün ya da araştırmacılar hasta hakkında sadece MRI kullanmayarak teşhis koymayı denediğinde ne olduğunu düşünün. Stenozun muhtemelen neredeyse her zaman ağrılı olduğu varsayımına dayanarak spinal kanal daralması olan hastaları aradılar. Başarısız oldular, çünkü gerçekte dar kanalları olan pek çok kimsenin ağrısı yoktu.

Yazının devamı...

Geçirgen Bağırsak Sendromu

29 Mayıs 2019

Geçirgen (Sızdıran) Bağırsak (Leaky Gut) Sendromu

Geçirgen bağırsak sendromu, kronik yorgunluk sendromu ve multiple skleroz (MS) dahil olmak üzere çok çeşitli ve kronik problemlerin nedenidir. Kan dolaşımına gözenekli ("sızdıran") bir bağırsak yoluyla geçen mikroplara, toksinlere veya diğer maddelere bağışıklık sisteminin reaksiyon vermesiyle birçok problem ve semptom gelişir.

Bağırsak içi mukozal bariyeri (bağırsak içi ile vücudun geri kalan kısmı arasındaki bariyer) tek bir hücre katmanı ile kaplanır. Bu bariyer besinleri emmede etkilidir ve çoğu büyük molekülün ve bağırsak içinden kan dolaşımına geçecek ve potansiyel olarak yaygın semptomlara neden olacak mikropların geçişini önler.

İnce bağırsak villusundaki epitel iltihaplanır ve tahriş olur, bu da ince bağırsağın metabolik ve mikrobiyal toksinlerinin kan akışına geçmesine neden olur. Bu olay karaciğeri, lenfatik sistemi ve endokrin sistemi içeren bağışıklık tepkisini tehlikeye atar. Tedavi edilemeyen hastalıkların bazıları, vücudun kendi dokularına saldırdığı bu kesin mekanizmadan kaynaklanır.

Genellikle aşağıdaki genel durumların ana nedenidir:

Astım, gıda alerjileri, kronik sinüzit, egzama, ürtiker, migren, irritabl bağırsak, mantar hastalıkları, fibromiyalji ve romatoid artrit gibi iltihaplı eklem hastalıkları, sızdıran bağırsaktan kaynaklanır.

Öncelikle antibiyotikler, ikincil olarak steroid olmayan anti-enflamatuar ilaçlar (NSAID'ler, Motrin, Aleve ve Advil), sızdıran bağırsakların ana nedenidir, çünkü hücreler ve hücreler arasındaki boşlukların genişlemesine neden olurlar. Diğer yaygın nedenler kemoterapi, alkol, yeni bir halının solunan formaldehit, gıda alerjenleri, stres, laktaz eksikliği, glüten / gliaden alerjisi, anormal bağırsak florasıdır (bakteri, parazitler, mayalar).

Antibiyotikler hasarlarını iki şekilde oluştururlar. Birincisi faydalı bakterileri yok ederek. İnce bağırsak ve kalın bağırsak, beş yüz farklı türde faydalı bakteri barındırmaktadır. Bu bakteriler sağlıklı metabolizma ve bağışıklık tepkisi için gereken yüzlerce işlevi yerine getirir. İkinci yol antibiyotiklerin bağırsaklara zarar vermesi, Candida albicans ve diğer patojenik mantar ve mayaların büyümesini teşvik etmektir. Bu olay, diğerlerinden daha fazla, sızdıran bağırsak Sendromu'nu hızlandırır. Sağlıklı bir durumda ince bağırsak epiteli, bağırsak emilimine dahil olan fiziksel bariyere katkıda bulunan sıkı hücre bağlantılarını korur. Fiziksel bariyere ek olarak, mukus içerisinde, temas eden toksinleri nötralize eden immün ajanları içeren önemli bir kimyasal bariyer vardır. Candida, ince bağırsak epitel hücrelerinin küçülmesine neden olan bir aldehit salgısı yaymaktadır. Bu, bağırsak toksinlerinin epitelden ve kana sızmasına izin verir.

Yazının devamı...

Fizyoterapist

17 Mayıs 2019

Fizyoterapistler Birinci Basamak İş Yükünü Azaltabilir

Araştırmalara göre, fizyoterapistler, kas-iskelet sistemi (MSK) hastalarını değerlendirerek ve yöneterek, G.P. (Aile hekimi-Pratisten) iş yükünü önemli ölçüde azaltabilir. NHS yetkililerine göre, yılda yaklaşık 90 milyon randevu ile MSK (Kas iskelet sistemi problemleri) koşulları İngiltere'deki GP konsültasyonlarının %30'unu oluşturuyor.

Geçen ay British Journal of General Practice (vol. 69 no. 682 e314-e320) yayınlanan bir araştırmaya göre, bel ağrısı, osteoartrit veya osteoporoz gibi konular için tipik olarak GP'yi (Aile hekimi) gören hastaların büyük çoğunluğu, 'minimum GP desteği' ile fizyoterapist tarafından etkili bir şekilde tedavi edilebilir.

Araştırmacılar, 2015 yılında başlatılan ve randevuların sonuçları, GP desteği, hizmet kapasitesi, fizyoterapi ve ortopediye sevk oranları, steroid enjeksiyonu sayıları ve ortopedi önerilerinden elde edilen sonuçlar hakkında veri toplayan İskoçya'da yapılan genel bir uygulama fizyoterapi hizmetini değerlendirdiler. Toplam 8,417 hasta teması sağlanmış ve fizyoterapistler vakaların sadece %1'inde GP incelemesi istemiş. Hastaların sadece %12'si reçeteye ihtiyaç duymuş. Ortopediye sevk oranları, çalışmaya katılan iki GP uygulama gurubunda önemli ölçüde düştü, birinde %37, diğerinde %64 azalma oldu. Genel olarak, vakaların %87'si birinci basamakta idare edildi.

Bu sonuçlar, bir fizyoterapistin kas iskelet sistemi rahatsızlığı olan hastalar için bağımsız ve etkili bir şekilde GP' ye alternatif olarak ilk temas noktası uygulayıcısı olabileceğini göstermektedir. Araştırmacılar ayrıca, direk fizyoterapistte giden hastaların yüksek düzeyde memnuniyet bildirdiklerini gösterdiler.

Yazının devamı...

Migren Tedavisinde Bütüncül Yaklaşım

3 Mayıs 2019

Baş ağrısı ve migren yaygın bir sağlık problemidir ve çoğu tedavi seçeneği nedenleri bulmak ve bu yönü yönetmek yerine semptomları yönettiği için tedavi etmesi zor olabilir. Besin duyarlılıkları ve alerjileri, beslenme yetersizlikleri veya nöroendokrin dengesizlikleri gibi bazı etiyolojik faktörler rol oynayabilir. Uyku, beslenme, egzersiz ve stres yönetimi ile ilgili olarak yaşam tarzı faktörlerinin dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gerekir.

Diyetsel faktörlere bakalım: alerjiler ve beslenmeler çeşitli baş ağrılarını tetikleyebilir. Migren bölümlerini ve yiyecekleri birbirine bağlayan çeşitli çalışmalar vardır. Hastalar bazı yiyeceklerden kaçınırlarsa migrenlerinde iyileşme olur. Yiyecekler çeşitli bileşenlerden, kimyasallardan vb. Oluştuğundan, hangi yiyecek bileşeninin migrene neden olduğu sonucuna varmak zordur. Bununla birlikte, tyramine gibi vazoaktif aminlerin ve feniletilamin ve histamin içeren diğer aminlerin sorumlu olduğu düşünülmektedir. Tyramine peynirde bulunur. Feniletilamin çikolatada bulunur. Turunçgillerde oktopamin ve kırmızı şarap, bira ve fermente gıdalarda histamin bulunur. Histamin, ince bağırsakta enzim diamin oksidaz tarafından indirgenir. Bu nedenle, azalmış bir aktivite seviyesi veya bu enzimin eksikliği ile bir histamin içeren besin tüketildiğinde baş ağrısını tetikleyebilir. Baş ağrısına veya migrene neden olan diğer yiyecekler; alkol, kafein, açlık veya atlama öğünleri, kurutulmuş jambonlar, aspartam (yapay tatlandırıcılar) ve glütendir.

Koenzim Q10

Bazı hastalarda oksijen metabolizmasında bozulmaya neden olan mitokondriyal fonksiyon bozukluğu migren patogenezinde rol oynamıştır. Koenzim Q10, elektron taşıma zincirinde doğal bir maddedir ve çok önemlidir. Birçok çalışma Koenzim Q10 almanın atak sıklığını azalttığını göstermiştir.

Magnezyum ve Balık Yağı

Hem magnezyum hem de balık yağı, trombosit agregasyonunun inhibisyonu ve vazospazmın inhibisyonu ile ilişkilendirilmiştir. Magnezyumun ayrıca hücre zarlarını stabilize ettiği ve enflamatuar ekosonoidleri azalttığı düşünülmektedir. Yüksek doz Magnezyum migrenlerde etkili gibi görünmektedir.

Toksik yük

Tıbbi araştırma sırasında migren ve baş ağrıları için başka bir neden bulunamazsa, neden toksik aşırı yüklenme olabilir. Kronik ve çoklu ajan aşırı yüklenmesi, tek ajan veya akut toksisiteden daha yaygındır. Toksisitenin baş ağrısı ve migrene neden olabileceği veya katkıda bulunabileceği öneren mekanizmalar, sindirim, besin emilimi, hücresel taşınma, oksidatif hasar, enzim girişimi ve hormonların taklit edilmesi ile etkileşimi içerir.

Yazının devamı...