Organik çocuk tiyatrosu

6 Nisan 2019

Hayalbaz Tiyatro’nun kurucusu Mehmet Erbil, “Oyuncaksız büyümem, benim tiyatroda kendi dekorumu, kendi objelerimi kendi tasarımımı yapmamı sağladı” diyor.

Küçükken kızımı tiyatroya götürmeyi çok denedim ama hep korktu ve gitmek istemedi. Tam pes ettiğim anda, Hayalbaz Tiyatro ve Mehmet Erbil ile yollarımız kesişti. Yüksek sesler, gösterişli dekorlar, abartılı makyajlar yoktu ve bir anda tiyatro hayatımızın baş köşesine oturdu. Çocuk tiyatrosu değil, çocuk için tiyatro yaptığını söyleyen Mehmet Erbil ile tiyatro ve dramanın çocuk gelişimindeki yerini konuştuk.

- Hayalbaz Tiyatro fikri nasıl doğdu?

Oyuncaksız bir ailede yetiştim, kendi oyuncağımı yapma lüksü ile büyüdüm. 6 yaşında Karagöz’ün resmini gördüm ve aynısını çizip, bardak kutusunda, gazoz kapağı karşılığında Karagöz oynatmaya başladım. Tiyatro heyecanım böyle başladı.

2003 yılında bir oyun izledim, metin, dekor, oyunculuk o kadar kötüydü ki, çocuklara haksızlık ediliyor diye düşündüm. Okulu bitirdikten sonra bir tiyatro oyuncusu olarak ne yapabilirim dedim ve sadece çocuklar için üretmeye başladım. Ne yazık ki Türkiye’de tiyatroyu denetleyen bir kurum yok. Herkes çocuk tiyatrosu yapabiliyor ama ben buna çocuk için tiyatro diyorum. 2003’te “Evvel Zaman İçinde” oyununu yazdım ve Türkiye’nin ilk obje tiyatrosu oldu. Oyuncaksız büyümem, benim tiyatroda kendi dekorumu, kendi objelerimi kendi tasarımımı yapmamı sağladı. İstanbul Oyuncak Müzesi’nin 2. kuruluş yılında ilk kez burada oyun oynadım ve o günden beri de burada devam ediyoruz. Farklı mekanlar ve okullarda da oyunlarımız devam ediyor.

- Çocukların sizi bu kadar sevmesinin nedeni ne?

Ben biraz kendi meslektaşlarıma karşı duruş sergiliyorum. Tiyatro yüksek müziklerin, kocaman, şatafatlı kostüm ve dekorların olduğu bir alan değildir. Yıllarca bu yapıldı çünkü gösteriş seven bir toplumuz. Ama çocuklar böyle değil. Sınıflandıran, kimlik veren, beklentiyi şekillendiren anne babadır. Yaklaşık 16 yıldır çocuklar için üretiyorum ve örgensel tiyatro kavramını geliştirdim. Yani organik oyun. Çocuk oyunun uzmanıdır. Biz oyunun ustalarına oyun yapmaya çalışıyoruz. Ben aslında onları taklit ediyorum. Oyunlarımda materyallerden obje yapınca çocuklar hayrete düşüyor. Halbuki bu zaten çocuğun yapabildiği bir şey, nasılsa hazırı var diye unutturuldu. Hayalbaz’ın başarılı bulunmasının sebebi işte bu organikliği…

Yazının devamı...

'Oyunu çocukluğa gömüyoruz'

23 Mart 2019

Okul öncesi dönemi çocuklarla çalışan, “Ben onların değil, onlar benim öğretmenim oldu” diyerek çocuklardan öğrenmeyi seçen Prof. Dr. Belma Tuğrul ile okul seçimi ve oyunun önemini konuştuk.

- Erken çocuklukta okula başlama yaşı ne olmalı?

Her çocuğun gelişimi, her ailenin koşulları farklı ancak çocukların erken yaştan itibaren oyun gruplarına gitmesini önemsiyorum. Birbirleriyle oynamasalar da, sosyal ortamda bulunmak, göz kontağı önemli. 3 yaşından küçüklerin tüm gün okulda olmaları zorlayıcı ama 3 yaşından itibaren tüm gün önerebilirim. Ama bu da okulun ve çocuğun özellikleriyle bağlantılı. Çocuğun karakteri, öğretmenin tutumu, mekan ve oyun alanları önemli. Okul süreleri Türkiye’de çok uzun. Evde hiç vakit geçiremiyorlar. Çocuklar evlerine, oyuna, ana-babalarına hasret.

- Okul öncesinde ideal sınıf ortamı nasıl olmalı?

Çocuğun hareket ihtiyacını karşılayabileceği alanlar olmalı. Çocukların bireysel farklılıklarına saygı duyulan, ilgilerine cevap bulacak çeşitlilik ve öğrenme alanlarının bulunması gerekiyor. Fiziksel koşullar ve güvenlik olmazsa olmaz. Okul öncesi için ayrı, ilkokul için ayrı oyun alanları olmalı. Çocukların birbirleriyle etkileşim kurmalarına izin veren, sınıfın bahçeyle, diğer sınıfla, koridorla bağlantısının bütünlük içinde olduğu, çocuğun kendini ait hissettiği bir düzen olmalı. Mümkünse doğanın içinde, değilse sık sık doğa içinde aktivitelerin yapıldığı, merak uyandıracak uyarıcıların bulunduğu bir okul ortamı ideal. Ancak günümüzde okulun abartıldığını düşünüyorum. Okulun elinde sihirli değnek yok sadece bir paydaş. Esas iş ailede bitiyor.

- Oyunun yaşı var mı?

Tabiiki yok. Oyunu çocukluğa gömüyoruz ama bir insan ömür boyu oyuncu olabilir. ‘Oyunu bebekler oynar, oyun zamanın geçti’ diye baskı yapıyoruz. Her yerde, her zaman oyun oynanır, sadece yaşa göre içeriği değişir. Araştırmalarda, oyuncu karakterlerin daha yaratıcı, liderlik gücü yüksek, sosyal becerileri daha gelişkin olduğu görülmüş çünkü oyunda aklını, duygunu ve bedenini kullanırsın.

“Sorumluluk vermeliyiz”

Yazının devamı...

Sırlarımız Kadar Hastayız

11 Mart 2019

Kanadalı Dr. Gilbert Renaud, İstanbul’da verdiği eğitimde, sıklıkla “Sırlarımız kadar hastayız.” dedi ve devam etti: “İlk sırlarımız ebeveynlerimizden gelir ve sırlar açığa çıkmadan iyileşme olmaz. Beynimiz, çözemediği her sorun için, bedende çözüm arar.” Renaud ile hastalıkları şifalandırmaya dayalı bu sistemi ve duygusal çatışmalarımızı konuştuk.

Recall Healing nedir ve nasıl uygulanıyor?
Recall Healing, modern tıp ile işbirliği içinde, hastalıkların ardındaki duygusal çatışmaları keşfedip, açığa çıkartarak, kişiyi iyileştiren, tamamlayıcı bir sistem.

Hastalanıp doktora gittiğimizde, semptomları yok etmeye odaklanırlar. Bize kim olduğumuzu sormaya vakitleri olmaz. Oysa bizi hasta eden bilinçaltındaki çatışmalarımızdır. Hastalığın ardındaki gerçek nedeni bilmezseniz, semptomlar tekrarlanır.

Recall Healing’de danışana 7 soru sorarız: Hastalık ne zamandan beri var?, Neredeydin?, Ne oldu?, Yanında kim vardı?, Kim yoktu?, Nasıl oldu?, Öncesinde, sonrasında ve o sırada ne oldu? Sırf bunları sorarken bile bazı insanların iyileştiğini biliyoruz. Carl Jung der ki, “Bilincinize çıkamayan şey, kaderiniz haline gelir.”

Netropat doktoru olduğum için, bunu genellikle fiziksel semptomları olan hastalara uyguluyorum. Öncelikle biz kişiye terapi sırasında yardımcı olabilmek için toplayabildiğimiz kadar bilgi toplarız. Genelde çocukları ile sorunları olan anneler geliyor. Annenin gebelik sırasında yaşadığı olaylar, çocukların bilinçaltını ve hastalıkları etkiliyor. Mesela geçenlerde bir anne geldi ve “Çocuğum 5 yaşında ve hala bezi bırakmıyor. Neden?” dedi. Onun gebeliğine dair bilgilere ulaştığımda, 8.ayında şunu fark ettik ki, çatı katına bir şey yerleştirirken, merdivenlerden aşağı yuvarlanmış. Bebeğe zarar gelmemiş ama kadın yaralanmış. Hastanede tüm doktorlar ona kızmış, 8 aylık hamileyken merdivene mi çıkılır diye. Bu kadın çok mükemmelliyetçi ve herkese benim hatam değil demiş. Şimdi bebeği anaokuluna gitmeye hazırlanıyor ve anne panikliyor altı hala bezli diye. Seansın sonunda, “Kutunun içinde ne vardı?” dedim. “Bebek bezi” dedi. Aslında çocuk annesinden her bez istediğinde, ‘anneciğim yukarı çıkmakta haklıydın’ rahatlatmasını veriyor. Bu bağlantıyı kurduktan 3 gün sonra çocuk bezi bıraktı. Araştırmalarımda şunu fark ettim ki, anneler çocukları bezden bıraktırmak isterken, pek çok çocuk klozete oturmamak için ağlıyor. Eğer çocuk oturmakta zorlanıyorsa, genelde gebelikte annenin düşmüş olduğunu buluyoruz. Recall healing size bir yapı oluşturur ama her vakayı, ilk kez gibi araştırırım. Çünkü bu işte dedektif olmanız gerekir. Travmanın asıl yeri, kişinin bilinçaltındadır. Birçok anne travmayı hatırlamaz. Neden? Çünkü annenin bilinçaltı, çocuktur. Ve çocuk davranışıyla, anne baba arasında çözülemeyen şeylerin aynası olur.

Yazının devamı...

“Sırlarımız kadar hastayız”

9 Mart 2019

Recall Healing eğitimi için İstanbul’a gelen Dr. Gilbert Renaud ile hastalıkların arkasındaki duygusal çatışmaları ve tedavi yöntemlerini konuştuk.

Kanadalı Dr. Gilbert Renaud, İstanbul’da verdiği eğitimde, sıklıkla “Sırlarımız kadar hastayız.” dedi ve devam etti: “İlk sırlarımız ebeveynlerimizden gelir ve sırlar açığa çıkmadan iyileşme olmaz. Beynimiz, çözemediği her sorun için, bedende çözüm arar.” Renaud ile hastalıkları şifalandırmaya dayalı bu sistemi ve duygusal çatışmalarımızı konuştuk.

- Recall Healing nedir ve nasıl uygulanıyor?

Recall Healing, modern tıp ile işbirliği içinde, hastalıkların ardındaki duygusal çatışmaları keşfedip, açığa çıkartarak, kişiyi iyileştiren, tamamlayıcı bir sistem. Teşhis koymayız ama bugüne kadar doktorların iyileştiremediği yüzlerce kanser hastasını iyileştirdik. Hastalanıp doktora gittiğimizde, semptomları yok etmeye odaklanırlar. Bize kim olduğumuzu sormaya vakitleri olmaz. Oysa bizi hasta eden bilinçaltındaki çatışmalarımızdır. Hastalığın ardındaki gerçek nedeni bilmezseniz, semptomlar tekrarlanır. Recall Healing’de danışana 7 soru sorarız: Hastalık ne zamandan beri var, neredeydin, ne oldu, yanında kim vardı, kim yoktu, nasıl oldu? Öncesinde, sonrasında ve o sırada ne oldu? Sırf bunları sorarken bile bazı insanların iyileştiğini biliyoruz. Carl Jung der ki, “Bilincinize çıkamayan şey, kaderiniz haline gelir.”

- Neden hasta oluyoruz?

Beyin, bizi hayatta tutmak için, baş edemediği her şeye bedenimizde çözüm arar. Her bir duygu, belli organlarda hastalık olarak çıkar. Doktorlar bir neden bulamadığında genetik derler. Biz hastalıkların nedeni çatışmalar diyoruz. Çatışma kendinle tutarlı olamamaktır.

Sırlarımız kadar hastayız ve ilk sırlarımız ebeveynlerimizden gelenlerdir. Sadece anne babamızdan değil, bizden önceki 3 nesilden aktarımlarla geliyoruz. O nedenle sırlar açığa çıkmadan, gerçek iyileşme olmaz. Geçmişi öğrendiğimizde, beynimiz, ‘Bu benle ilgili değildi ve bitti’ diyor. İyileşme de burada başlıyor. Nesiller boyu genlerle aktarılan şey hastalıklar değil anılardır. Hasta eden ise travmatik anılardır. Biyolojide suçlama yok. Suçlayarak değil, bilirsek iyileşiriz. O nedenle seanslarda aile ağacını çıkartıyoruz. Danışan bilmiyorsa mutlaka bilen birilerine sormasını istiyorum. Geçmişin bitmemiş hikayeleri bizi hasta ediyor. Hastalıkların ardındaki çatışmayı bulduğumuzda, iyileşme başlar.

Yazının devamı...

“Zor çocuk yoktur, zorlayıcı mizaçlı çocuk vardır”

23 Şubat 2019

Mizaç konusunda yaptığı araştırmalarla, 2015 yılında Queensland Üniversitesi tarafından Onursal Kıdemli Araştırmacı unvanı alan, Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi ve Çocuk ve Aile Araştırmaları Laboratuvarı direktörü Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk ile mizaca göre ebeveynliği konuştuk

Çocuklar büyürken, aynı ebeveynlik yaklaşımı, her çocukta aynı sonucu vermiyor. Bazı çocuklar, dirençli ve baskın mizaçlarıyla, ebeveynler için zorlayıcı olabiliyor. Uzun yıllardır mizaç konusunda çalışmalar yapan Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk, “Zor, inatçı, söz dinlemez, problemli, kızgın veya korkak” diye sitem edip, çocukları etiketlemenin yanlış olduğunu söylüyor ve “Zor çocuk yoktur, mizacıyla çevresini zorlayan çocuk vardır” diyor ve ekliyor: “Zorlayıcı mizaca sahip çocuklar aslında çok hassastırlar, sabırlı ve olumlu yaklaşımlarla, duygusal güçlüklerini yenebilir, çok olumlu bir gelişim gösterebilirler.

- Mizaca göre ebeveynlik ne demek?

Çocuk yetiştirirken, karşımızdaki çocuğun doğasının ne olduğu konusunda çok da düşünmüyoruz. İlk çocukta, çocuğumuzun yapabildiklerinin ya da yapamadıklarının, bizimle ilişkili olduğunu düşünürüz. İstediğimiz gibi olmayan ya da başaramadığımız şeyler için kendimizi suçlarız. İkinci çocukta anlarız ki, çocuk belli bir mizaç yapısıyla doğuyor ve aynı konuda aynı şeyi yaptığımız halde sonuç farklı olabiliyor. İşte çocuğun mizacının farkında olup, ebeveynlik stilimizi buna göre belirlemeliyiz.

- Mizacımız karakterimizde ne kadar belirleyici?

Mizaç; kişiliğin biyolojik temeli, doğuştan getirdiğimiz yapısal farklılıklar. Tamamen genetik değil. Genler dışında, hamilelik sırasındaki deneyimler, içine doğduğumuz coğrafya, sosyal çevre önemli etkenler. Yetiştirilme tarzı ile bir araya gelerek kişiliği oluşturuyor. Ergenlikten önce kişilikten söz etmeyiz, ama mizaç doğumdan itibaren var. Bazı araştırmacılara göre, ancak çok olumsuz ebeveynlik tutumları çocuğun gelişimini etkiliyor. Çünkü kötü muameleye uğrayan çocukların beyin bölgelerinde ciddi yapısal bozukluklar görülüyor. Ama buradan ortalama ebeveynlik tutumlarının çocukları etkilemediğini söyleyemeyiz. Ebeveynlerin çocuklarına olan her etkisi beyni yapısal olarak etkilemez ancak çok önemlidir.

-

Yazının devamı...

Geleceğin iktidarı 'yaratıcılık'

2 Şubat 2019

Alibaba’nın kurucusu Jack Ma, 2030 yılına kadar robotların 800 milyon işin yerini alacağını söyledi. Yapay zekanın getireceği problemlerden kurtulmanın tek yolu ise yaratıcılık olacak. Prof. Uğur Batı ile çocuklarda zeka ve yaratıcılığın gelişimini konuştuk.

Çocuklarımızın yaratıcı kişiler olmasını istiyoruz. Peki ama yaratıcı olmak ne demek, neden önemli, yaratıcı olmak için neler gerekli ve en önemlisi ebeveyn olarak biz yaratıcı bir yetişkin miyiz? İşte tüm bunları Prof. Uğur Batı ile konuştuk.

- Yaratıcılık neden gerekli?

Gelecekte hayal gücü iktidara gelecek. Başka çaresi yok. 30 yıl içinde, şu an sahip olduğumuz mesleklerin çoğunu yapay zekalar, sensörler, insansız teknolojiler devralacak. İçerisinde yaratıcılık, sezgisellik, inovasyon yani insana dayalı projeleme sistemlerinin olmadığı tüm iş kolları ve sosyal hayattaki alanlar, insan dışı alana kayıyor. Dolayısıyla insanın hayatta kalabilmesi için mutlaka insana dayalı pratiğin geliştiği başka bir dünya düzeni kurulmalı. Yaratıcılık da bu noktada devreye giriyor. Beslenme, sosyal yaşam, eğlence ve kültürel alanlarda henüz yapay zekaların geliştiremediği yeni ekonomi alanları oluşturulacak. Üstelik bu çok yakın gelecekte olacak. Analog düşünce, yani tek bir konuda bilgi sahibi olup hayatımızı devam ettirdiğimiz düşünce stili geçmişte kaldı. Bilgisayarların birbirine bağlanması gibi, insanların da birbirlerinin zeka alanından faydalanması gerekli. Bağlantılı zihinler çözüm üretebilir. O nedenle insan zekası, yaratıcılık ve hayal gücüne ilişkin söyleyeceğim en önemli şey sosyalleşme.

- Herkes aynı oranda yaratıcı olabilir mi?

Yaratıcılık bir öğrenme faaliyetidir. Bir insan doğru öğrenme yöntemlerini uygularsa 50 alanda uzmanlaşabilir. Beynimiz yapısal ve kimyasal olarak her an değişiyor. Bu nedenle ömür boyu bu yaratıcılık kapasitemiz var. Bunun ne derece gelişeceği de sosyal çevremizle alakalı.

- Çocuklarda yetenek nasıl geliştirilir?

Yazının devamı...

'Bebekle hayatımızın yapbozu bozuluyor'

19 Ocak 2019

Bebek hayatımıza girince ilişkiler yeniden tanımlanıyor. Nam-ı diğer “Süper Dadı” Gözde Erdoğan ile son kitabı ‘Çocuklu Hayat’ vesilesiyle, çocuktan sonra değişen hayatı konuştuk.

- Çocuklu hayata hazır olmak diye bir şey mümkün mü?

Ebeveyn olmak, kendi ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişkiye yaslanıyor. Nesiller arası aktarım diye bir şey var. Hamilelikle birlikte sadece bedensel değil, zihinsel ve ruhsal dönüşüm de başlıyor. Bebek anne karnında kendine alan açarken, annenin de zihninde, kalbinde ve sonra da hayatında yer açması gerekiyor. 9 aylık hamilelik sürecini, çocuklu hayata hazırlanma olarak değerlendirmemizde fayda var. Bu süreçte bilmek, öğrenmek, okumak tabii ki önemli ama içgüdülerin sesini dinlemek ve o bilgiyi yorumlamak da önemli. Özellikle 0-1 yaş döneminde duyguları ve içgüdüleri yok saymamalı ve önceliğe koymalı ki bebekle bağı kurabilesin. Çocuklu hayata geçince bazen kendimizi unutup çocuğa odaklanıyoruz, bazen de bebek bana uyumlanacak diyoruz. İkisi de olmak zorunda değil. 0-1 yaşta oldukça zorlanmalar oluyor ancak bunu önden bilip, sonrasındaki getirileri planlamak ve hayatı yeniden kurgulamak gerek. Hayatımız bir yapboz, çocuk dünyaya gelince o yapboz tamamen bozuluyor ve biz çocukla o yapbozu tekrar yapıyoruz.

- Çocuklu hayata geçince, ilk 3 yıl boşanma çok yaygın.

Bu tabii ki eşlerin birlikte geçireceği bir süreç. Ama babalar genelde kademe kademe, anne yer açtığı sürece çocuklu hayatın içine giriyor. İçinde yaşadığımız toplumsal kültür de bunu zorlaştırıyor. Çocuklu hayata geçince ilk 3 yıl boşanmalar çok yaygın. Çünkü o güne kadar eşe olan yatırım, çocuğa kayıyor. Hayatı kurgularken ekip olarak kurgulamalıyız. Ekip olmak eksikliğimizi tamamlayabilmek. Bunu birbirimize silah olarak değil, birlikte bir şey üretmek ve yolculuğa çıkmak olarak planlamalıyız. Evliliklerde kendimizi tanımadan, başkasını tanımaya çalışıyoruz. Aynı şey ebeveynlikte de geçerli.

- Çocuklu hayatta zorlanmalar ilk nerede başlıyor?

İki kişilik hayatlar bir topluma açılınca, sorunlar başlıyor. Ekip olup olamayacağımız bu noktada ortaya çıkıyor. Anneanne/babaanneler yardım etmek amacıyla devreye girince, bir anda hayatı istila ediyorlar çünkü onlar da kontrolcü. Kendi anne/babasının yanında kimse anne/babalık yapamaz. Bu sürecin yönetilmesi gerekiyor. Sınırlar, koşullar, süreler, kurallar anlaşılıp, netleşmeli. Evin içinde kimin, hangi görevlerden sorumlu olduğuna dair, bir haftalık çizelge yapılabilir. Tiyatro gösterisi gibi, kim, hangi sahnede oyuna girecek belirlensin. Mesela anneannenin geliş-gidiş saatleri, alışverişten kimin sorumlu olduğu gibi. Lohusa evresinde olan annenin, maksimumda çocuğuna vakit ayırabilmesi ve dinlenebilmesi çok değerli. Fiziken ve zihnen yoran işler, yardım eden kişilere yönlendirilmeli.

‘Çocuğuyla ego savaşına giren baştan kaybeder’

Yazının devamı...

“Çocuğun kaygılarını yönetmesini öğretmeliyiz”

5 Ocak 2019

Psikiyatrist İbrahim Bilgen’e “Kaygı bir hastalık mıdır, kaygısız yaşamak mümkün mü?“ diye sorduk

Kaygı, çağımızın sorunu desek yanlış olmaz sanırım. Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada kaygıyla başlayan psikolojik rahatsızlıkların sayısı her geçen gün artıyor. Bu alanda başarılı çalışmalarıyla adından sıkça söz ettiren Psikiyatrist Dr. İbrahim Bilgen’le kaygının ne zaman bir sorun olarak karşımıza çıktığını konuştuk.

- Günümüzde kaygılı olmak neden bu kadar arttı?

Andan ne kadar koparsanız, farkındalıklarınız o kadar azalır, tamamen zihninizin ocağına düşersiniz ve kaygınız artar. Zihnin her söylediğine inanmayıp, doğru mu yanlış mı değerlendirebilmek için farkındalık gerekli. Anda kalmak hiçbir şeyi umursamamak değil, bir şeyi farkındalıklı yapabilmek demektir. Eskiden kötü duyguları yok etmeye çalışırdık ama yeni terapi yöntemleriyle, duyguları yönetebilmek için farkındalık kazandırmaya çalışıyoruz.

- Kaygıyı ne zaman bir sorun olarak görmeye başlamalıyız?

Kaygı tüm dünyada bir bozukluk gibi algılanıyor ama bir hastalık değildir. Kaygıyı bir alarm gibi görmeliyiz. Tüm duyguların olduğu gibi kaygının da bir amacı var. Ancak kişinin işini, aile ve toplumsal ilişkilerini bozmaya başlıyorsa, bir problem haline gelmekte. Çözüm olarak ise kaygıyı yok etmek ya da bastırmaktan değil yönetmekten bahsetmeliyiz.

-

Yazının devamı...