Dünya, kişiselleştirilmiş tıp alanında ilerliyor, Türkiye’de de bu konuda önemli ilerlemeler kaydediliyor. Konuyla ilgili ‘Kişiselleştirilmiş Tıp' doktoru Sibel Özgül ile görüştük.

Dünyada 15 yıllık bir geçmişe sahip ‘kişiselleştirilmiş tıp’ bir süredir ülkemizde de gündemde. Koruyucu hekimlik ve kişiye özel tedaviler pek çok hastalığı daha oluşmadan önlemeyi hedefliyor ve bu da daha az hasta, daha az ilaç ve daha az sağlık bütçe yükü demek. Gen haritalarımızda var olan kişisel verilerimizin geleceğimize ışık tutacağı bir dönem yaklaşırken, Dr. Sibel Özgül ile koruyucu hekimlik ve kişiselleştirilmiş tıp üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

- Kişiselleştirilmiş tıp nedir?

Kısaca kişiselleştirilmiş tıp; genetik testler ışığında kişinin hastalığı için doğru tedaviyi almasını sağlamak ve hatta mümkünse kişi hastalanmadan riskleri tespit ederek koruyucu önlemler ile bunu engellemektir. Bunu aslında bir örneklemeyle anlatmak istiyorum. Eve aldığımız herhangi bir makineyi düşünün, ilk ne yaparız? Kullanma kılavuzunu okuruz, öyle değil mi? Çünkü bütün özelliklerini bilmeden deneme yanılma yoluyla keşfetmek makineye zarar verebilir ya da yanlış kullanım ömrünü kısaltabilir. İşte aslında kişinin de bir kullanma kılavuzu var. Bu kılavuz kişinin genlerinde gizli.

Milyonlarca yıllık bilgi deneyim veya zafiyet genlerimiz aracılığı ile bugünü belirliyor. Dolayısıyla şöyle düşünmek gerekiyor: Benim DNA kodlarım bana özel ve benim ihtiyaçlarımı, yol haritamı belirliyor. O halde bunları bilip ona göre yaşamalıyız. Yani sadece moda oldu diye kolajen kullanmamalıyız ya da her ilaç, her diyet bize uygun olmayabilir. Kişiselleştirmek şart...

- Genlerinizin size mesajı var derken tam olarak anlatılmak istenen nedir?

DNA sarmalımızda 250 ile 500 arası bazı standart dışı sapmalar varyant ile doğuyoruz. Genetik testler ile tespit edilen bu mutasyonlar ve varyantlara göre, yakalanma riski taşıdığımız hastalıkları, karakterimizi, nasıl beslenmemiz gerektiğini, hangi ilaçları kullanıp kullanmamamız gerektiğini ve hatta hangi sporu yapmamız gerektiğine kadar belirleyebiliyoruz. Bu veriler doğrultusunda kişiyi yönlendiriyoruz. Yani genlerimizde saklı bilgiyi, genetik bilimci ile çalışarak size aktarıyoruz.

- İlaç pasaportundan bahsediyorsunuz, bu tam olarak nedir?

Kullandığımız ilaçların farmakogenetik testi ile bizim genetiğimize uygun olup olmayacağını belirleyebiliyoruz. Farmakogenetik inceleme, ilaç etkinliğinin genetik yapıya dolayısıyla kişilere göre değişimini gösteren bir testtir. Genlerimiz kısa mı yoksa uzun boylu mu, esmer mi yada kızıl saçlı mı olacağımızı belirlediği gibi, vücudumuzun ilaçlara vereceği yanıtı da belirler. İlaçlar vücudumuzda ilerlerken binlerce proteinle etkileşime girerler.

Bu moleküllerin bileşimindeki veya miktarlarındaki küçük farklılıklar, ilaçların işlerini yapma şeklini değiştirebilir. Dolayısıyla bunu bilmeden ilaç kullanımı eksik ya da yanlış olabilir. İstediğimiz etkileşimi sağlayamayabiliriz. Size özel hazırlanacak bir ilaç pasaportu ile kullanacağınız ağrı kesiciden, antibiyotiğe, kanser durumunda alacağınız kemoterapiye kadar genetiğinize göre uygun tüm ilaçları belirleyebiliyoruz.

- Gerçekten hastalanmadan hastalığın tedavisi mümkün mü?

Hiçbirimiz kusursuz değiliz. Taşıdığımız varyantlar, mutasyonlar, VUS’lar bizi biz yapıyor. Bu durumda modern tıpta hastalık ortadan kalkıyor hasta merkeze oturuyor. Eğer bu kodlar doğru deşifre edilip, klinik anlamını doğru tanımlanırsa taşıdığımız hastalık risklerinden bunları engellemek için nasıl beslenmemiz gerektiğine; hangi egzersiz biçimine hangi kadar pek çok konuya vakıf olabiliyoruz.

‘Kişiselleştirilmiş Tıp’ kapsamında hastalarımızın aile hikayesi ve mevcut ihtiyaçlarına göre seçerek yapılan genetik analizler ışığında, bireye özgün çözümler sunmak mümkün. Kolesterolümüz genetik olarak mı yükseliyor, kanser riski taşıyor muyuz, neden kilo veremiyoruz gibi her soru ve sorun genetik bilgiler ışığında bireysel olarak değerlendiriliyor. Bu sayede, kişinin genetiği de göz önünde bulundurularak uygun tedavi protokolünü planlamak, hastalığın tespit etmek veya önlemek mümkün olabiliyor. Bu sebeple son on yıldır özellikle gelişmiş ülkelerde koruyucu hekimlik ve tarama programlarını öncelik veriyor. Ümit ediyorum ki, sınırlı olan kişiselleştirilmiş hekimlik yaklaşımları orta vadede ülkemiz sağlık politikalarının da bir parçası olacaktır.