'Spor sevgisi oyunla başlar'

27 Temmuz 2019

Sporun faydalarını bilmeyenimiz yok. “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.” Peki ama spor bilinci ve motivasyonu nasıl kazandırılır? Çocuk gelişiminde sporun önemini, İstanbul Bilgi Üniversitesi Spor Yöneticiliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hasan Kasap ile konuştum.

- Çocuklar hangi yaşta, hangi sporları yapmalı?

Sporun çocuğun yaşamına girmesi doğal olarak oyunla başlar. Oyun çocuğun motorsal, bilişsel ve değerler gelişiminin anahtarıdır. Yedi yaşa kadar olan etkinliklerde eğlendirici ve oyunla eğitim esastır. Devamında hareket eğitimi yine oyun içinde yaşatılmalıdır. Aile ya da spor eğitimcisi, çocukların hangi sporu yapacağına karar vermekten çok, çocuğun kendi içindeki sporcuyu keşfetmesine olanak vermelidir. 4 yaşından itibaren yüzme (su oyunları), cimnastik ve atletizm gibi temel sporları, oyundan feragat edilmeden öneriyoruz.

- Çocuk sporundaki hassas noktalar neler, aileler nelere dikkat etmeli?

Oyun ve spor ortamlarında ailenin ilk gözettiği alan, çocuğunun fiziksel/duygusal güvenlik alanları ve duyuşsal değerlerin durumudur. Ailenin çocuğun maçlarına gitmesi ve etkinliğin sonuçlarını onunla tartışması çok yerinde olur. Bu paylaşımda, çocuğun kendisi değil, daima olaylar tartışılmalıdır.

- Çocukların karakter özelliklerine göre yapmaları gereken sporlar değişiklik gösterir mi?

Çocukların karakterlerine göre spora yönlendirilmesinden çok çocukların çeşitli spor dallarını deneyimledikten sonra kendi seçimini yapabilmesi doğrudur. Aynı sportif özelliklere sahip çocukların bazıları göğüs göğüse mücadeleyi, bazıları bireysel yarışmayı, bazıları ise filenin arkasında kalmayı tercih edebilir. Bu çocuğun hangi yaşama tarzından hoşlandığına bağlıdır. Buna ideomotor diyoruz. Çocuk çevresinden hırslı ve saldırgan olmayı ya da korkmayı öğrenebilir. Önemli olan çocuğun kendi yaşam felsefesine uygun sporu seçebilmesine imkan tanımaktır.

Yazının devamı...

Anne-babamla bağlanmam, tüm ilişkilerimin kaderi mi?

13 Temmuz 2019

İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü tarafından düzenlenen, “Çocuk Gelişimi ve Psikopatolojisi Sempozyumu” için İstanbul’a gelen Prof. Dr. Pasco Fearon ile uzmanlık alanı olan çocuk ve anne-baba bağlanmasını konuştuk.

University College London’da Gelişim Psikopatolojisi bölümünde öğretim üyesi ve Klinik Psikoloji Doktora Eğitim Programı’nın ortak direktörü olan, Duygu ve Bağlanma Çalışmaları Derneği’ndeki (SEAS) son araştırmaları anlattı.

- Bağlanma dediğimiz şey nedir?

Bağlanma; bebeklerle anne-babaları ya da bakım verenleri arasında kurulan ilişki, duygusal olarak olumlu ve yardım edici bir ilişkinin varlığını ifade eder. İlk yıllarda özellikle anne ile kurulan bu bağ, çocuğun kişiliğinin önemli bir kısmını oluşturur. Bağlanma kuramcılarına göre süt çocukluğu döneminde güvenli ya da güvensiz bağlanma olarak belirlenir.

- Bağlanma şeklimiz sadece ebeveynlerimizle mi ilişkili ve bu değiştirilemez mi?

Bağlanma son dönemde çok popüler bir kavram haline geldi. Ancak maalesef yanlış anlaşılıyor. Aileler ne yapacaklarını, kimin tavsiyesine güvenebileceklerini bilmiyor. Bir yetişkin olarak bağlanma ilişkilerine olan yaklaşımımız hem uzak hem yakın geçmişte yaşadığımız karmaşık ilişkilerle şekilleniyor. Anne baba ile olan ilişkilerimiz bunun çok önemli bir parçasını oluştururken, diğer ilişkilerimiz ve kişiliğimizin yaşadığımız olaylara verdiği tepki de aynı şekilde büyük önem taşıyor.

- Bağlanma şeklimiz hayattaki tüm ilişki kurma biçimlerimizi etkiliyor mu?

Yazının devamı...

“Travmayı iyileştirecek güç herkeste var”

29 Haziran 2019

Somatik Deneyimleme eğitmeni Sonia Gomes, “SE yöntemiyle danışanın kendi sinir sistemini nasıl düzenleyeceğini öğrenmesini ve bedeninin iyileşeceğine inanmasını sağlıyoruz” diyor.

Travmatik olayların sadece ruhsal değil, bedensel rahatsızlıklara da sebep olabildiği artık bilinen bir gerçek. Travma tedavisinde zihinle birlikte bedenle de bunu ifade etmek giderek yaygınlaşıyor. Somatik Deneyimleme- Somatic Experiencing (SE) Dr. Peter Levine tarafından geliştirilmiş, travmanın dışa vurumu konusunda referans noktası olan bir yöntem. Dünyada 20 binden fazla SE uygulayıcısı var. Somatik Deneyimleme Travma Enstitüsü’ne bağlı dünyanın her yerinden insanlarla çalışan Sonia Gomes bu yöntem hakkındaki sorularımızı yanıtladı.

Somatik Deneyimleme neden bu kadar popüler oldu?

Somatik Deneyimleme tüm travma terapilerinin belkemiğini oluşturur. Bu yaklaşım insanların travmayı yeniden müzakere etmesi ve bedende saklı duran psikobiyolojiyi ortaya çıkarması üzerine bir yaklaşım. Bedenin travma veya stres sonucu her ne oluştuysa gizleyip, bunlarla yaşamaya yönelik bir pratiği vardır. Bu yüzden de SE çok önemli bir nörobiyolojik bakış açısına sahiptir.

Bu yöntem nasıl çalışıyor?

Her organizmanın, kendini düzenleyebilme kapasitesine inanırız. Bu yüzden de travma tedavisinde, önce bedenle çalışırız. Danışanlarımızın sinir sistemlerinin düzende veya dengesiz olduğu durumları kendi bedenlerinde fark edebilmelerini sağlarız. Korku, kaygı, heyecan, öfke gibi duygular sinir sisteminin akışını bir dalga gibi etkiler. Şok veya kronik stres bu doğal düzenlemeyi, regülasyon sistemini bozar. Bir duygunun bir uyarıma yol açması sonra uyarımın azalıp sinir sisteminin normal haline dönmesi sürecinde, sinir sisteminin esnek dayanıklılık denen niteliğinin etkisi büyüktür. Sinir sistemi esnek dayanıklılık aralığında dalga gibi yükselip aşağı inerken, SE kişinin sinir sisteminin sağlıklı aralıkta nasıl işlediğini bulmaya çalışır.

Sinir sistemi esnekliği her insanda farklı mı?

Yazının devamı...

Anneler işte, babalar evde

16 Haziran 2019

Sizi gelenekselin dışına çıkma cesaretini gösteren, iki baba ile tanıştırmak istiyorum. Çocuk sahibi olduktan sonra, işten ayrılıp, tüm zamanlarını çocuklarının bakımı ve ev işleri ile geçiren babalar. Gelen tepkilere aldırış etmeden, çocuk büyütmenin ve ev işlerinin sadece annenin görevi olmadığını gösteren bu babalara bir alkış da benden…

8 yıllık evli ve 2 kız çocuk babası Özgehan Omağ mühendislik mesleğini bırakıp, evde çocuklarına bakan bir baba. Hem instagram hem de youtube’da açtığı “Enbaba” hesabı ile yaşadığı zorlukları ve çevreden aldığı tepkileri insanlarla paylaşıyor. Kanadalı eşinin, çocukları olduğunda kendisine, “Sen bakmak ister misin?” diye sorduğunu söyleyen Özgehan Omağ, “İlk başta yapamayacağımı düşündüm ama denemek istedim. Zamanla insanın kendi çocuğuna bakması kadar harika bir başka deneyim olmayacağına karar verdim. Zamanı geri alamadığımız için çocuklarımızla beraber geçireceğimiz tüm zamanlar bizim için büyük bir şans” diyor.

- Çocuk bakmak zor mu?

Benim için günün en zor zamanı sabahları uyanmak. Çalışan babaların mesaisi saat 09.00’da başlıyorsa, benim mesaim 06.30’da başlıyor ve iki çocuğun sabah enerjisi oldukça yüksek oluyor. Çocukları hazırlayıp, birini kreşe bırakıyor, diğeri ile 1-2 saat parkta dolaşıyorum. Sonra uyku ve yemek rutini başlıyor. Akşam üstü de küçük kızım ile çıkıp, büyük kızımı kreşten alıyoruz. Durum böyle olunca çocuklarına evde bakan anneleri iyi anlayabiliyorum.

- Evde her işi yapıyor musunuz?

Mutfak konusunda çok başarılı olduğum söylenemez ama çocuklarla ilgili ne gerekiyorsa hepsini yapmaya çalışıyorum. Mesela iki çocuğu aynı anda doktora götürüyorum. Bunu gördüğünde doktor bile şaşırıyor. Bir baba çocuk doğurmak ve emzirmek dışında çocuk bakımı ile ilgili her şeyi yapabilir.

“Eşit bireyler olarak yetiştirmeliyiz”

Yazının devamı...

'Oyun için; açık alan, bol zaman'

1 Haziran 2019

Çocuk ve genç psikiyatristi Yankı Yazgan’la çocuk gelişiminde ve ebeveyn/çocuk ilişkisinde oyun oynamanın önemini konuştuk.

Psikiyatrist Yankı Yazgan, “Ailelerin çocuklarından olduğu kadar, kendilerinden de beklentisi çok yüksek. Oyunun bir uzman tarafından yazılacak reçetesi yok. İçinizdeki çocuğu çıkarın ve sıkılmaya, beklemeye sabredip, fırsat verin” diyor.

- Son yıllarda oyun konusu neden bu kadar gündemde?

Yaşamlarımızda spontanlığın oranında ciddi bir düşüş var. Okul, ek aktivite, spor gibi faaliyetleri yapabilmek için olabildiğince yapılandırılmış bir hayat sürüyoruz. Yaşam şartları bizi buna zorluyor ama ihtiyaçlar değişmiyor. Dijital hayatın ağır basmasıyla, oynanan oyunların büyük bölümü, başkalarıyla beraber oynama fırsatlarını da azalttı. Yüz yüze, göz göze etkileşim yok. Bunları dijital yollarla karşılıyoruz. Ancak dünya ne kadar değişirse değişsin, zihnimiz bu hızda bir değişiklik geçirmedi. Yakın olma, kabul görme, güvende hissetme ihtiyaçları sabit. Bu ihtiyacı en güzel karşılayan araçlardan biri de oyun. Oyun aslında yaşamın bir provası. Ama bunu karşılayamıyoruz ve bu da serbest oyuna olan ihtiyacı daha da belirginleştirdi.

- Oyun oynamanın uzun vadede hem fiziksel, hem psikolojik yararları neler?

Oyunların en önemli özelliği tek tip değil pek çok bedensel hareketi içinde barındırması. Tırmanma, inme, çekme, itme gibi hareketleri oyunla karşılıyoruz. Sadece vücudumuzun değil beynimizin de buna ihtiyacı var. Ekrandaki basketbol oyununda da el-göz koordinasyonu öğreniyoruz ama serbest oyundaki kadar çeşitlilik yok. Çok sayıda dikkat ve odaklanma sorunu yaşayan çocuk var. Serbest oyunun bu anlamda net ve iyileştirici bir etkisi var. Oyun oynayan çocukların uykuları daha düzenli oluyor. Dikkat ve konsantrasyonları yüksek oluyor. Başka birileriyle birlikte olmayı öğreniyorlar. Çözüm bulma, zihinsel esneklik, koşullara göre düşünüp, hareket edebilme, müzakere edebilme yetenekleri gelişiyor.

“Ailelerin beklentileri çok yüksek”

Yazının devamı...

Alerjinin çözümü: Geleneksel hayata dönmek

18 Mayıs 2019

Çağımızın en yaygın hastalıklarından biri alerji. Neredeyse iki çocuktan biri alerjik. Neden ve neler yapmalı? 13-19 Mayıs Besin Alerjisi Farkındalık Haftası nedeniyle, Çocuk Alerji ve Astım Akademisi Derneği (ÇAAAD) Başkanı Prof. Dr. Nermin Güler ile görüştüm.

Çevremde alerjisi olmayan ve alerji testi yaptırmayan bir aile ya da çocuk neredeyse yok. Peki ama neden bu kadar yaygınlaştı ve neler yapabiliriz? ÇAAAD Başkanı Prof. Dr. Nermin Güler, alerjik hastalıkların bir salgın halinde tüm dünyaya yayıldığını söylüyor ve ekliyor: “Geleneksel yaşamda, toprağa basan, hayvanlarla büyüyen, doğal beslenen çocuklarda alerji çok az.”

Alerjiler neden bu kadar arttı?

Dünyada ve ülkemizde bütün alerjiler hızla artıyor. Astım gibi solunum yolu alerjileri son 20-30 yılda büyük bir artış gösterdi. Şimdi de en büyük problemimiz giderek artmakta olan besin alerjileri. İkinci bir alerji salgını gibi devam ediyor. Alerjilerde genlerin büyük rolü var. Ama neden bu genler şimdiye kadar suskundu da şimdi artmaya başladı. Bunun farklı nedenleri öne sürülüyor. Çok hijyenik şartlarda yaşıyoruz. Toprak mikroplarıyla ellerimiz, yüzümüz kirlenmiyor. Hayvan tezekleriyle temas etmiyoruz. Doğadan her yönüyle ayrı yaşıyoruz. İnanılmaz deterjan ve mikrop öldürücü kullanıyoruz. Enfeksiyon hastalıklarını yendik, bağırsağında parazit olan çocuklarımız azaldı. Tüm bunlar azaldıkça, alerjik hastalıkların arttığına dair hipotezler var. Dünyada en az alerji olan toplum, Alp dağlarının tepelerinde yaşayan insanlar. Hayvanlar ve doğa ile sürekli temas halindeler. Elbette hijyen koşullarını koruyarak, temiz ve sağlıklı beslenerek. Geleneksel hayatta yaşayan insanlarda alerji çok daha az görülüyor.

Bir diğer neden artan hava kirliliği, değişen iklim ve mikroplar. Paketli ve raf ömrü uzun gıdalar, ev içi hava kirliliği. Sigara, kokulu deterjanlar, deterjanları 2 bin 500 defa sulandırsanız bile etkisi hâlâ sürüyor. Özellikle metropollerde yaşayan insanlarda ciddi bir değişim var, bu da alerjileri artırıyor.

“En alerjik besinler; inek sütü, yumurta, kuruyemiş”

En çok hangi besinler alerjiye sebep oluyor?

Yazının devamı...

“Önünden geçemiyorlardı şimdi örnek okul”

4 Mayıs 2019

Bill Gates’in 2018’de duyurduğu “Dünyanın En İyi Öğretmenleri” listesinde ilk sırada olan Andria Zafirakou, “Eğitimde Yaratıcılık ve Sanat” başlıklı konuşması için İstanbul’daydı.

Andria Zafirakou, Varkey Vakfı tarafından mesleğe olağanüstü katkı sağlayan öğretmenlere verilen Global Teacher Prize ödülünü alarak, 2018 yılında dünyanın en iyi öğretmeni seçildi. Yaklaşık 150 dilin konuşulduğu Londra’daki göçmen ailelerin çocuklarının eğitim aldığı Alberton Community School’da sanat öğretmeni olan Zafirakou, “Zor koşullarda büyüyen çocuklar, sanatla kendilerini ifade edecek alan buluyorlar. Sanatta başarılı olunca, diğer dersleri ve hayata bakışları da düzeliyor” diyor.

- Dünyanın en iyi öğretmeni ödülünü nasıl kazandınız?

Aslında nasıl olduğunu ben de bilmiyorum bir arkadaşım beni aday gösterdi. 13 yıldır Londra’da göçmen ailelerin yaşadığı bir bölgede öğretmenlik yapıyorum. Şuna inanıyorum; bir öğretmenin görevi saat 15.30’da bitmez. Gecem gündüzüm okulda geçiyor. Çünkü çocukların iyi olduklarından emin olmak istiyorum. Sadece derslerinde değil, özel hayatlarında da iyiler mi ya da yemeklerini yiyorlar mı emin olmak istiyorum. Matematik ya da fen hocası değilim, sanat öğretiyorum. Bu ödül benim için olduğu kadar, sanatın önemli bir ders olduğunu göstermesi açısından da devrim niteliğinde.

- Çocuklar neden seviyor sizi?

Çünkü ben onları seviyorum. Sanırım en başta ulaşılabilir biriyim, kibar ama güçlüyüm. Onlara ilham veriyorum ama yanlış yaptıklarında da bunu onlara açıkça söylüyorum. Bir çeşit güven ilişkisi var aramızda.

-

Yazının devamı...

‘Organic Zeka’dan ince mesajlar

20 Nisan 2019

Travma uzmanı Steve Hoskinson “Organic Intelligence yaklaşımında, biyolojimizin verdiği mesajları görüp, doğal iyileşmeye destek oluyoruz. Yanlışa odaklanmak yerine, pozitif pekiştirmeyi öğreniyoruz” diyor.

Organic Intelligence (Organik Zeka) yaklaşımının kurucusu Steve Hoskinson eğitim vermek için geldiği İstanbul’da sorularımızı yanıtladı. Travma terapilerinin çoğunun “yanlış olan”a odaklandığını ve önce acı hissetmeden, iyi hissetme olmayacağı inancını taşıdıklarını ifade eden Hoskinson, insan biyolojisinin, doğru koşullar altında kendini dengelemeyi bildiğini söylüyor.

- Organic İntelligence (OI) yaklaşımından bahseder misiniz?

Diyelim ki zor bir deneyim ve zor duygular yaşadım. Bunların hepsi biyolojimizden geliyorlar. Dolayısıyla organizmanın, bizi bir insan sistemi yapan şeyin ne olduğuna bakıyoruz. Hücrelerimiz iletişime geçmeyi ve birlikte çalışmayı biliyor. Buna “biyolojik senkronizasyon” diyoruz. Bir araba gibi düşünürsek, parçalar birbiriyle ne kadar ilişki halinde ise, o kadar iyi performans gösteririm. Şunu anladık ki, sistemimiz uyumdan çıktığında, organizmamız etkin çalışmak için tekrar uyuma dönmeye çalışıyor. Doğru koşullar altında biyolojimiz kendini organize ediyor.

Organic Intelligence ile biyolojinin verdiği bu ince mesajları görüp, sistemimizin düzenlenmesine destek oluyoruz. Biyolojimizin verdiği sinyalleri düzenli olarak dinlersek, zamanla sistemimiz çok daha yüksek bir koordinasyon seviyesine gelir. Ama bu sinyalleri kaçırıyoruz. Çünkü bir koşullanma var. Yanlış olana odaklanma halimiz var. Dikkatim neyin yanlış olduğuna çekilip duruyor. OI’da buna “yanlış olan ne” dikkati diyoruz.

- İyileşme için biyolojimizin sinyallerini nasıl görebiliriz?

OI’da, insanlara zaten sistemlerinde bulunan pozitif pekiştirmeye geçiş için destekte bulunuyoruz. Bu sinyaller genelde çok basit. Bazen topluluk içinde, saçımıza, kulağımıza dokunuruz, sallanırız, kalem çeviririz. Bunlar sistemimizden gelen ve yardım etme niyeti olan biyolojik mesajlar. Biz de bu dili konuşmayı öğrenmeye ve bizi yeniden normale götürecek, organize edecek mesajı almaya çalışıyoruz.

Yazının devamı...