Karne vermeye hazır mısınız?

20 Mayıs 2020

Sonunda kendi canımızın değerini anladık. Korona döneminde en çok sağlığımızın ne kadar kıymetli olduğunu kavradık. Hem de iliklerimize kadar.

Soluduğumuz havanın kirli olup olmaması bugüne kadar bizi pek ilgilendirmiyordu. Sürdürdüğümüz hayatlarımızın bedenlerimize ne kadar zarar verdiğinin farkında bile değildik. İçinde bulunduğumuz küresel sistemin bizi sadece üretici-tüketici denklemine koyduğunu, öncelik sıralamasında sağlığımızın ekonomik düzenden çok daha sonra geldiğini şimdilerde fark ediyoruz. Yani uyanıyoruz.

Çirkin şirketler

Her ne kadar bugünlerde yavaş yavaş hayatlarımızda “normalleşme” başlasa da, artık “yeni normali” yaşarken bulacağız kendimizi. Bu virüsün aşısı bulunana kadar, yani en az bir yıl “sağlık” gündemimizin en tepesinde olacak. En az bir sene tüm dünyanın sağlıkla oturup kalkması da ister istemez yeni kalıplar, yeni fikirler, yeni oluşumlar, yeni düzenler getirecek. Bunların en başında da, hayatlarımızı sağlığımızı en tepeye koyarak yeniden şekillendirmek gelecek.

Kullandığınız ürünlerden, içinde bulunduğunuz mekânın ve görüştüğünüz insanların hijyenine kadar her şeye artık bu gözlükle bakacaksınız. Dünyada yaygın trendleri, hareketleri analiz eden uzmanlar, şimdi “karne veren toplumlar”ın (scorecard society) oluşacağını söylüyorlar. Yani insanlar, şirketlerden tutun, hükümetlere kadar, hayatlarını etkileyen her aktörün bu konudaki duyarlılığını önemseyecekler. Gösterilen hassasiyete göre de onları konumlandıracaklar.

Onların bu önceliklerini önemseyen şirketler, kurumlar, iktidarlar şimdi vatandaşın gözünde çok daha fazla ve hızla değer kazanacak. Bunun herhalde en iyi örneği de, dünyanın en büyük süpermarket zinciri olan Walmart. Dev şirketin başına 2013’te gelen yeni CEO Guilherme Loureiro ilk iş marketteki her ürünün üzerine ne kadar karbon salımına sebep olduğunun yazılmasına karar verdikten sonra, firmanın satışlarında muazzam bir sıçrama olmuş. Bu başarı asıl olarak, tüketicilerin kendi sağlıklarıyla ilgilenilmesinin yarattığı algıya bağlanıyor.

***

İşte tam da bu algı bundan sonra çok daha etkili olacak. Aynı uzmanlar; vatandaşların sadece ticari hedefleri olan, kısa vadeye odaklanan kuruluşları “çirkin şirketler”, yöneticilerini de “çirkin CEO’lar” diye adlandırılmaya başlayacağı tespitinde bulunuyorlar. Böylelikle “Yeni Marka Ligleri” oluşacak. Walmart gibi tüketiciyi önemseyen kuruluşlar yeni dönemin yükselenleri olurken, bu duyarlılığa sahip olmayan ve insan canını, çevreyi hor kullanan kurumlar cezalandırılacak. Alt lige itilecek. Bu yüzden özel sektör en azından itibarını yönetmek için insanların sağlığıyla ilgili duyarlılık göstermek zorunda kalacak.

Yazının devamı...

Siyasete karbon karnesi

16 Mayıs 2020

“İnsan hayatını kurtarmak için, kendi ellerimizle tüm dünya ekonomisini durdurduk. Bu, insanlık tarihinde yaşanan bir ilk. Bu büyük bir kriz. 40 sentlik bir maske bugün her şeyden değerli. İşte bu, her şeyi ama her şeyi değiştirecek!”

Bunu bir ay önce Financial Times’a verdiği mülakat sırasında söyleyen kişi, Fransa Cumhurbaşkanı Macron.

***

Çok haklı. Şu an yaşadığımız şok, içinde bulunduğumuz sistemi değiştirmeye itecek bizi. Daha önce bizim için hiçbir değeri olmayan şeyler şimdi en kıymetli şeyler haline geldi. İşte Macron’un örnek verdiği maske... Bugün maskeniz yoksa, bittiniz. Demektir ki -sokağa çıkamamayı bırakın- büyük riske girdiniz. “İnsan faktörü” hiç bu kadar önem kazanmamıştı. Korona öncesinde olduğu gibi artık en önemli şey ekonomik düzen değil. Şu an ekonomi insan canından sonra geliyor öncelik sıralamasında.

Yeni farkındalık

İşte bu farkındalık da ister istemez her şeyi değiştirecek. Zira içinden geçtiğimiz süreç sadece birkaç aylık değil. Bu virüsün aşısı bulunana değin, yani en az bir yıl hepimiz en ön sıraya kendi canımızı ve sevdiklerimizin canını koyacağız ister istemez. Kaldı ki sonrasında da Kovid-19’un mutasyona uğramış halinin tekrar karşımıza çıkabileceği söyleniyor. Dolayısıyla, hayatlarımızı, düzenlerimizi, sistemlerimizi bu yeni farkındalığa göre yeniden kurgulayacağız. Bu bir tercih değil, bir zorunluluk.

Tam da bu yüzden hem insanda, hem ortamlarda, hem ülkelerde, hem de tüm dünyada hijyen-doğa-çevre-iklim hiç olmadığı kadar önemsenecek. Evinize aldığınız insanın kendi sağlığına ne kadar dikkat ettiği, her şeyden önce çocuklarınız için önemseyeceğiniz bir faktör olacak. Ya da bir iş görüşmesinde belki de ilk sorduğunuz şey, ortamın nasıl havalandığı ve insanların ne kadar mesafede oturduğu olacak. Birçok insan ilk fırsatta şehirden köye/kasabaya yeniden göç edecektir. Tatil yaptığınız o eski “her şey dahil” oteller yerine, insanların birbiriyle daha çok mesafede olabileceği, daha doğal mekânları tercih ederken bulacaksınız kendinizi.

Uzak noktalara seyahat etmek yerine, arabayla-trenle kendi ülkenizde tatile çıkmayı alışkanlık haline getireceksiniz uzun bir süre. Bu da insanları ister istemez kendi çevrelerini daha çok korumaya itecek.

Yazının devamı...

Ne sanmıştınız?

13 Mayıs 2020

Hep sandık ki doğa bizden ayrı. Bizden bağımsız. Bizim dışımızda bir yerlerde.

Onu kirlettiğimizde sanki uzaklarda bir şeyleri kirlettiğimiz yanılgısına düştük hep birlikte. Havayı, ormanı, denizi pislettiğimizde sanki bizimle alakası olmayan şeyler kirlendi. Bizi hiç etkilemeyecek, yaptıklarımızın ucu bize hiç dokunmayacakmış gibi...

***

“İklim değişikliği”, “küresel ısınma” dediklerinde hep gündem dışı, ekstra, alakasız, bizden çok uzaklarda kavramlar gibi baktık karşımızdakinin ya da ekranın suratına. İklimin değişmesi, yerkürenin ısınması sanki başka yerlerde, başka zamanlarda, başka insanları etkileyecekmiş yanılgısıyla.

Doğaya hükmettiğimizi, kurduğumuz sistemle onu kontrol ettiğimizi zannettik. Uzun vadede elde etmek istediklerimiz için, kısa vadede yaktık, yıktık, yok ettik. Rant mevzubahis olunca, çevre teferruat kaldı. GSMH ve büyüme öncelikler sıralamasında en tepeye çıkınca, ormanın yakılması ve denizin kirletilmesi en aşağılarda kaldı. Daha doğrusu, kalabilir sandık. 

Ama işte bir virüs geldi ve gündemin en tepesine yerleşip bizleri bir anda alaşağı etti. Öncelik verdiğimiz her şeyi en alta çekti. Gözlerimizdeki perdeyi kaldırıp, doğaya hükmedemeyeceğimizi gösterdi. El emeği göz nuruyla kurduğumuz bu vahşi sistemin vahşetiyle baş başayız şimdi. İnsan sağlığını en arkalara attığımız ekonomik-siyasi-sosyal düzen, içinde bulunduğumuz yapının ne kadar kırılgan ve kifayetsiz olduğunu gözümüzün içine sokuyor bugün.

***

Farkında mısınız? Bu virüs gittiğinde ve birbirimize 1.5 metreden daha fazla yakınlaşabileceğimiz o gün geldiğinde, ciğerlerinize çektiğiniz havanın temiz olup olmadığı hem kendiniz hem sevdikleriniz için en öncelikli, en önemsediğiniz mesele olacak. Peki mevcut ekonomik düzenle kirlettiğimiz o havayı içinize gönül rahatlığıyla çekebilecek misiniz tekrar? Şehir, egzozla dolu sokaklar, klimayla ısınıp soğuyan binalar-plazalar-bankalar-alışveriş merkezleri-ofisler-evler... Buralarda ciğerlerinizi gönül rahatlığıyla doldurabilecek misiniz?

Yazının devamı...

Türk halkının koronayla sınavı

9 Mayıs 2020

Türk halkı koronaya karşı sıkı tedbirden yana.

Bunu gösteren, Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın koordinas- yonunda hazırlanan saha araştırması. 26 ilde 18 yaş ve üzeri 1.000 kişi ile online (çevrimiçi) görüşmelerle gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları bu hafta açıklandı. Zoom üzerinden bir basın toplantısıyla paylaşılan bigiler, açıkçası benim için şaşırtıcı oldu.

Bilinç yüksek

Öncelikle en çok dikkatimi çeken şey, Türkiye’de halkın zannedildiği kadar komplo teorilerine meyletmediği ve tahminlerden çok daha temkinli olduğuydu. Toplumun yüzde 41’i koronavirüsün “Çinlilerin gıda ve beslenme anlayışı” yüzünden ortaya çıktığını düşünüyor. Biyolojik silah olarak üretildiğini düşünenler ise sadece yüzde 18. Yani komplo teorileri insanları pek ikna etmiş gibi görünmüyor. Bununla birlikte, “insanların vahşi hayvanların yaşam sahalarına girmesi sonucu aradaki temasın artması”nı neden olarak görenler yüzde 10. Bu da bir nevi çevre duyarlılığı sayılabilir.

Prof. Dr. Mustafa Aydın’ın, “Kovid-19 salgını sadece Türkiye’nin değil, dünyanın sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel ve yaşam alışkanlıklarını derinden etkiledi. Bireysel düzeyde yaşanan belirsizliğin yarattığı endişe ve kaygılar araştırmamızın sonuçlarına bire bir yansıdı” demesi boşuna değil. “Korona konusunda ne kadar endişelisiniz?” sorusuna toplumun yüzde 32’si “Çok endişeliyim”, yüzde 41’i “Endişeliyim” yanıtını vermiş.

Halk sıkı tedbirden yana

Türk halkının neredeyse yarısı (yüzde 48) virüse yakalanma riskini yarı yarıya bulurken, yüzde 30’u yakalanma olasılığını yüksek ve “çok yüksek” buluyor. Yani bu konuda da ciddi bir bilinç söz konusu. Benzer şekilde, koronadan korunmak için alınan bireysel önlemlerin başında yüzde 96 ile sık sık elleri sabunla yıkamak ve yüzde 95 ile mecbur kalmadıkça evden çıkmamak geliyor. Halkın yüzde 79’u da önlem olarak işe gitmediğini söylüyor. Bunlar oldukça yüksek oranlar. Toplumun işi zannedildiğinden çok daha ciddiye aldığına işaret ediyor.

Bunu gösteren bir diğer veri de, hükümetin uyguladığı tedbirlere verilen güçlü destek. Araştırmaya katılanların yüzde 40’ı, koronavirüs konusunda hükümetin politikalarını “başarılı” ve “çok başarılı” buluyor. Toplumun yüzde 40’ı hükümetin aldığı önlemleri “yeterli” ya da “çok yeterli” bulurken, yüzde 35’i yeterli bulmadığını söylüyor. Özellikle okulların tatil edilmesi, 65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı getirilmesi, spor karşılaşmalarının iptal edilmesi gibi düzenlemeler toplumun geneli tarafından destekleniyor.

Yazının devamı...

Yeni küreselleşme

2 Mayıs 2020

Her şeye siyah ya da beyaz bakmaya o kadar alışmışız ki... Sorduğumuz sorular da hep bu eksende oluyor.

Bahsettiğim, son zamanlarda en çok sorulan soru: Korona salgınıyla birlikte küreselleşme bitiyor mu? Şimdi devletler içlerine kapanacak ve milliyetçilik artacak; dolayısıyla küreselleşmenin sonuna mı geliyoruz?

Oysa, görünen o ki ne küreselleşme bitecek ne de devletlerin gücünü tamamen ele geçirecek. İkisi bir arada gidecek. Bazı alanlarda küreselleşmenin, bazı alanlarda ise ülkelerin gücü ve yetkisi artacak. Yani ortaya yeni bir küreselleşme çıkacak.

Eksik düzen

Her şeyden önce şunu hatırlamakta fayda var: Özellikle 80’lerden itibaren tüm dünyayı saran ve gittikçe büyüyen küreselleşme dalgası, yani ülkelerin birbiriyle bağlantılı olması hali zaten artık tavan yapmıştı. Özellikle de internet ve fiziksel mobilite sayesinde. Ancak diğer yandan da son yıllarda aşırı sağ ve popülizm de hız kazandı. Trump gibi liderleri ortaya çıkaran da zaten bu atmosferdi.

Bu yüzden “Ya küreselcisin ya milliyetçi” gibi son derece suni bir denklem ortaya çıktı. Ya “Vergileri arttır, ticaret savaşları yap, göçmenleri at, duvarları kaldır ve içine kapan” diyen anti-küreselciler. Ki Trump bunların başında geliyor. Ya da iklim değişikliği ve küresel ekonomi gibi başlıkları öne çıkaran, ülkeler arası iş birliğini vurgulayan liderler. Almanya Şansölyesi Merkel bunların başında geldi. Koşulları el verdiğince bölgesel ve küresel mekanizmaları öne çıkardı.

Hatta hatırlarsanız, Haziran 2018’da Kanada’da toplanan G7 (ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya) zirvesinde bu küresel-antiküresel çatışması iyice ayyuka çıkmıştı. Merkel resimde gördüğünüz gibi Avrupalı müttefiklerini sağına soluna dizip Amerikan Başkanına bir nevi “Akıllı ol, aklını alırım” edası takınmıştı. Trump’ın Avrupalı müttefiklerine koyduğu gümrük vergileri, onların da söz sahibi olduğu İran anlaşmasını yırtıp atması, Paris İklim Anlaşması’na burun kıvırması... Hepsi Merkel’in tepesini attıran adımlardı.

Yazının devamı...

Yeni bir devir geliyor

29 Nisan 2020

Koronayla birlikte hayatlarımızda, sistemlerde, dünyada birçok değişiklik olduğunu yazıp çiziyoruz sürekli. Ne var ki bu değişikliklerden çoğu bir anda ortaya çıkmadı. Zaten bir süredir gelmekte olan, hissettiğimiz, yaşadığımız dönüşümlerdi. Bu salgınla birlikte sadece çok daha hızlandılar. O nedenle daha gözle görülür, elle tutulur oldular.

Çin-ABD soğuk savaşı

Tanık olduğumuz değişimlerden biri, Çin’in dünya sahnesine çıkışı. Her ne kadar virüs Çin’den kaynaklanıp dünyaya yayılmış, bu yüzden de önce Çin’i vuracakmış gibi görünmüş olsa da... Salgınla mücadelede iyi bir sınav vermesi, ekonomik çarkını da hızla yeniden döndürmeye başlaması Çin’in gücünü artırmış görünüyor. Kaldı ki artırmamış bile olsa, sonuçta bugün dünyada en çok konuşulan ülke haline gelmiş durumda. ABD Başkanı Trump’ın ve ekibinin Çin’i hedef tahtasına koyması bunun göstergesi. Dolayısıyla, zaten gelmekte olan ABD-Çin soğuk savaşının içinde bulduk aniden kendimizi.

Kısacası, ABD hegemonyası altındaki tek kutuplu dünya düzeni bitti. Şimdiki çift kutuplu yeni bir düzenin ayak sesleri...

***

Yine dünya siyaset sahnesinde gördüğümüz bir diğer gelmekte olup da hızlanan değişim, Avrupa’da. Avrupa Birliği (AB) zaten zayıflıyordu. İngiltere’nin Brexit süreciyle ciddi yara almıştı. ABD ile arasında açılan uçurum da elini zayıflatmıştı. Kendi içinde de zaten tutarsız, dağınık bir politika izliyordu. Şimdi korona salgınında bütünlüklü bir siyaset izlememesi, üyelerine sahip çıkamaması ve hatta İtalya örneğinde görüldüğü gibi yalnız bırakması, AB’nin dağılma sürecine girdiğine delalet sayılabilir.

Hakeza Fransa Cumhurbaşkanı Macron da evvelki hafta Financial Times’a verdiği mülakatta, önümüzdeki dönem AB’nin dağılıp Euro’nun da ortadan kalkabileceğini söyledi. Böylelikle ilk kez AB’nin kurucu üyelerinden birinin ağzından bu gerçek çıkmış oldu.

Teknoloji çağı

Yazının devamı...

‘Milli Seferberlik Zamanı’

25 Nisan 2020

Koronanın dokunmadığı, değiştirmediği hiçbir şey kalmıyor. Kalmayacak. Dünya düzeni, alışkanlıklarımız, ekonomik sistem, her şey ve hepimiz dönüşüyoruz. Yeni bizler, yeni sistemler, yeni ideolojiler doğuyor. Bu derin kırılmadan elbette siyaset de etkileniyor. Bahsettiğim, merkez ve yerel siyaset.

***

Salı akşamı Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin ile Instagram sayfasında canlı yayında bir söyleşi yaptık. Korona sonrası yeni dönemde belediyelerin rolünü ve önemini konuştuk. Zira şimdi “yeni nesil belediyecilik” doğuyor. Bu doğumu da, Gaziantep’te üst üste iki kez yüzde 55’lik oranla Belediye Başkanı seçilen ve aynı zamanda 1700 belediyeden oluşan Türkiye Belediyeler Birliği’nin Başkanı olan Fatma Hanım’la konuşmak istedim elbette.

Fatma Hanım hem bu salgın döneminde tüm Türkiye için “örnek belediyecilik” ortaya koydu. Mesela tüm Türkiye’nin maskelerinin yüzde 95’ini üreterek memlekete resmen nefes oldu. Hem de daha önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yaptığı için, merkez ile yerel yönetim arasındaki ilişkiyi konuşmak için en doğru isim. 

Sorun da çözüm de ortak

Her şeyden önce, bugün dayanışma günü. Herkesin elinden geldiğince elini taşın altına koyması gereken gün. Tedaviden, tıbbi yardıma, alınan önlemlerden yardım paketlerine kadar, özellikle yerel yönetimlerden destek almak hayati önemde.

Mesela Gaziantep Güneydoğu’nun en büyük nüfuslu ili olmasına rağmen, en düşük riskli sayılan şehirler arasında. Türkiye’de vaka ve ölü sayısında ortalamanın çok altında, 67. sırada. Bunun asıl sebebi de, Fatma Hanım’ın bu sürece hızla adapte olup azami seviyede önlem alması. Sohbetimiz sırasında belediye çalışanlarının nasıl sokaklarda tek tek gezip insanları uyardıklarını, sürekli anonslar yaptıklarını, ev ev dolaşıp yardım paketleri ve tıbbi malzeme dağıttıklarını anlattı. Şu an sahada olmak ve insanlara bire bir ulaşmak her şeyden önemli. Bu da belediyelerin işi.

Zaten tam da bu ihtiyaçtan dolayı; şu an dünyada tüm devletler -en kapitalist ekonomiye sahip olanlar dahil- sosyal politikalara sarılmış durumdalar. Hastane hizmetlerinin ücretsiz olması, açıklanan yardım paketleri, maaşların kamulaştırılması vs hepsi “sosyal devlet” anlayışının geri döndüğünü gösteriyor. Bu da bundan böyle belediyelere çok daha fazla iş düşeceği anlamına geliyor.

Yazının devamı...