Askıda Oyun ile oyunsuz çocuk kalmasın

15 Mayıs 2021

Bi’oyunkur hareketince başlatılan “Askıda Oyun” projesiyle kronik rahatsızlığı nedeniyle oyuna erişemeyen çocuklar oyun isteğinde bulunabiliyor, bağışçı veliler ise oyun hediye edebiliyor.

Pandemi yüzünden çocuklarımız arkadaşlarıyla ve sokakta oynama imkânını hepten kaybetti. Çocukların oyun ihtiyacından yola çıkarak kurulan Bi’oyunkur hareketi, online ortamda doğal ve yaratıcı oyunlar kurguluyor. Bu süreçte kronik rahatsızlığı olan çocukların oyun ihtiyacını da gören ekip, Askıda Oyun Projesi’ni başlattı. “Biz çocukların oyun arkadaşı değiliz, rolümüz oyun kolaylaştırıcılığı yapmak” diyen Bi’oyunkur programının kurucu ortağı ve Oyun Hareketi Derneği Başkanı Eğitimci Nedim Buğral ile bu anlamlı projeyi konuştuk.

- Bi’oyunkur nedir ve neler yapıyor?

Bi’oyunkur (www.bioyunkur.com) çocukların kişisel gelişimini destekleyen, onları hayata hazırlayan oyun ve oyun kurma eylemini eğitsel bir programla uygulayan oyun danışmanlığı programıdır. Çocuklara bir oyun topluluğu kurarak, kendilerini ifade edebilecekleri bir sosyal alan yaratıyoruz. Farklı oyun türlerini dijital araçlarla birleştirerek çocuklara ebeveynlerinin, büyükanne-büyükbabalarının oynadıkları oyunları da oynatabildiğimiz bir pedagojik anlayışla hareket ediyoruz. Yaklaşık bir yıldır, “Oyunbazın Yolculuğu” isimli sağlıklı oyun oynama programımızı uyguluyoruz. 4-6 yaş gruplarında; ebeveynlerin, 6-10 yaş arası grupta oyun koçu (eğitimci) ve oyunbazın (çocuk) birebir başladığı bir süreçte diğer oyunbazlarla etkileşimin arttığı bir deneyim sayesinde, 10 yaş üstü çocuklarla da oyun temelli proje çalışmalarıyla oyun kuruyoruz.

“Dijitale rağmen değil, dijitalle barışık”

- Çocuklarla nasıl oyunlar oynuyorsunuz?

Oyunları uzmanlarımız farklı biçimde sınıflandırıyor. Bi’oyunkur’da sağlıklı bir oyun menüsünü tüm oyun türlerinin karması olarak tanımlıyoruz. Oyun çırağı ve oyun kalfası diye isimlendirdiğimiz seviyelerde odaklanma, kinestetik, rol oyunları, beceri oyunları, eğitsel oyunlarını her bir buluşmaya eşit dağıtıyoruz. Sonraki seviyelerde ise oyunbazımızın keyif aldığı, güçlü olduğu oyunlarda onun seçeneklerini çoğaltıyoruz. Uzman ve Profesör Oyunbaz seviyelerinde ise artık oyunbazlarımız birbirlerine oyun önerilerinde bulunuyor, oluşturduğumuz paylaşım çemberlerinde birbirleriyle güçlü bağlar kuruyorlar. Ebeveynlerinin, büyükanne-büyükbabalarının o zengin ve oyuncağın olmadığı yaratıcı oyun oynama serüvenlerini, “dijitale rağmen değil, dijitalle barışık biçimde” deneyimliyor.

Yazının devamı...

Binlerce gönüllüyle yola devam

2 Mayıs 2021

23 Nisan günü, oyuncu Uraz Kaygılaroğlu’nun öncü olduğu ve pek çok ünlünün de desteklediği kampanyayla 1 milyon liranın üzerinde bağış toplayan UCİM (Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği), yeni başlattığı projeyle Türkiye genelinde çocuk istismarına karşı savaş açmaya hazırlanıyor

Çocuk istismarıyla mücadele etmek ve toplumu bilinçlendirmek amacıyla var gücüyle çalışan UCİM (Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği), 23 Nisan günü, UCİM gönüllüsü oyuncu Uraz Kaygılaroğlu önderliğinde sosyal medyada başlatılan yardım kampanyasıyla 1 milyon liranın üzerinde bağış topladı. Desteklerle daha da güçlenen UCİM, Türkiye genelinde açacağı önleme merkezleri ve yeni başlattığı “Güçlü UCİM, Güçlü Çocuklar” projesiyle çocuk istismarına nokta koymayı amaçlıyor. Uraz Kaygılaroğlu ile çocuk yetiştirmek konusunda, UCİM kurucusu Saadet Özkan ve proje koordinatörü Yonca Boztunalı’yla ise yeni projeler üzerine konuştuk.

UCİM Gönüllüsü-Oyuncu Uraz Kaygılaroğlu:

“Çocuklar bizi daha iyi olmaya itiyor”

UCİM ile yollarınız nasıl kesişti?

UCİM’i Antalya’daki 29 çocuğun istismarı davası sırasında tanıdım. Sonrasında da Saadet öğretmeni tanımak adına UCİM’i ve yaptıklarını okudum, araştırdım. Uğraştıkları ve başardıkları davalar inanılmazdı.

UCİM gönüllüsü olmaya ve projeye destek vermeye nasıl karar verdiniz?

Yazının devamı...

Kusursuz değil gerçekçi olmak

1 Mayıs 2021

Çocuklarla yeniden evdeyiz. Evde iletişimde dikkat edilmesi gerekenleri klinik psikolog ve oyun terapisti İrem Polat’la konuştuk

Ebeveynler olarak, evde oyun önerilerinden, “kaliteli vakit” söyleminden yorulduk. Bir yılı aşkın süredir devam eden salgın, aile içi ilişkileri zora soktu. Geçen yıl ilk kez yaşadığımız ev karantinasından sonra, bu sefer deneyimliyiz. Her evin koşulları ve kuralları farklı olsa da, çocuklarımızla kuracağımız güçlü ve sağlıklı bağların önemini unutmayalım. Aile içinde çocuklarla ilişkimizde dikkat etmemiz gerekenleri hatırlamak için, klinik psikolog ve oyun terapisti İrem Polat ile bu konuyu ele aldık.

Klinik Psikolog İrem Polat, salgın nedeniyle hem ebeveynlerin hem de çocukların çok yorulduğunu ve sıkıldığını anlatıyor. Son kapanmada, evde kendimiz ve çocuğumuzla ilgili gerçekçi beklentiler taşımanın önemine dikkati çeken Polat, şu önerilerde bulunuyor: “Kusursuzluk ve mükemmellikten uzak duralım. Neyi, ne kadar yapabiliyorsak, ona odaklanıp, kendimize şefkatli davranmamız gerekiyor. Çocuklar kendine karşı şefkatli davranmayı da bizden gözlemliyor. Kendime şefkat gösterebilirsem, şefkatli bir ebeveynlik sergileyebilirim. Yas tutmak için kendime zaman ayırmalıyım. Yetiştiremediğim işler, sosyal olarak sevdiklerimden uzak kalışım, belki kaybettiğim işim, yorgunluğum, tüm bunlar için üzgün olabilirim ve yas tutmaya da ihtiyacımız var.”

Ebeveynleri, sürekli bir şeyler yapma, üretme stresinin de çok yorduğunu kaydeden Polat, “Hiçbir şey için kendimizi zorunlu hissetmeyelim. Olağanüstü bir dönemdeyiz ve bu geçecek. Kendimize sürekli bunu hatırlatmamız gerekiyor. Her duygu, şiddeti ne olursa olsun sonsuza kadar sürmüyor. Değişiyor, dönüşüyor. Üstelik tüm dünya benzer şeyler yaşıyor, yalnız değiliz. İç dengemizi bulmamız gerekiyor. Oksijen maskesini önce kendimize takalım ki, çocuklarla ev içindeki ilişkilerimiz de dengeli olsun” diyor.

“Evde çocuklarla randevu kartı”

“Çocuğumun ileride bu dönemi nasıl hatırlamasını istiyorum?” Bu soruyu kendimize sıklıkla sormamız gerektiğine işaret eden Polat, yapılması gerekenleri şöyle dile getiriyor: “Yapılan araştırmalara göre, kriz anlarında, etrafta sakin ve stabil bir ebeveyn varsa, çocuklar zorlu zamanları daha kolay atlatıyor. O çocuk, biz ebeveyniz. Bunu da kendimize hatırlatalım. Çocuğumuza bazı şeyleri sürekli dikte mi ediyoruz, yoksa bu süreçte ona rehberlik mi ediyoruz? En az bizler kadar, çocuklar da bunaldı ve sürekli talimat vermek, zorlamak, kızmak hiçbir işe yaramıyor. Evlerde yoğunuz ama çocuklarla randevulaşabiliriz. Özellikle ergen çocuklarımızla bunu yapabiliriz. Randevu kartı oluşturalım. Günde 10 dakika bile olsa birbirimize zaman ayıralım. Aile toplantıları yapalım. Hiçbir şey yapamıyorsak, çocuğumuzun çok sevdiği dijital oyunlar hakkında sohbet edebiliriz.”

Yazının devamı...

Okumayı destekleyen hareketler

24 Nisan 2021

Yazma ve okuma birbirinden ayrı düşünülemez. Okuma becerimiz ne kadar gelişirse, yazma becerimiz de o kadar hızlı gelişir. Geçen hafta çocuklarda yazma becerisinin öneminden bahsetmiştik. Bu hafta ise okuma alışkanlığını ele aldık.

Yazma becerisinin ikiz kardeşi de okuma becerisidir. Okuma ve yazma birbirinden ayrı düşünülemez. Bu hafta da psikolog Ayben Ertem ile erken çocuklukta okuma ve yazma becerisinin öneminden konuştuk.

Yazma ve okuma arasındaki ilişki nedir?

Okuma ve yazma arasındaki ilişki biraz tavuk ve yumurta ilişkisi gibidir. Hangisinin önce olduğu çok önemli değildir. Ama biri olmadan diğeri olmaz. Mevcut müfredatlar çocukların yüksek standartlarda başarması üzerine olduğu için okumada geri kalmış çocuklar için yaşam biraz daha zordur. Araştırmalar gösteriyor ki çocuklar ne kadar çok okursa o kadar çok yazma becerileri gelişir. Farklı türde kitaplar okumak çocuklara metin yapılarını ve dili öğrenmelerinde yardımcı olur.

Okuma yazma becerilerinin gelişimi, birçok bileşenli becerinin koordine olmasını gerektiren bir süreçtir. Mesela okuma için olmazsa olmaz diyeceğimiz otomatik adlandırma becerisi dikkat, görsel ayrımlaştırma, imla ve fonolojik betimleme bilgisini barındıran görsel bilgi, sözcük bilgisi gibi birçok bilişsel ve dilbilim süreçlerini içerir. Nedir otomatik adlandırma? Bir sayfada gördüğünüz nesneleri, sayıları, renkleri, resimleri bir çırpıda isimlendirmek. Hatta Alzheimer hastalarında ilk kaybolan becerilerden biri budur.

Okumanın gelişimsel faydaları neler?

Yazının devamı...

Yazmak da okumak kadar önemli

17 Nisan 2021

Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmayı hep konuşuyoruz. Ancak en az okumak kadar önemli bir beceri varsa o da yazı yazmak. Yazmak bilişsel, fiziksel ve psikolojik gelişim açısından çok önemli bir eylem. Peki, çocuklarımıza yazma alışkanlığını nasıl kazandırabiliriz? Eğitimci yazar Müjdat Ataman’a sordum.

En son soracağımı en baştan sorayım. Çocuklara yazma alışkanlığı nasıl kazandırılır?

Birinci sınıfa giden öğrencilere okumaya geçtin mi diye sorulur da yazmaya geçtin mi diye sorulmaz. Okul öncesinde öğrencilere okuma-yazma eğitimi veren okulların varlığını biliyoruz. Birinci sınıfta da bir an önce okuma-yazmaya geçmek için çocukları yoruyoruz. Bu yorgunluk okuma-yazmadan uzaklaşma olarak bize dönüyor. Sistem bir an önce çocuğu yarışa sokmaya çalıştığı için, yardımcı kaynaklar daha birinci sınıf bitmeden öğrencilerin ellerine tutuşturuluyor. Konu anlatımlı akıllı defter diye bir şey icat edildi. Öğrencinin konuyu not almasına gerek duymadan bu defter kılığındaki kitaplardaki boşlukları doldurması yetiyor. İkinci sınıfla birlikte öğrencilerin tüm değerlendirmeleri çoktan seçmeli sorularla yapılmaya başlıyor. İstenileni verilenler arasından seçmeye çalışan çocukların doğal olarak yazma becerisi gelişmiyor. Eğitimdeki çoktan seçmeli yarışa son verilmedikçe bu alan gelişemez.

Yazı yazmanın gelişimsel olarak faydaları neler?

Yazmanın gelişimsel faydası geri dönülebilir olmasının zihne katkısıdır. Yazı bütünseldir. Nasıl ki okumak yazmaya katkı sağlıyorsa yazmanın da konuşmaya benzer bir katkısı var. Yazma eylemi bir arayıştır, bir sözcükte durursunuz, başka bir sözcük tercihinin anlatımı daha da kolaylaştıracağını düşünür ve sözcüğü değiştirir yeniden okursunuz. Bu basit sözcük değişimleri bile konuşma altyapısına katkı sunar. Yazma öğrenmeyi kolaylaştıran eylemlerden biridir; yeni öğrendiğiniz herhangi bir şeyle ilgili kendinize not almak, akılda tutmanın önemli bir aracıdır. Yazma eyleminin belki de en güzel kazanımı kendi kendinizle oynamanızdır. Yazmak bireysel bir eylemdir, size aittir ve o alana sizden başkası sızamaz. Yazma insanın kendi iç yolculuğudur ki bu yolculuk zihni zorlar, zorlanan zihin gelişir. Yazmanın gelişimsel bir diğer katkısını da az sözcükle, çok şeyi anlatma çabası olarak görüyorum. Bu beceri başlı başına bir gelişim alanı.

Okulda not almayı, özet çıkarmayı nasıl canlı tutabiliriz?

Özet çıkarmak çok önemli bir beceri. Ne yazık ki okullarda kopyala-yapıştır kültürü ön planda. Daha ilk yıllardan bu alana yoğunlaşmamız gerekiyor. Neredeyse unutulmaya yüz tutan sihirli bir yönerge vardı; “kendi sözcüklerinle anlat”. Çocukların dinledikleri, okudukları ya da izlediklerini kendi sözcükleriyle anlatması çok değerli. Ardıllık alanına katkı sunan bir diğer alan da not almaktır. Özet çıkarmanın küçük kardeşi olarak gördüğüm bu alanda küçük adımlarla işe başlamalı. Bu beceri seviyelendirilerek geliştirilmeli.

Yazının devamı...

TikTok dünyasında neler yaşanıyor?

4 Nisan 2021

TikTok ve Instagram’daki sosyal medya fenomenlerinin çocukların dünyasında karşılığı nedir? Ebeveynler nelere dikkat etmeli?

Yaş sınırı olmasına rağmen, özellikle küçük yaştaki çocuklar tarafından sıkça kullanılan TikTok uygulaması, son dönemde canlı yayınlarda havada uçuşan paralarla yeniden tartışılmaya başlandı. Üstüne, Facebook CEO’su Mark Zuckerberg, dünya genelinde çok fazla çocuğun sosyal medya uygulaması kullanmak istediğini gerekçe göstererek, 13 yaşından küçük çocuklar için özel Instagram kurulacağını açıkladı. Çocuklar arasında hızla yayılan bu uygulamalar, onları duygusal ve gelişimsel olarak nasıl etkiliyor? Bilişim uzmanı Orhan Toker ve psikolog/sosyolog Serap Duygulu ile konuştum.

 Psikolog/Sosyolog Serap Duygulu:

TikTok gibi sosyal uygulamalar küçük yaştaki çocukları duygusal ve gelişimsel olarak nasıl etkiliyor?

Çocuklarda 11-15 yaş dilimi “Soyut İşlemler Dönemi” olarak bilinir ve çocuklar, bu dönemde mantıksal düşünme ve muhakeme etme becerileri kazanır. Çocuk sosyal medyada gördüğü her şeyi gerçek olarak kabul edebilir ya da tam tersi her şeyi eğlence, şaka olarak görebilir. Kendisine yönelik tehditlerin ve tehlikelerin farkında değildir. Kontrolsüzce sosyal medyada yer alan çocuklar, orada yaşlarının ve bilişsel gelişimlerinin çok üstünde görüntülere, pornografik video ve mesajlara, siber zorbalığa, şiddet içerikli paylaşımlara maruz kalabilir. Bütün bunlar çocuklarda şiddete duyarsızlaşma, normal karşılama ve benzer eylemleri tekrar etme amaçlı davranışlara ve duygulara yöneltebiliyor.

Sanal dünyadaki arkadaşlar 

Çocukların iletişim becerileri üzerinde etkileri nasıl oluyor?

Yazının devamı...

'Matematik öğrenmek yeni bir ev inşa etmektir'

3 Nisan 2021

“Matematiği Nasıl Anlamalı?” kitabıyla tüm dünyada öğretmenlere ve ebeveynlere eğitimler veren Norveçli yazarlar Elin Natas ve Anne Lene Johnsen “Evi sağlam bir temel olmadan yapamazsınız” diyor.

Matematik genelde sevilmeyen ve korkulan bir derstir. Pek çok çocuk matematiğe yeteneği olmadığını düşünür. Uzaktan eğitimle çocuklar matematiği anlamakta daha da zorlanıyor. “Matematiği Nasıl Anlamalı?” kitabıyla tüm dünyada öğretmenlere ve ebeveynlere eğitimler veren Norveçli yazarlar Elin Natas ve Anne Lene Johnsen ile “Bu bir matematik kitabı değil” dedikleri kitaplarını ve matematik öğrenmenin püf noktalarını konuştuk. Matematik öğretmeni olan Anne Lene Johnsen, okula başlamadan önce okumayı, yazmayı ve matematiği öğrenmiş, başarılı bir öğrenciydi. Elin Natas ise disleksiydi. 36 yaşına gelene kadar düzgün okumayı, yazmayı ve matematiği öğrenemedi. Daha sonra kavram öğretme yöntemiyle tanıştı ve şimdi özel bir eğitimci olarak, öğrenme zorluğu yaşayan çocuklara, ergenlere ve yetişkinlere yardımcı oluyor.

- Matematik neden korkulan ve sevilmeyen derstir?

Anne Lene Johnsen: Sadece zekiler matematiği anlayabilir gibi düşünülüyor. Matematik yapabilmek için mantıklı bir şekilde analiz edebilmeniz ve düşünebilmeniz gerekir. Eğer matematik konusunda zorlanıyorsanız kendinizi aptal gibi hissedebilirsiniz. Fakat biz diyoruz ki okulda çocuklara öğretilen matematiği, sağlıklı olan her birey kolayca öğrenebilir. Öğrenciler matematikte zorlanıyorsa bunun yetenekle ya da beceriyle ilgisi olmadığını bilmeleri lazım. Matematik için ihtiyaç duydukları tek şey temel bilgidir. Temel bilgi verilmediğinden çocuklar zorlanabilir. Sormamız gereken soru şu: Çocuklarımıza matematik öğretmeden önce ilk ve en önemli ihtiyacımız nedir? Bu kitapta sunduğumuz metot, Norveçli Profesör Magne Nyborg tarafından geliştirilen dört aşamalı bir model olan “sistematik kavram öğretimi”dir.

- Matematiği anlamanın ve sevmenin yolu nedir?

A.L.J.: Önceliğimiz temeli öğretmek. Temeli atabilirsek, her şeyi bunun üzerine kolayca inşa edebiliriz. Çünkü temel kavramları anladığınız zaman, konular basit ve mantıklı gelir. Matematik eğlenceli hale geldiğinde, daha fazlasını anlayabileceğimize ve öğrenebileceğimize dair güvenimiz artar. Matematik öğrenmek yeni bir ev inşa etmek gibidir: Örneğin cebir öğreniyorsanız, bu beşinci katı dekore etmek gibidir. Ancak bu evi sağlam bir temel olmadan yapamazsınız.

- Öğretmenlere bu konuda tavsiyeleriniz neler?

Yazının devamı...

Duygusal ihmal mağduru olmasın!

20 Mart 2021

Geleceğe Dokunan Anneler Projesi’nin kurucusu Eda Aslı Özdemir ile pasif çocuk istismarı diye nitelendirilen ve ağır sonuçları olabilen çocuklukta duygusal ihmali konuştuk.

Çocuğa şiddet ya da cinsel istismar, ne yazık ki gündemden düşmeyen konular arasında. Ancak bu konuda toplum olarak her geçen gün daha çok bilinçleniyor ve sesimizi çıkarıyoruz. Çocuğa uygulanan istismarın bir de görünmeyen ve fark edilmeyen kısmı var ki adına “duygusal ihmal” diyoruz. Çocuğu birey yerine koymamak, dinlememek, saygı göstermemek, kıyaslamak, tehdit etmek, küsmek gibi yüzlerce davranış duygusal ihmale giriyor. Duygusal ihmal konusunda farkındalık kazandırmak amacıyla Geleceğe Dokunan Anneler Projesi’ni kuran Eda Aslı Özdemir, “Türkiye’de 24 milyon çocuktan, yaklaşık 4.4 milyonu duygusal ihmal mağduru. Duygusal ihmal mağduru çocuklar, duygusal ilişkilerde güçlük çeken, özgüveni düşük, mükemmeliyetçi, reddedilmeye aşırı duyarlı, kendini kolayca suçlayan bireyler oluyor” diyor.

- Geleceğe Dokunan Anneler Projesi’nde odağınız duygusal ihmal konusunda annelere farkındalık kazandırmak. Nedir bu duygusal ihmal?

Anne babalar ya da bakım verenler tarafından çocuğun sevgi ve saygı görme, önemsenme, duygularının anlaşılması, sosyalleşmesine izin verilmesi, kuralları öğrenme ve uyum becerilerini edinme gibi duygusal ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi, karşılanmamasıdır. Aynı zamanda çocuğun ev içi şiddete tanık olması, olumsuz davranışları benimseyip, sergilemesine izin verilmesi, duygusal gelişimi için yeterli yapının sunulamaması da duygusal ihmal tanımına girer.

- İhmal ve istismar arasındaki fark ve ilişki nedir?

İstismar, çocuğa kendisinin istemediği bir şekilde davranılmasıdır, istismarda çocuğa uygulanan bir eylem vardır. İhmal ise çocuğun ihtiyaçlarının karşılanmamasıdır, ihmalde çocuğa eylemde bulunulmamaktadır. Duygusal ihmal pasif çocuk istismarı olarak da nitelendirilir. Görünmeyen, hatırlanmayan bir çocukluk deneyimidir. Çocuğun duygusal ihtiyaçları fark edilmez veya bunlara yeterince cevap verilmezse etkileri istismar kadar zarar vericidir.

- Bir çocuğun duygusal ihmale uğradığını nasıl anlarız?

Yazının devamı...