SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

DENEYİMSEL SANATIN EĞLENCEYLE BULUŞMASI

Zıplayarak, dansıyla eserlerini enstale eden Mathieu Forget, Hollywood ünlülerin arkadaşı Vas J Morgan, Rita Ora’nın kardeşi Elena Ora, Chanel modeli Chey Maya ve niceleri... Hepsi, hafta sonu Bodrum’da aralıksız birlikte sosyalleşti hatta ‘partiledi’ desem! Bir yıla sığacak etkinlikler zinciri bir haftada The Bodrum Edition’da yaşandı. Sanırım turizmde bahsedilen ‘pandemi sonrası intikam’ sezonu bu olsa gerek!

Etkinlikler arasında belki de en deneyimseli ForgetMet mahlasıyla tanınan Fransız fotoğraf sanatçısı Mathieu Forget’in sergisiydi. Eskiden oteller için pahalı bir dekordan ibaret olan sanat, teknolojiyle misafire yeni bir deneyim sunuyor. Sanatçının sergisinde çektiği fotoğrafların kamera arkasını izleyebileceğiniz özel bir uygulamaya yüklemiş. Tabii ki uygulama size sosyal medyanızda paylaşacak bir video ekleme fırsatı da veriyor.

Tanıtıma fayda

Mathieu ile otelin genel müdürü Marc Matar’ın geçen yılki tanışmasıyla bu proje ortaya çıkmış. Otelin kapalı olduğu ekimde özel çekimler yapılmış. Hatta sergilenenler arasında da bu fotoğraflardan biri mevcut. Sanatçı fotoğraf çekimi esnasında da kendi koreografisiyle oluşturduğu dans figürleriyle eseri oluşturuyor. Od Urla Kurucu Şefi Osman Sezener’in lezzetleriyle Kitchen’da kutlanan sergi açılışında Mathieu Forget, balerin sevgilisi Victoria Dauberville ile büyüleyici bir dans gösterisi de sahneledi. Sergide bulunan fotoğraflar Türkiye’deki beş ayrı şehirde çekilmiş. Bu fotoğraflar aynı zamanda Fransa’da ‘Yolculuğa Davet’ adıyla sergileneceği için Türkiye’nin tanıtımına da destek oluşturacak.

Matar’ın vizyonu

Aslında turizmin bu değişen yüzünü pandemi öncesi de uyguluyordur The Bodrum Edition. Conde Nast değerlendir-melerinde Avrupa’nın en iyi dördüncü oteli seçilmesinin sebebi de lokasyon kadar bu kafaları erken yakalaması. Efsanevi Studio 54’ün kurucusu Ian Schrager’in dizayn ettiği markadaki tüm detayların bu başarıda uygulanmasında en büyük rol genel müdür Marc Matar diyebilirim. Kurucu genel müdür olduğundan bu yana geçen beş yılda hem eğlence hem sanatı ‘deneyimsel’ kurguda uygulaması, oteli Marriott grubunun gözdesi yaptı.

Markadan fazlası

“Sezon açıldı mı?” derken, resmen birden jet-set eğlencenin göbeğine düşmemizi sağlayan kalabalığın baş aktörüydü Was J Morgan. Osman Sezener’in o harika ritüel yemekleri muhtemelen ilk kez böyle servis ediliyordur. Başlangıç, sorbe ana yemek arası herkesin ayaklanıp, dans ettiği bir şef yemeğiydi. Uluslararası medyanın önemli temsilcilerinin de bu yemekte olması genel Türkiye algısı için fırsat oldu. Tabii kalabalığın içerisinde Les Benjamins markasının kreatif ve marka dostu ekibi de müthiş bir renk sağladı. Marka kendi tişört boyama workshop’una harika bir chill out parti organizasyonu da ekledi. Bize hep bir moda markası gibi anlatılsa da, Bünyamin Aydın ve ekibinin hayata bakışı, rahatlığı bir başka seviyede. Keşke modanın ötesindeki ‘life style’ duruşu bu şekilde hikayeleştirilip, anlatılsa!

 

Yazının devamı...

Fuaye'de ilk gece

İstanbul sosyalliği popülerliği ‘Çeşme ve Bodrum’un’ yenilerine devrettiği dönemdeyiz. Şehirdeki hareketlilik de genelde otellerin teraslarına kayma hazırlığında... İşte böyle bir dönemde açıldı Divan Brasserie Fuaye. Atatürk Kültür Merkezi’nin renovasyonunun en heyecan verici yanı, alandaki sosyalliğin ilk meşalesi belki de...

İslimiye’nin eseri önünde...

Fuaye’deki o ilk yemeğin misafirlerinden biri olma şansını sahip Divan Grup Genel Müdürü Murat Tomruk ve ekibini tüm heyecanına tanıklık etme şansı bulduğumuz Fuaye’deki ilk yemeğin misafirleriydik. Melkan Gürsel’in o harika dış cephe uygulamasının uzun pencerelerle içeriye düşmesi alanı büyüleyici hale getiriyor. Duvarlardaysa yakın tarihte kaybettiğimiz sanat kitapları, şiir ve öyküleriyle adından söz ettiren Türk ressam Balkan Naci İslimiyeli’nin eseri eşlik ediyor.
Sanat, tasarım, mimarlık, moda, gastronomi gibi disiplinlerden önde gelen isimlerin yanı sıra, koleksiyonerler, küratörler ve sanatçıların da uğrak noktası olacağına inandığım Divan Brasserie Fuaye, İstanbul’un en ikonik binası olan AKM’nin sunduğu kültür-sanat etkinliklerini ve iyi yemek ayrıcalığını bir arada yaşamak isteyenlerin buluşma noktasında tüm misafirlerini bekliyor.
Tabii ki, lezzetler uzun yıllardır Divan Grubu’nda görev alan Corporate Executive Şefi Giancarlo Gottardo’ya emanet. Gottardo da kendi köklerine yönlendirme yaparak burada harika İtalyan dokunuşlar yapmış. Siyah Mürekkepli Tagglioni, adeta bir baş yapıt; Enginarlı Deniz Levreği, menüdeki en iyi seçenekler arasında. Özel yapım fırını sayesinde ise, şehrin en iyi pizzasını yiyebileceğiniz yerlerden biri olacağını söyleyebilirim. Hatta, Divan Otel Grup Müdürü Murat Tomruk’un kalın kenarlı pizza ile alakalı ısrarlı başarısını, burada bir daha görmüş olduk.

Bin 600 yıllık taşlardan 500 yıllık ahşaplara...

İstanbul’un en eski yolunda yeni sanata yürüdüm! Cümle çok saçma gelse de böyle bir şehirde yaşıyoruz. Yedikule Hisarı iki yıldır farklı bir renöve projesiyle hayata geçmeye hazırlanıyor. Aslında bir yandan da etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Aynı Avrupa’da görüp özendiğimiz gibi yaşarken yenileniyor. Tabii bu durumun öncüsü Fatih Belediyesi ve ekibi olduğunu söyleyebiliriz. 14 yıldır kapalı olan Yedikule Hisari belediyenin girişimleriyle, Anıtlar kurulunun proje destekleriyle harika bir restorasyona uğruyor. Hatta şu an 4. Uluslararası İstanbul Trienal’ine de ev sahipliği yapıyor. Ben de bu vasıtayla bu değişimi tesadüfi gördüm.

Şimdilik rezervasyonla içeri girilebiliyor. Tabii Yedikule Hisarı’nın içerisinde en dikkat çeken alan Bizans döneminden kalma altın-bronz kapılar ve 500 yıllık ahşaplar üzerinde hâlâ ayakta kalabilen Osmanlı yapımı Yedikule Zindan Odası. Ben gezerken büyük bir İspanyol turist grubu da buradaydı.

Trienal Yedikule’de

Trienal’in ana konusu olan mekansal katmanlar ve zaman dışı diyaloglar mekanla muazzam eşleşmiş. Hele ki benim de sıkı hayranı olduğum Hakan Yılmaz’ın ‘gate of eternity’ işleri sur zeminine harika yakışmış. Mutlaka yazının başında da belirttiğim gibi Yedikule Hisar’ını bin 600 yıllık Roma Zafer Yolu’ndan adımlamaya başlayarak deneyimlemenizi öneririm.

Yazının devamı...

HERKES BİR GÜN LİNK KAYDIRACAK!

"Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak.” Andy Warhol’un öngörüsü henüz sizin açınızdan gerçekleşmediyse inanın; sıranız gelmek üzere! Eskisi gibi gazetelere manşet olup, televizyonlarda boy göstermenize de gerek yok. Kendi medyanız sizi 10 dakikalığına dahi olsa en çok konuşulan yapmaya yetiyor. Buradan ticarete atılmanız, sevdiğiniz ürünleri link kaydırarak satmanız an meselesi!

Şimdiden bu sistemde 30 bin’e yakın kişinin olduğunu biliyor muydunuz? Bırakın fenomeni; komşu kızının, mahalle spor eğitmeninin oto galericinin bile bu sistemde olduğunu! Pazar yerleri de markalar da bu durumdan son derece memnun. Link kaydırma sisteminde en efektif başarıya sahip ülkelerin de başında geldiğimizi söylemek yanlış olmaz.

Gün geleneğinden

Aslında ‘affiliate marketing’ yani ‘doğrudan pazarlama’ konusunda hepimizin doğuştan bir yeteneği var diyebiliriz. 80’lerde hatta 90’ların ilk yarısında doğmuş herkes annesinin bir doğrudan pazarlamacı arkadaşıyla tanışmıştır elbet! Kısır ve patates salatasının vazgeçilmez olduğu ‘internetsiz’ o buluşmalarda (günlerde), link kaydırmanın atası o teyzeler bir sepet ürün satmadan gitmezlerdi.

Ölçümlenme konusunda takipçi sayısı ve beğenilme adedi gibi gerçekliği tartışmalı olan rakamlar yerine sattırdıkça kazan sistemi markalar için de son derece adaletli. Bu sistem görece az takipçili mikro fenomenler için de yeni bir gelir kapısı olmuş durumda.

Bir başka konuşulan konuysa sahte rakamlarla şişirilen ‘balonun’ ne zaman patlayacağı. Sosyal medyayla alakalı sır olmayan bu gerçek, sektördeki herkesin ekosistemde bir diliminin olması nedeniyle görmezden geliniyor. Koca koca markaların yöneticileri bile kendi başarı ölçümlemelerini bu sahte takipçi ve beğenilerle pekiştiriyor.

Gastroekonomi buluşmaları

Pek hakkı teslim edilmeyen sektörlerin başında gelir benim için gastronomi! Belki de Türkiye’nin en büyük sorunu olan markalaşmayı çözmüş, dünyaya açılan birçok marka üretmiş durumda. Bu hafta Turyid’in düzenlediği Global Gastroekonomi Zirvesi başlıyor. Hatta ilk günü bugün! Zirvede ağırlama sektöründen birçok konuk konuşmacı olacakken bence sektör dışında olanların da ilgisini çekecektir. ‘Derin bakış’, ‘sürdürülebilirlik’ ‘yeni çağın kıyısında dönüşüm’ ‘gastronominin ekosistemi’ başlıkları altında konuşmalar yapılacak.

GÖRÜNEN TEHLİKE!

İstanbul’daki çoğu lüks otelin doluluk oranları yüzde 90 oranlarında. Hem tesislerin hem de Türkiye turizm politikalarının doğruluğu bu başarının kalıcı olmasını da sağlayacağa benziyor. Harika fotoğraf veren özellikle de Boğaz hattında bulunan lüks otellerin kusursuz görüntüsüne gölge düşürecek bir detay uzun zamandır gözlemimde. Maalesef ki bu otellerimizin Instagram’daki yer bildirimlerinden üzerinde telefon numarası olan başka amaçlı fotoğraflar yoğun bir şekilde paylaşılıyor.

Tatile gitmeden önce araştırma yapan turistler de oteli incelerken bu fotoğraflara bakıp tesislerle alakalı yanlış bir değerlendirme yapıyor belki de ailesiyle İstanbul’u tercih etmekten bile vazgeçiyor olabilir. Bilmiyorum konuyla ilgili çözüm nereden olur ama İstanbul Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü en azından bu paylaşımları yapanları ortaya çıkarma konusunda yardımcı olabilir.

Yazının devamı...

ESKİ MÜDAVİMLERİN YENİ NOKTASI

Genelde sezonu konuşulsa da Alaçatı müdavimlerinin en sevdiği mevsimdir nisan. Hele ki bayram öncesine de denk gelmişse sezonda konforlu oturamayacakları eski klasikleri giderler. Köyün en yenisi Amavi bu ezberi bozmuşa benziyor. Tabii mekan yeni olsa da ortaklarından Mert Mert’in Ferdi Baba gibi ekol markalardaki kuruluş hikayelerindeki etkisiyle müdavim edinmesi hızlı olmuş.

Amavi’nin pandemi sonrası dinamiklere cevap verircesine hem iyi bir şef restoranı hissi verirken konforunda da vazgeçmemiş. Mutfağın başında Can Aras var. Bakü, Katar gibi bölgelerde İnşaat mühendisliği yaparken tutkusunun peşinden gidip şef olmaya karar veriyor. Önce Usla’da eğitim alıp sonrasında kendisini Londra Notting Hill’deki iki Michelin yıldızlı Ledbury’nin mutfağına atıyor. Pandemi öncesi JW Marriot İstanbul’da çalıştıktan sonra bir nevi Alaçatı’ya yerleşirken Mert Bey’le tanışıyor. Pandemi sürecinde belli bir restoran yatırımı yapan Mert Bey hayali olan Alaçatı’da iyi yemeğin iyi servisin olduğu kurgu için de vakti vardı. Bu sırada ismi Latincede sevgi aşk anlamına gelen Amavi için iki yıllık hazırlığı sırasında başlayan bu tanışma sürecinden benzersiz bir menü çıkmış.

Markanın harika tabaklarından bahsetmeden önce Türkiye’de ilk kez uyguladığı dry-aged yani kuru dinlendirilmiş balıklarının çok konuşulacağına eminim. Dip balığı olmayan Lagos, kofana, levrek gibi balıklar denizden çıkar çıkmaz tatlı su bile değdirilmeden dolapta dinlendiriliyor. Şefin deneyimsel yemeklerinde deniz mahsulleri gnocchi, vanilyalı zeytinyağıyla sosladığı domates salatası, humus gibi lezzetler var. En fotoğraflık tabaksa patatesi nişastayla kurutup ‘cam’ haline getirdiği ürünü denizin kirliliğinin simgesi midyeyle süslemiş. Denize dökülen plastik atık sorununa kendince harika bir yorum getirmiş.

Köy’de neler oluyor?

Herkes açılacak beach’leri konuşurken Alaçatı erken sezon klasiklerle başlıyor. Hem iyi yemek hem eğlence için Limon Köyiçi kapılarının bu hafta açtı. Bu yıl Yasin Becek bilinen lezzetlerine ek olarak masada direkt kesilerek servis edilen beef welington’ı da menüye eklemiş.

Hacı Memiş’e doğru yürüyünce klasikleşen Kapari Bahçe’nin ambiyansı, tencere yemeği sevenler için de Asma Yaprağı bu mevsim en risksiz tercihlerden.

Ortamlarda Michelin totosu!

Nihayet yıllardır konuşulan o ‘Michdelin Guide’, İstanbul’a geliyor. Eski havasında etkisinde olmamasına rağmen yine de gastronomi peşinde koşan nitelikli turist için hala önemli bir kriter diyebilirim. Kurulun sonbaharda listeyi açıkladığını duyurduktan sonra ortamlarda küçük sohbet lotolarında herkesin restoran listesi oluşturuldu. Çoğu meslektaşım hatta iyi restoran sahiplerinin dahi belirgin kriterleri daha kavrayamamasından dolayı birçok sürpriz olacaktır açıklanan. Hele ki tek yıldız alacak restoranları düşününce.

Liste ilk yılından İstanbul’da onlarca restorana bu yıldızları dağıtacağını sanmıyorum. Tabii ki şimdiden favoriler Maksut Aşkar, Fatih Tutak, Mehmet Gürs gibi uluslararası şefler arasında da saygı gören isimlerin restoranları ilk beklentiler arasında. 29 ve Sunset gibi şehrin kültürünü yansıtacak tarihte restoranların da listede olması sürpriz olmaz.

Maalesef ki hak ettiğini düşünmesine rağmen listeye giremeyecek çok iyi restoranlar da olacak. Şimdiden bunun en büyük sebebinin konseptlerindeki yıllanmışlıklarının eksikliğinin olacağını söyleyebilirim.

 

 

 

Yazının devamı...

ANADOLU MUTFAĞININ YENİ YORUMU

Son dönemde belki de adından en çok bahsettiren şeflerden bir Umut Karakuş... Üç yıl önce çalıştığı hatta çalışacağı birçok restoranı elinin tersiyle itip, hayallerinin peşinde Muutto’sunu kurdu. Moda gibi sosyalliğinde tutucu olan bir semtle hikayesine başlayıp, pandemi zorluklarına rağmen markasını herkesin bir şekilde duyduğu hale getirdi. Muutto’nun yükselme döneminden klasik olmaya evrilme hikayesinin başlangıcıysa kesinlikle Galataport olacağa benziyor.

Galataport’un şehrin en merak edilen noktalarından biri olmasının da büyük avantajı var marka için. Henüz turistlerin tam anlamıyla rotalarına katmadığı, kruvazör yoğunluğunun başlamadığını düşünürsek, Karakuş’un Muutto’sunun yenilikçi Türk mutfağının tanıtımı konusunda da büyük bir misyon üstleneceğine eminim.

Kolektif kuzenler

Karakuş, bildiğimiz yemeklerin isminin ve malzemelerinin aynı kaldığı ama bambaşka bir dokunuşla yaptığı tabakları ‘Anatolian Tapas’ konseptiyle tanımlıyor. Üstünde portakal kreması olan tabule, sokak simitiyle yapılan çerkes tavuğu, istiridye ve trüf mantarlı humus ile mücver en çılgınca lezzetlerdi... Mutfakta bu başarıyı sağlarken kendisine ortak olarak destek olan kuzeni Cem Karakuş ve Miraç Kayhan’ı da unutmamak gerek. Özellikle Cem, var olan çevresini mekana getirerek, yemek sonrası sosyallikte markanın şehrin en konuşulanlarından biri olmasında katkı sağladı. Tabii, mimari detayları da en az yemekler kadar titizlikle işlenmesinin ambiyansa pozitif etki yaptığını söyleyebiliriz.

Flört entellektüelliği dizilere teslim

Bilgiye ulaşmanın en kolay olduğu şu çağda belki de bilgiden en uzak kaldığımız dönemdeyiz... Araştırma denen şey Google’da arattığımız konudaki ilk sayfa bilgiler veya kendi görüşümüze yakın birinin çok paylaşılmış tweet’i! Dolaylı, bir dizinle yazılmış eseri okumadan edinilen bilgiler çoğumuzu ezberci ve tutucu yaparken, bu bilgi çokluğunda hepimizi  de aynı şeyleri yapan iki kutuba ayırdı. Bunun en büyük göstergesi ise milyonlarca içeriğin olduğu dijital platformlar... Herkes aynı anda aynı yapımları izliyor. Bu aynılık yetmiyor gibi beğeniler bile fikir yankılanmasına dönüşüp, tekelleşiyor! Bu iş sadece sosyal medya içeriği değil artık, flörtlerin ‘small talk’ başlangıçlarının da sebebi. Gündemi değil, dizileri takip ettiğiniz kadar o sohbetlerin içerisinde var olmanız gerekiyor...

Hatta bu öyle bir noktaya geldi ki; dizi önerme olayı tamamen bir bağımlılık haline geliyor. İyi olduğu iddia edilen bir diziyi ilk tavsiye eden, sosyal medyada dizi yapımcısından daha fazla teşekkür ve tebrik alıyor diyebilirim. Oto galerici Hüseyin ve Instagirl Buse’nin efkarlanacağı canlı müzik öncesinde, ‘İngiliz Kraliyet Geleneği’ sohbetlerine kulak misafiri olunca şaşırmayın! Şaşırıyorsanız, ‘Crown’ izlemişsiniz demektir (!)

Yazının devamı...

KLASİĞİN GELİŞİMİ

İstanbul’da klasik olmak hiç de kolay değildir. Özellikle de aynı standartta hizmet veriyorsanız... 29, bu klasiklerin arasında ilk akla gelenlerden. Harika manzarası, muhteşem iç ambiyansı zaten sürekli ziyaretleriniz için yeterli. Genelde dolu olsa da 2010’larda çoğu kişinin ‘WOM’ gündeminden çıkmıştı. Pandemi döneminin ardından yine eski popülerliğine kavuştu 29! D.ream’in uzman işletme anlayışını temsilen Çetin Kolukısaoğlu bu etkide aslan payının sahibi. Kolukısaoğlu, figür olarak bildiğimiz işletmeci CV’sinden çok farklı. Eğitimini Fransa’da tamamlamış, genelde hizmet sektörünün ‘hizmet edilen’ tarafında son derece tecrübeli. Bu tecrübeyi profesyonel bir yapı içerisinde başarıya ulaştırması ise bambaşka bir hikaye.


İmzalattıralacak menü

Şu sıralar zaten iyi olan yemeği bambaşka bir seviyeye gelmiş durumda. Marka danışman şef olarak özellikle ağır pişme konusunda uzman Mustafa Otar’la çalışmaya başlamış. Otar, 29’un menüsüne dokunurken geçmişle olan sentezi de muazzam sağlamış. Özellikle zencefilli chimichurri soslu çipura ve uzun pişmiş dana kaburga size çıkışta tadım menüsünü imzalattırır!

Ceccini geliyor, Lucca şezlongları atıyor!

Pandemiyle birlikte değişen lüks turizm gereksinimlerine dünyada en iyi uyum gösteren tesislerin Türkiye’de olduğunu söylemek milliyetçi bir iddia olmaz! Her ne kadar dünya kamuoyunda diğer Akdenizli ülkeler öne çıkarılmak istense de, daha önce Türkiye’nin lüks halini deneyimleyen turist için vazgeçilmez olan birçok tesisin adını sayabiliriz. Bunlardan biri de Mandarin Oriental Bodrum. Burada başarının sırrı otel dışına taşması; hem alışveriş hem de yeme-içmeyle alakalı farklı mekanların kendi ciro rekorlarını kırdığı bir komplekse dönüşmesi. Hatta Chanel’in Avrupa’da en fazla ciro yapan mağazasının Mandarin Oriental Bodrum şubesi olduğunu duyduğumda çok şaşırmıştım. Düşünün buraya gelen turistin harcama potansiyelini!

Yeme-içmede hep iyi bir hikayeye sahip olsa da pandeminin ortasında Lucca’nın ‘by the sea’ eklentisiyle geçtimiz sezon rezervasyonlarını doldurması markanın ilk yıllarındaki heyecanı yaşatmasıyla çok konuşuldu. Otel müdürü Ersev Demiröz’le açılış öncesi İstanbul’da kahve içme fırsatı bulduğumuzda Lucca’nın bir de sahil, deniz operasyonlarının olduğu ‘beach’ projesini müjdeledi. Steak tarafındaysa Floransalı Dario Ceccini’nin yaz boyu ızgara başında olacağı ‘Altelier di Carne’ hizmete giriyor

Yazının devamı...

DEĞİŞİMİN BAŞINDA

Canı sıkılmış bir maymunun ilüstrasyonunun neredeyse milyon dolar’lara satılması, koca koca sanatçıların dijital evrenlerde konser vermesi, büyük markaların Metaverse’de mekan kavramıyla tanışması... Çoğu kişinin anlamlandıramadığı ama çok yakın gelecek hepimizin içerisinde yer alacağı bir gerçeklikle karşı karşıya olacağımız muhakkak. Geçtiğimiz gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da üstüne basa basa söylediği kavramlardan sonra alakalı alakasız kişilerin de hepsi dikkati çekilmiş durumda.

Neden önemli?

Aslında var olan Metaverse kavramının birden hayatımızın göbeğine neden geldi, diye sorduğumuz cevaplar hep blok zincir teknolojilerine geliyor. Geleneksel ve sosyal medyadan bunları bir ‘değer’ hatta yatırım aracı gibi gösterilme isteği yoğun. Fakat kavramlar oturdukça dijital dünyadaki sahiplik kavramımızda hatta kontratlarımızdaki işlevleriyle nasıl bir değişimi oluşturacaklarını göreceğiz.

Bu konunun devlet gündeminde olmasının en büyük önemi ‘tam zamanında’’ olması diyebilirim. Dünyadaki birçok sanayi devriminde Türkiye hatta Osmanlı geç kalmış ya da takipçi olarak entegre olmaya çalışmıştı. Metaverse ve onun yapı taşı NFT devriminin henüz ‘Ar-Ge’ aşamasındayken bunu devlet politikası haline getirmek çok akıllıca.

Nasıl bir değişim?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Dedelerimizin hayat biçimleri çok küçük farklarla 10 asır önceki ataları ile neredeyse aynıydı” sözleriyle aktardığı örnek fazlasıyla konuşuldu. Aslında burada belirtmek istenilen 250 yıllık sanayi devrimin tamamlandığıydı. Pandemiyle birlikte başlayan 10 yıl boyunca geçmiş 250 yıldaki değişim hızında bir süreci sığdıracağız. Tabii burada takip etmekten çok öncü olma fırsatlarını değerlendirip, cesur olmak gerekiyor.

Çay kültürüne ‘yeşil’ dokunuş

Dünyada en fazla çay içen topluluklardan biri olmamıza rağmen ne doğru yapmasını ne de servis etmesini tam anlamıyla biliyoruz diyebiliriz. Neyse ki tesisler bu konuda markaların önünde işler yapıyor.

Çırağan Palace Kempinski İstanbul, çay semmelier’i Ebru Erke ile özel harman çaylarını menüleştirdi. Üst segment iyi kalite yeşil çay sunumuyla Türk yeşil çayının dünyaya tanıtılması da bir nevi sağlanıyor. Çay koleksiyonunda yer alan harmanların isimleri de özenle seçildi. ‘Çırağan’da Güne Merhaba’, ‘Görkemli Dem’ ve ‘Saray Sefası’ bunlardan bazıları...

Hint şeflerle deneyim

İstanbul gibi bir metropolde her çeşit dünya mutfağı olsa da Hint mutfağı konusunda pek çeşit olmaz. Açılanlar da iyi servis iddiasından uzaklaşan, muhtemelen zamanla Çin mutfağına dönüşmekle yüzleşen markalar oluyor. Kalıcı bir restoran örnekleyemesekte geçen hafta Raffles Hint mutfağının hakkını verecek iki haftalık br menü çıkardı.

Mutfakta da işin uzmanlarını; Farimont Jaipur’un şefleri Sameer Haider ve Kumdan Negi’yi konuk etmeleri ayrı güzel bir detay. Otelin giriş katındaki Rocca Restoran’da özel Hint dekorasyonlarıyla başarılı bir iş çıkardılar. Neredeyse tüm günler rezervasyon erken kapandığından marka önümüzdeki aylarda da bu etkinliği tekrar etmeyi düşünüyor.

 

 

Yazının devamı...

DENEYİMSEL MEVSİMİ

Her mevsim iyi gelse de kışı ayrı deneyimseldir Kapadokya’nın... Hele ki romantiklerin; kesinlikle favori sezonu olduğunu söyleyebilirim. Tabii bölgeyi “Geldim, gördüm” kafasında değil, ritüele dönüştürenler için bir şekilde Uçhisar tercihlerde pozitif ayrışıyor. Ürgüp, Göreme, Ortahisar hatta Avanos’un büyüleyici atmosferi, harika tesisleri olmasına rağmen Uçhisar ‘lüks’ yani seçkileri daha ‘pahalı’ olan turistle eşleşme hikayesi en başta başladı. Uçhisar’ın hikayesini anlatırken en başta Argos in Cappadoccia’dan bahsetmek sanırım diğer otellere yanlış olmaz.

Muadili olmayan dönüşüm

Burayı bir tesisten ziyade yaşayan hatta gelişen bir köy olarak yorumlamak daha doğru olabilir. Bölgeden bağımsız dünyada da muadili olmayan bir dönüşüm projesi diyebilirim. 26 yıl önce Gökşin Ilıcalı, “Burada ne güzel yaşanır” hayalleriyle ev yaptırmak için satın alınan yerin inşaatı sırasında ortaya çıkan kalıntılar tüm planları değiştirmiş neredeyse 14 yıl süren bir dönüşümü başlatmış.

Dünya medyasında da birçok ilgi çekici makaleye konu olan tesis, içindeki deneyimsel alanlarını gastronomiyle de destekliyor. İçerisinde bulunan Saki Restoran’ın mutfağından yeme içme dünyasının en saygın isimlerinden Levon Bağış’ın keyifli anlatımıyla birlikte özel eşleşme yemeklerine başladı. Kazılar sırasında keşfedilen, araştırmalar sonucunda İpek Yolu üzerinde keşişlere ev sahipliği yapan bezir yağı tesisi olduğu ortaya çıkan Bezirhane’de bu yemeğin yapılması deneyimi apayrı bir seviyeye taşıyor. Bu tip deneyim yemekleriyle birlikte kalıcı bir menü çalışmasının olduğunu da genel müdür Deniz Oktay Karkin’dan öğrendim. Hatta tarihi Türk yemekleri konusunda çok ünlü bir şefle menü danışmanlığı konusunda da anlaşmışlar.

Yerinden lezzetler

Her şey yerinde güzel! Aslında bu benim de fazlasıyla savunduğum bir tez. Gastronomi kültürlerine özendiğimiz (!) İtalya ve Fransa’da bu işin ekonomileri yerel olarak büyür. Bizde de yerel olarak kendini geliştirmiş, yüzyıllarca hatta binlerce yıllık kültürleri olan mutfaklar var. Biz her ne kadar bunun çok farkında olmasakta UNESCO Dünya Miras Listesi’nde iki şehrimiz var. Bunların arasında 600’ün üzerinde lezzeti olan Hatay son dönemde adını en fazla duyduklarımızdan...

Big Chefs kurucu ortağı Gamze Cizreli önderliğinde bu yerel lezzetleri ilkbahar-yaz menüsüne ekleme kararı verdi. Bunu da tam da yerinden hatta UNESCO Hatay Gastronomi Evi’nde tanıttı. Eski bir Antakya evi olan; namıdiğer Aslanlı Konak’ta Semirsek, oruk, çıtır kabak tatlısı, humus gibi lezzetler Murat Aslan liderliğindeki Big Chefs şeflerinin elinden müşterilerle buluşacak. Bu arada grup CEO’su Altan Kosova, Hatay sonrasında Konya ve Afyon’la devam edecek menü çalışmaları olduğunu ve bu yerel lezzeteri yerel üreticilerin desteğiyle dünyaya tanıtmak istediklerini anlattı. Hatta önümüzeki aylarda açacağı Belçika ve Hollanda şubelerinde Türkiye’nin gastronomi mirasını tanıtıp, duyurma konusunda da farklı projeleri olduğunu görünce ayrıca mutlu oldum.

Yazının devamı...