Müzisyenler desteklenmedi mi?

4 Haziran 2021

Malum, sosyal medya çağındayız. Doğru ayağa kalkana kadar yalanın dünyayı dolaştığı bir süreç bu.

Bir süredir küresel salgından etkilenen müzisyenlere hükümet tarafından hiçbir destek verilmediği iddia ediliyor sosyal medyada değil mi? Peki gerçek ne?

Merak ettim, Kültür ve Turizm Bakanlığını aradım. “Müzisyenlere gerçekten de hiç destek vermiyor musunuz?” diye sordum. İşte cevaplar...

Bakanlık küresel salgından mağdur olan ve gelir kaybına uğrayan müzik sektörü çalışanlarına yardımcı olmak için özel bir destek programı başlatmış. Ne zaman? Aralık 2020’de. Programın adı “Müzik Susmasın.”

İşe destek sağlanacak kişilerin tespitiyle başlanmış. Müzisyenlerin büyük bölümünün kayıt dışı çalıştığı, vergi ve SGK kayıtlarının olmadığı görülünce, MESAM, MÜYORBİR, MSG gibi sektör çalışanlarının üye olduğu meslek örgütleriyle iş birliğine gidilmiş.

Bununla da yetinilmeyip, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgilerle müzisyenlerin faaliyet gösterdiği 6 büyük STK ile masaya oturulmuş. 16-25 Aralık 2020 tarihleri arasında 81 ilde müzisyenlerden başvurular alınmaya başlanmış. Başvuru sahiplerinden müzik alanında faaliyet gösterdiklerini bir video kaydıyla kanıtlamaları istenmiş. Ve başka da hiçbir şart öne sürülmemiş.

Program kapsamında Ocak 2021’den başlamak üzere 31 bin müzisyene ayda 1000 lira destek ödenmeye başlamış. Üç ay sürmesi planlanan destek ödemelerinin süresi daha sonra beş aya çıkarılmış. Mayıs ayına kadar kişi başına 5 bin lira destek ödemesi yapılmış. Toplamda 31 bin müzisyene 156 milyon lira destek ödemesiyle katkı sunulmaya çalışılmış.

En son Haziran 2021’de bu program kapsamındaki müzisyenlere 3’er bin lira daha destek ödemesi yapılması kararı alınmış. Böylece haftalık ve günlük yevmiye ile çalışan, sosyal güvencesi olmayan, işini kaybeden ses ve enstrüman sanatçıları ile sektör çalışanlarına verilen desteğin toplam miktarı 250 milyon liraya ulaşmış.

Yazının devamı...

Sam Amca’da oyun bitmez

28 Mayıs 2021

Bu ülkenin yakın tarihindeki bütün büyük siyasi krizlerin Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yaşanması elbette ki bir tesadüf değil.

2014’teki Cumhur-başkanlığı seçimlerine 8 ay kala ne demişti dönemin ABD Ankara Büyükelçisi Ricciardone? Şimdi bir imparatorluğun çöküşünü izleyeceksiniz.

Çöken Türkiye değil, küresel güçlerin ihtiyaç duydukça Türkiye’ye karşı kullandığı terör örgütleri FETÖ ve PKK oldu.

Ama Sam Amca’da oyun bitmez. Pandemi sebebiyle yaşanan ekonomik sıkıntıları da hesaba katıp Türkiye’yi eski yörüngesine çekmek istiyorlar. Ulusal çıkarlarını gözeten, Suriye’deki terör devletine ‘dur’ diyen, Kıbrıs’ta, Azerbaycan’da, Irak’ta, Libya’da, Doğu Akdeniz’de, Afrika’da bayrak gösteren bir Türkiye işlerine gelmiyor.

Darbe de dâhil her şeyi denediler ama Türkiye’ye istikamet veremediler. Önlerinde köprüden önceki son çıkış olarak 2023’teki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini görüyorlar.

Zamanında yapılacak bir seçimi yine Erdoğan’ın kazanacağının onlar da farkında. Bu yüzden seçimi erkene almak için hamle üstüne hamle yapıyorlar.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve eski Başbakan Binali Yıldırım üzerinden yürütülen son operasyon da bu büyük planın parçalarından biri. Türkiye’ye mafyanın devlete egemen olduğu, yönetilemeyen bir ülke etiketini yapıştırma çabaları aslında erken seçime zorlama taktiği.

Son 72 saatte bize sosyal medyadan çekilen operasyonu konuştururken iki kritik hamle daha yaptılar.

Yazının devamı...

Kademeli HDP normalleştirmesi

18 Mayıs 2021

Devri iktidarlarında HDP’ye 1-2 bakanlık verebileceklerini ilan eden CHP eski Milletvekili Dursun Çiçek’i dinlerken aklıma Mehmet Akif Ersoy’un o meşhur dizeleri geldi:

“Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı, tekerrür ederdi miydi?”

Tarih 25 Şubat 2010... BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Meclis kürsüsünde 1999 yılında CHP ile yaptıkları ittifak pazarlığını anlatıyor: “1999’da genel seçimlere gidiyoruz. CHP barajın altında. Deniz Baykal bize elçi gönderdi, ‘Sizinle ittifak yapmaya hazırız’ diye. Oturduk, konuştuk. ‘Ahmet Türk’ü, Sırrı Sakık’ı, Sedat Yurttaş’ı kaldıramam. Ama bana 20 tane militan gönderin, onları aday edeyim’ dedi. Kabul etmedik. Canlı tanığımız var. Biz dün neysek, bugün de oyuz.”

Sakık bu konuda haklı ve tutarlı. HDP’nin çizgisi hiç değişmedi. HDP ve bu hareketin önceki partileri Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısıyla sorunlu olduklarını hiç gizlemedi. Yaklaşık 40 yıldır terör örgütü PKK dağda, onlar Meclis’te ‘önce özerklik sonra bağımsız devlet’ hedefi doğrultusunda faaliyet gösteriyor.

İbret almayanlar HDP’nin gizlemeye gerek bile duymadığı bu çizgisini sırf Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmek için normalleştirmeye çalışanlar.  

Baykal tarihten ibret alsaydı 1991’de HEP ile yapılan ittifakın SHP’yi nasıl bitirdiğini bildiği halde böyle bir teklifte bulunur muydu?

Dursun Çiçek ve arkadaşları tarihten ibret alsaydı, seçim kazanmak için HDP’yi ülke yönetimine ortak etmenin “Cumhuriyeti CHP’ye yıktırmak projesine” taşeronluk yapmak anlamına geldiğini görmezden gelir miydi?

Sicili temiz ve teröre bulaşmamış HDP’li yönetici arayan emekli asker Dursun Çiçek’te tarihten ibret alacak bir görüntü yok. Bir faydası olur mu bilmem ama HDP’nin mevcut durumunu kendisine bir de rakamlarla anlatalım:

Yazının devamı...

Babacan’ın hakkı Babacan’a

14 Mayıs 2021

İtiraf ediyorum... Geçtiğimiz pazar gününden beri Ali Babacan üzerinden yürüyen ihanet tartışmalarının sebebi benim.

O akşam kanallar arasında dolaşırken Halk TV’de Ali Babacan’a rastladım. Tesadüf bu ya, duyduğum ilk cümlesi 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan karşıtı cephenin tam göbeğinde olduğunu anlattığı itirafı oldu.

Önemli ve haber değeri taşıyan bir itiraftı bu. Gazetecilik refleksiyle AK Parti’den ne zaman istifa ettiğini araştırmaya başladım. İstifa için 8 Temmuz 2019’a kadar beklemişti! Şaşkınlığımı yansıtan bir tweet attım. Sosyal medyada tepkiler hızla yükseldi. Gazeteci İsmail Saymaz bu tepkileri görüp Babacan’a “İstifa için neden bu kadar beklediğiniz tartışılıyor” deyince ilginç bir cevap verdi Babacan. “Kafaca zaten AK Parti’den kopmuştum, uzaklaşmıştım” gibi bir cümle kurdu.

Bu yazıyı yazma sebebim tam olarak bu cümledir. Hakkını teslim edelim, adam doğru söylüyor. Yani kafaca AK Parti’den koptuğu, hatta bu kopuşun Cumhurbaşkanlığı seçiminden çok daha önce olduğuna dair bir belge var elimde. Detayları okuyunca sizde Babacan’a hak verecek ve “Ne yapsın adamcağız? Kopmuş gitmiş işte!” diyeceksiniz. Hazırsanız başlayalım...

Tarih 24 Mart 2017... Yer: Beypazarı Taş Mektep, Teras Kat...

AK Parti Ankara Milletvekili, Dışişleri eski Bakanı, Başbakan eski Yardımcısı Ali Babacan, 17 Nisan referandum çalışmaları kapsamında parti göreviyle Beypazarı’na gelir. Özel kalemi toplantıdan günler önce AK Partili Belediye Başkanı Tuncer Kaplan’dan bazı isteklerde bulunur.

Babacan’ın hitap edeceği kişi sayısı 20’nin üzerinde olmayacaktır. Ve sadece iş adamlarından oluşacaktır. Basın içeri alınmayacaktır. Belediye Başkanı “Bu bir referandum çalışması. Neden az kişiyle toplanıyoruz, basın niye gelmiyor?” diye haklı olarak sorar. Cevap düşündürücüdür: Mevcut bakan arkadaşlarımızı ezmek istemiyoruz. Biz medyada çok görünmeden çalışmalarımızı sürdürüyoruz!

Şu inceliğe, nezakete bakar mısınız? Kapalı devre de olsa referandumdan “Evet” çıkması için kendisini sahaya atmış. Ve bunu yaparken bakan arkadaşlarını ezmekten çekiniyor.

Yazının devamı...

Üçüncü ittifak

11 Mayıs 2021

İyi Parti lideri Meral Akşener’in “İyi Parti, Deva, Gelecek, Saadet ve Demokrat Parti ile üçüncü ittifak 25’ler, 30’lar alır. CHP ile HDP’yi de yan yana getiren bir ittifak modeli. Böyle bir önerme var ama faili meçhul kaldı” sözleri aslında muhalefetin gizlemeye çalıştığı seçim stratejisinin özetidir.

Daha önce Selahattin Demirtaş da “Eğer milliyetçi odaklar demokrasi ittifakına ısrarla engel olmaya devam edecekse HDP’nin öncülüğünde üçüncü bir ittifak kurulabilir” demişti. Görünen o ki kameralar önünde farklı açıklamalar yapılsa da 3. ittifak masada. Ayrıntılardan bütüne doğru yürüyelim.

Demirtaş’ın “HDP’nin öncülüğünde” vurgusunu dikkate almayın. O işin hikâye kısmı. Demirtaş da bilir ki mevcut tabloda CHP’den başka hiçbir parti HDP ile açıktan ittifak yapmaz.

CHP-HDP ittifakında da bir sorun çıkmaz. Sorun çıkarma potansiyeli taşıyan sosyolojinin temsilcileri CHP’den tasfiye edildi. Bknz. Muharrem İnce’nin partisi.

Esas sorun, hedef kitlesi milliyetçi oylar olan İyi Parti’nin HDP ile görüntü verme riski. Bu riski aşmanın tek yolu İyi Parti’nin başını çektiği üçüncü bir ittifak oluşturmak. Böylece seçimde üç ittifak yarışacak.

Meşhur, bir taşla birden çok kuş vurma taktiği. HDP ile beraber CHP’ye de mesafeli duran milliyetçi-muhafazakâr seçmenin endişeleri giderilmiş olacak.

TBMM’de AK Parti-MHP’nin 301’i bulması engellenecek. Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura bırakılacak.

Seçimi ikinci tura bırakabilirse HDP’yi yine görüntüde dışarda bırakarak bir araya gelecekler.

Yazının devamı...