Dünyayı sağ beyinlilerin (duygusal beyin) yönettiğini ve yöneteceğini, tüm teknolojik devrimlerin sağ beynini kullanan insanların ürünü olduğunu düşünürsek, duygusal zekanın, duygu işlemenin ve yönetmenin ne denli önemli ve zor bir iş olduğunu bir kez daha anlayabiliriz.  
 
En önemli sermaye duygu
 
İş dünyası evvela şunu kabul etmeli. En önemli sermaye duygu. Bu sermayeye sahip çıkan, doğru kullanan ve yöneten şirketlerin başka sebeplerden bağımsız olarak cirolarında herhangi bir problemle karşılaşmalarına imkan yok. 
 
Duygusal ol ama bi şartla  
 
Bazı yerleşik kanaatleri değiştirmek zorundayız. Yıllarca, dilimize kolay geldiğinden ya da edindiğimiz tecrübeler - belki daha açık olmalıyız - yediğimiz kazıklardan olsa gerek birbirimize hep “duygusal olma kaybedersin” öğüdü verdik durduk. Peşi sıra gelen ciddi görünme takıntısı da bu öğüdün uzantısı.

Elbette bizim gibi toplumlarda en çok sömürülen şeylerden biri gülücüklerdir, bunu kabul etmeliyiz. Ancak yıllarca ıskaladığımız gerçek şuydu; insanın hayatını çekilmez hale getiren -evde, iş’te, sokakta- duygusal olmak değil, duygularını kontrol edememek, doğru yönetememek.

Biz bu eğitimleri ne sistem dahilinde ne evde verdik çocuklarımıza. Onlar da bu yüzden alabildiğine her platformda acımasızlaştı. Hele bi de ellerine yetki geçince katmerlendi duygu kıyımları.

İş hayatı profesyonellerinin belki de en uzak olduğu alan işte bu. 
 
Herkese aynı muamele kifayetsiz yönetici işi 
 
Şirketlerde müdür sıfatlı yönetici profilleri saygı seviyesi kaybını yaşayalı uzun zaman oldu. Araştırmalar gösteriyor ki, çalışanlar lider vasıflı yöneticilerle çalışmak istiyorlar. Onunla yiyen içen, konuşan, dinleyen, fikrini önemseyen, çözüm odaklı, elini taşın altına koyan, beraber gülen, ağlayan, eğlenen… Ama profesyonel dünyanın aldığı bazı eğitimler yönetim silsilesinin yaklaşım biçimlerinin henüz tam olarak değişmediğini gösteriyor.

Hala “lider nasıl olunur” eğitimleri revaçta. Anlaşılması gereken şu ki, gerçek bi dövüşçüyle aksiyon filmi çekmek, bir oyuncuyu dövüşçü yapmaktan daha kolay. Yani en başta doğru seçimler yapmalıyız, doğru insan kaynakları, hedefi vuran kariyer yükseltmeleri yapmalıyız özetle seçme yerleştirme yaparken dikkatli olmalıyız.

Bunu yapmayınca, mutsuz, uyumsuz ekiple nitelikli iş üretilemiyor, personel sirkülasyonu yüzünden sinerji kayboluyor, kadro doldurmak için liyakat esası gözetilmeden yerleştirmeler yapılıyor, şirket zaman ve verim kaybediyor.

Ve belki de en önemlisi herkese aynı muameleyi yapan, -kastımız adil yönetim değil- aynı teşekkürü eden, aynı sözcüklerle konuşan ezber ağızlı hatta bir zaman sonra ekip içindeki dedikodunun neşet ettiği odanın sahibi yöneticiler peydahlanıyor. 
 
Dolaylı iletişim nifak tohumu 
 
Duygu liyakat eksikliği kendini en çok dolaylı iletişim yoluyla gösteriyor. Artık korkudan mıdır, ego, kibir problemlerinden midir, donanım eksikliğinden midir bilinmez, fazla yüz göz olmayalım tavrı şirketlerin içine büyük bir nifak tohumu olarak düşüyor.

Elbette bir lider yöneticinin “denge” sözcüğüyle tanışıklığı yoksa bu kavramı anlamadıysa, içselleştirmediyse üstüne bir de yönetim kabiliyetlerinde eksikler olduğu fikrindeyse dolaylı iletişimi tercih etmekten başka çaresi kalmıyor.
Ama bilinmeli ki ve yapılan tüm çalışmalar gösteriyor ki, çalışanlar bu iletişim biçimden nefret ediyor. 
 
Oysa insan yönetmenin en kolay yolu duygu yönetmektir  
 
Sosyo-psikolojik araştırmalar gösteriyor ki, insanlar düşündükleri, hissettikleri ama söyleyemediklerini söyleyen, dillendiren insanları en çok dinliyorlar, önemsiyorlar, hayatlarına alıyorlar, onlara güveniyorlar.

Belki de bu özelliğe en çok ihtiyacı olanlar iş dünyası profesyonelleri. Zira herkesin en çok konuşmaya ve anlaşılmaya ihtiyacı var özellikle iş dünyasında.

Ekip yönetmek isteyenler, ekibini yüksek enerjiye taşımak ve orada tutmak isteyenler, gerçekten dinleyecek, anlayacak, önemseyecek, başka yolu yok.

Tabirimi bağışlayın ama söylemeliyim, mış gibi yapınca adınız müdür oluyor, duygu paylaşımlarını samimiyetle yapınca ya abi oluyorsunuz, ya adam, ya muhteşem bi kadın, ya insan… 
 
Bu konuda yönetim kademesinden gelen temel eleştiri şu; zaman mı var bunları yapacak, üstüne bir de iş yoğunluğu, süre ve patron baskısı? 
 
Sürekli ekip içi çatışmalarla mücadele edip bölünmekten, denetleme hastalığına tutulmaktan, takipten deliye dönmekten, personel değiştirip onları oryante etmekten iyi olsa gerek kanaatindeyim, duyguları doğru yönetmeye talip olmanın.  
 
Ve üzgünüm lider yöneticiler –ki artık kesinlikle böyle bir yönelim içine girmek zorunda tüm şirketler- kendilerine yedek psikolojiler geliştirmek zorunda. Bunu bulacağı yer de yine ekibinin uyumu, iş üretebilme kabiliyeti ve gücü olacak şüphesiz. 
 
Duygu dili acemisiyiz , duygu liyakat eksiğimiz çok  
 
Bu yüzden duygu dilini öğrenmeli ve geliştirmeliyiz. Gelin görün ki, bu dilin son derece acemisiyiz. Gülmenin başımıza iş getireceğini, ağlamanın zayıflık belirtisi olacağını ezberleyerek büyümüşüz. Ekibimizin duygusal devinimlerini anlamaktan kaçıyoruz. “Kimseyle uğraşamam, dünya kadar işim var” diyip odalarımıza kapanıyoruz. Oysa aidiyet duygusu geliştirmenin, verim artırmanın, ekip sinerjisi yaratmanın, işi sahiplendirmenin en kolay yolu. 
 
KİMLER KAZANACAK? 
 
Ruhsal konfor alanı dışına çıkabilen, duygusal olan ve duygularını doğru yöneten, duygu diliyle tanışan yöneticileri barındıran ve yetiştiren şirketler. 
 
Bay İfade
 
 
Bay İfade Volkan Akay 
 
facebook volkan akay 
instagram volkan akay 
youtube volkan akay