SONA YAKLAŞIYORUZ

28 Temmuz 2021

Tekrar yükselen vaka sayılarıyla “Hiç bitmeyecek mi acaba?” dedirten pandemi belasının gölgesinde çok daha büyük bir sorun bizi dönülemez noktaya getiriyor! Küresel ısınmada sınır kabul edilen ortalama 1.5 derecelik sıcaklık artışına adım adım geliyoruz. Hükümetler arası iklim değişikliği panelinden sızan raporlar açıkça “Yeni dünyaya hazır olun” diyor. Alınacak önlemler muhtemelen sadece süreci yavaşlatabilecek.

Hollywood filmlerinde gördüğümüz o apokaliptik sahneleri gerçek dünyada görmeye çok yakınız. Bu yılki kuraklıktan da görüleceği gibi en büyük zararı tarımda göreceğiz! Bunu artan fiyatlar ve çiftçi istihdam problemi olarak ekonomistlerden dinlesek de gelecekte beslenme sorununa doğru hızla gidiyoruz. Herkes petrol kuyuları çevresinde dönen savaşları konuşurken temiz su çevresinde gerçekleşmesi muhtemel anlaşmazlıklar da pek uzakta değil...

Çevreyle ilgili konular tartışılırken bunu aktivist, sosyal hareket olarak görmek artık çok komik. Yiyecek yemek, içecek su derken yaşayacağımız şehirlerinde yok olma ihtimali hiç az. Denize yakın çoğu şehir, Hollanda gibi su seviyesindeki ülkeler yükselen sulara ne kadar direnebilecek!

Savaştan kaçan mülteciler olduğu gibi iklim değişikliğiyle besine, suya göç eden topluluklar göreceğiz. Suriyeli, Afgan derken belki o göçmenleri istemeyen Hollandalı, Danimarkalılar ülkelerinin coğrafi durumundan sebep yakın gelecekte göçmen olma durumuna düşecekler!

Sorunun kendisinden büyük ‘karşıtlık’

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın “Mültecilerden 10 kat fazla fatura alacağım” çıkışı, sosyal medyada büyük destek gördü. Evet, mülteciler Türkiye’nin en büyük iç problemi olacak gibi görünüyor. Bu problemi daha fazla büyütecek bir durum varsa o da bu tip popülist çıkışlarla körüklenecek mülteci karşıtlığı.

Savaştan kaçan bu insanlara kucak açarak Türkiye insani görevini fazlasıyla yaptı. İyi ihtimalde bile gelenler çoğunun dönmeyeceği gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekiyor. Tabii ki bu konuda geçmişe yönelik farklı fikirler, haklı eleştiriler olacak. Kimsenin de “İyi ki geldiler, bizimle yaşıyorlar” dediğini de sanmıyorum. Onları dışladıkça, sistemden attıkça yaşadıkları gettodan hepimizin güvenliğini tehdit edecek yapılar kurabilir; içinde olabilirler. Bunun en büyük sınavını Paris geçmişte verdi. O üstün Fransız dışlayan politikalarıyla Afrika’dan gelen sığınmacıları şehrin dışında gettolara sıkıştırdı. Dünya Paris’in romantikliğini konuşurken, siz orada kolunuzdaki çanta, cebinizdeki cüzdanı koruyamayacak kadar suç kol gezer!

Beach’ler mağdur mu?

Yazının devamı...

ASPAT’IN GÖLGESİNDE...

21 Temmuz 2021

Bodrum, sadece bayramda değil; uzun zamandır kapasitesinin üzerinde insan ağırlıyor. Pansiyondan hallice otellerin dahi ateş pahası fiyatlarına rağmen tam kapasite dolmuş durumda. Pandemi psikolojisinden çıkışın etkisi büyük olsada Halikarnaslı Balıkçı’nın Bodrum’a girişinde yazan dörtlüğünde belirttiği gibi Bodrum hep akıllarda kalıp, tekrar gelme isteği uyandıracak bir enerjiye sahip. Halikarnaslı Balıkçı’nın bahsettiği Bodrum’la son 20 yılın popüler Bodrum’u arasında büyük fark var tabii. Artık Bodrum’un popüler yüzünü o yokuşun başı değil; yokuşa çıkmadan dönülen Yalıkavak-Türkbükü sapağı temsil ediyor.

Bodrum’a çok eski yıllardan bu yana gelenler için o enerjiyi aldıkları yer hâlâ yarımadanın güneyidir. Son dönemde birçok lüks otel konsepti ilgisini bu bölgeye kaydırmış durumda. Dünyaca ünlü otel grubu Radisson da en üst segmenti ‘Collection’ın dünyada 31’inci, Türkiye’de de ilk şubesini burada; ikonik Aspat Dağı’nın gölgesinde hizmete açtı.

Yerel ve sade ama lüks

O meşhur ‘Çökertme’ türküsünde geçen Aspat, sessizce dünya turizmine kazandırılıyor. Markanın bu segmentteki diğer 31 oteline baktığınızda Akdeniz’deki ilk otelin burada olması, Türk turizmi için heyecan verici. Marka için de ‘Collection’lar konsept olarak yeni. Üç yıl önce kurulup bunun neredeyse 1.5 yılını pandemide geçirdiğini düşünürsek, yeni döneme adaptasyonu daha kolay olmuş diyebilirim. En üst segment olsa da marka lüksün yeni tanımı olan ‘yerel ve sadeliği’ Bodrum’la çok iyi bütünleştirmiş. Dışarıdan baktığınızda tipik bir Bodrum mimarisi görürken, otel içi adeta mermerden bir saray şeklinde dizayn edilmiş. Dış alanlarda kullanılan taşların hepsi hafriyattan toplanıp, inşaata kazandırılması bölgenin enerjisini yaşatmış. Oteldeki sanat bütünlüğündeyse yerel sanatçılara Aspat Dağı’ndan esinlenilmiş sanat eserleri tasarlatmakta ayrıca hoş bir dokunuş olmuş.

Personel seçiminde tercih

Türkiye’deki ilk Collection’ın açılış operasyonunu da aslında Amerikalı diyebileceğimiz bir Türk, Deniz Akyüz yapıyor. Özellikle Miami’ye giden Türklerin tabiriyle ‘Delano Deniz’! Normalde iyi konumdaki Türklerin yaptığının aksine, yöneticisi olduğu kapılarında kuyruk oluşan Delano Blue Door zamanlarında birçok Türk’e yardımcı olmuş biri Akyüz. Miami’deki gustosunu da Aspat’a taşımış diyebilirim. Özellikle personel seçiminde farklı tercihlerde bulunulmuş. 20’li yaşlarda, iyi eğitimli ama bu eğitimi turizm olmayan personel görüyorsunuz. Dış ilişkiler okuyan da siyaset master’ı yapan da var. Turizm tecrübesine sahip markanın Türkiye’deki otellerinden deneyimli Ersin Kaçak gibi isimlerle de bu gençleri koordineli hale getirmişler.

Yazının devamı...

GELENEKSELİN YENİ YÜZÜ

14 Temmuz 2021

O meşhur Conde Nast’ın ‘Türk Rivierası’ tanımlamasının ilham kaynağı Türkbükü popülerliğini birkaç yıldır Yalıkavak’a kaptırmış durumda. Rafine tatilcilerin sosyalleştiği Cafeinn, Fidele, Ship a Hoy gibi markalar maalesef ki tarih oldu. Peki yeni Türkbükü eski popülerliğine dönebilecek mi? Ya da kendini yenileyen klasik demek daha mı doğru olacak?

Köprünün köy tarafında yerel klasikler olsada ‘Riviera’ tanımlamasını köprünün diğer tarafı yaşatıyor. Klasiği yaşatma konusunda söze Divan Bodrum, gelenekçilere göre Divan Palmira’dan başlamak yanlış olmaz. Marka, pandemiyle birlikte değişen turizm gereksinimlerine sadece oda olarak değil deneyimsel olarak da ‘renöve’ şekilde girdi sezona. Önümüzdeki beş yılın kodlarında en üst sırada olan ‘Well-being’ ihtiyacına menülerindeki sağlıklı lezzetler ve deneyimsel aktivitelerle cevap vermeye hazırlanıyor.

Bu yeni duruşta Divan Grubu Genel Müdürü Murat Tomruk’un yeme-içmeye olan tutkusu otel menülerine harika yansımış. Divan’ların
15 yıllık şefi Giancarlo Gottardo’nun taçlandırdığı menüde yaptığı kırmızı karidesli gazpacho başlangıcı çok konuşulur.

Mumcular’dan organik

Otelin yeme-içme operasyonların başına da sektörde birçok ülke ve zincir deneyimi bulunan Savaş İpekli güç katmış. Öğle ve akşam menülerinde meze ağırlıklı menü yerine daha sağlıklı, yerel ürünlerle hazırlanan tabaklar gelmiş. Mesela kinoa mangolu tabule! Kafanızda vegan yemeklerin lezzetiyle ilgili bir algı sorunu varsa bir de bu tabağı deneyin derim.

Mumcular’ın Dörttepe ve Kuyukışlacık köylerinden gelen organize tavuk çevirme ve geleneksel döner günleri devam ederken asma yaprağına sarılı somon gibi yenilikçi, ‘well-being’ konsepti besleyen lezzetler de mevcut.

Yazının devamı...

NOBU’DAN İLK İZLENİMLER

7 Temmuz 2021

Benihana, Hakkasan, Cipriani, Massimo Bottura, Tom Aiken, Sergi Arola... Bir bakıma dünyaca ünlü şef ve restoranların mezarlığı gibi anılıyordu İstanbul. Türkiye’ye gelmeden önce bu tip restoranların Londra, New York gibi şubelerine rezervasyon için üç ay önceden hazırlanılır, en kötü konumdaki masada bile olunsa mest olunup dönülürdü! Bizde salon personeli tarafından ‘baş tacı’ edilen müşteri markaların Türkiye’de şubeleşmesiyle ‘tukaka’ yapıp apoletlerini sökmeyi gustoluk yapıyordu! Her ne kadar zengin bir yemek kültürünün mirasçıları olsak da restoran menüleri konusunda 10 yıl önceye kadar ‘Cafe de Paris’yi en üst seviye yemek olarak sunulduğunu unutmamak gerek. Belki de çoğu markanın gelişi yanlış değil, erkendi!

O sebepten Nobu’nun İstanbul’la Türkiye’ye dönüşü herkesin en büyük merak! Geçtiğimiz cuma kapılarını açmadan birgün önce deneyimleme fırsatı bulduğumda en büyük merakım ‘kalıcı olur mu’ sorusunun cevabını aradım.

Her ay İstanbul’da

Tam açıldığı tarihin uzun süren yasakların bittiği ilk gün olması büyük avantajdı. Herkes o yüksek sesli müzikte iyi yemek yemeyi o kadar özlemişti ki; o sebepten dönemsel bir avantajla giriş yaptı. Türkiye’deki tedariği ve Türk müşterisini tandığını yakından bildiğim Herve Courtot’nun tüm mutfak operasyonunu baştan sona yönetmesi her ay bunu yerinden denetleyecek olması tabaktaki lezzetin sürdürülebilirliği konusunda büyük güven.

Uluslararası salon operasyonlarının başındaki Steven Iam’ın en büyük yardımcısı daha önce Nobu Bodrum’da birlikte çalıştığı Aybars Taşdan. Son dönemde müşteriyle mesafesi ve bilgisiyle kendi jenerasyonunun en değerli restorancılarından biri diyebilirim. Çekik gözleri ve giyim tarzıyla da Nobu’yla daha da eşleşmiş sanki.

Kalıcı olur mu?

Restoranın üç farklı alanında en sosyal taraf teras bölümü olsada üst katın ilerleyen sürede daha fazla talep göreceğine eminim. Uzun suşi bar, klasik masalar ve cam tavandan gördüğünüz

Yazının devamı...

AĞIRLAMADA NASIL FARKLILAŞILIR?

30 Haziran 2021

İlki olmasına rağmen ‘geleneksel’ bir hisle gerçekleşti Turizm ve Gastronomi zirvesi F Summit Antalya... Pandemi nedeniyle uzun zamandır bir araya gelemeyen sektör tam katılımla Antalya EXPO’da buluşurken, ‘Ağrılamada farklılaşma’ gibi harika bir başlık seçilmişti. Benim katıldığım panelde Doğa Çiftçi, Kenan Demirel, İsmail Gürsoy ve Rafet İnce gibi değerli şeflerle, yerel ürünlerle tasarlanan standart menüleri konuştuk. İster istemez konu iklim kriziyle birlikte gelmesi muhtemel tedarik krizine ve israfa geldi. Binlerce kişilik kapasitede oteller ve büyük restoranlar gıda israfı konusunda inanılmaz özverili. Ama hepsinin dile getirdiği gibi; tarlada başlayan israf ne olacak?

Tarladaki israf

Tarlasındaki ürünlerin fiyatı işçilerinin bile maaşını karşılamadığı için sokaklara döken çiftçi bunu ‘arz talep’ eğrisine göre yapmıyor. Bunu sürdüremediğinde de arsasını inşaat firmalarının projelerine hazır hale getiriyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Mutfaklar Koordinatörü Doğa Çiftçi’nin söylediği gibi, “Artık bir tarım ülkesi olduğumuz da pek söylenemez. Umarım mutfaktaki israfa gelmeden tarladaki üretimi korumayı cazip hale getiririz.”

Gustolu personel

Oturumlarda en dikkatimi çeken konuşmalardan biri de Develi’nin patronu Nuri Develi’ninkiydi. Kendi personelini başka restoranları deneyimlemesi için teşvik ediyor, hatta buna özel bütçe de hazırlıyormuş. Babasının kurduğu harika bir markayı çok farklı yerlere getirdi Nuri. Kebapçılığı belki de konsept halinde nitelikli bir akşam yemeği restoranına dönüştüren ilk örneklerden birini oluşturdu Nişantaşı şubesinde. Personelinin de eğitimini bu şekilde tamamlaması harika. 

 GİYİNMEYİ UNUTTUK

Yazının devamı...

‘BEĞENİLME’ GERÇEKLERİ

23 Haziran 2021

Güzel bir yemek, harika bir sahil, şatafatlı bir yaşantının paylaşımı! Erken dönem sosyal medya fenomenleri bu şekilde sunuldu herkesin önüne... Muhtemelen beğenilmeyle alakalı kötü çocukluk yılları geçirmiş Dan Bilzerian’ın çok kadınlı görüntüsü, sürekli kalçasıyla içerik (!) üreten Jen Selter’den lüks hayatıyla bir nevi görgüsüz paylaşımlarını dansla süsleyen Gianluca Vacchi akla gelen ilk fenomenlerdendi. Sonra uçakların içerisinde birinci sınıf uçmayı ve kaldığı otellerin jakuzisinde plastik cerrahi mucizesi kız arkadaşlarını paylaşan benzer fenomenler birbirini kovaladı. Tüketim topluma özendirmek için ulaşılmaz değil, gayet ulaşılabilir vasat, zenginlikleri kolay elde edilmiş figürler markaların hoşuna gitti. Gerçek lüks sadeleşirken, yeni bir zengin sınıfı Instagram üzerinden sunuldu. Yaptıkları paylaşımlar, çıkardıkları ürünlerin satışları nasıl mı oldu dersiniz... İşte tüm gerçek dışılık burada başladı aslında.

Birçok sosyal medyadan bahsetsekte tüketimi ayakta tutan belki de önümüzdeki yıllarda tekkeleyen mecranın Instagram olacağı kesin! Daha iyi bir fikir bile bulunsa her Mark Zuckerberg girişimi gibi satın al ya da kopyala taktiğiyle Instagram’a rakip olmasına müsade etmeyecektir. Silikon Vadisi futuristleri de Instagram’ın tamamen alışveriş odaklı, Andy Warhol’un 50 yıl önce söylediği gibi ‘herkesin ünlü’ olduğu bir ‘ekosistem’ kuruluyor. İyiyi takip etmeyi değil, ‘Ben nasıl takip edilirim?’in daha önemli hale geldiği bir gerçek...

Ekosistemin çarkları

Maalesef ki sosyal medyada olan veri ‘ölçümlenebilir’ gibi görünsede bu ölçümleri rahatlıkla ‘fake’ rakamlarla artırabiliyorsunuz. Hepinizin de bildiği gibi sosyal medya fenomenlerinin çoğu takipçiden, izlenmeye, görüntülenmeden link kaydırmaya kadar rakamlarını şişirtiyor. Kendileriyle iş birliği yapan marka yöneticileri de bu durumdan haberdarlar. Onlar da eko sistemin çarklarının içerisindeler! Ellerine verilen bütçe ve plan doğrultusunda bu çalışmaları yapmak zorunda oldukları gibi geçmiş çalışmalarındaki raporlarının da arkasında durmak zorundalar.

Aslına bu ‘beğenilme’ çağı kendi kendini yok etmekle yüz yüze! Trendyol, Hepsiburada, Amazon gibi büyük platformlar Instagram hesaplarıyla çalışmaya, onlara da satış üzerinden yüzde vermeye başladı uzun zamandan beri... Uzaktan kulağa son derece adil geliyor bu sistem. Yakın zamanda markaların işbirliği de oldukça azalacaktır. Instagram’da gördüğünüz çoğu ‘link kaydıran’ da çocukluğumuzda öğlen oturmasına gelip, ürün satmaya çalışan ‘doğrudan satış’ zincirindeki komşu teyzeden farkı kalmayacak.

Güvercinlik mucizesi

Balık çiftliklerinin olduğu bir koy, Bodrum yarımadasının en temiz denizlerinden birine dönüşebilir mi? Güvercinlik koyu, denizi belki de son dönem ‘ölmeye’ yüz tutmuş denizlerimiz için ilham verici bir hikaye... Hiçbir kural tanımadan kurulan balık çiftliklerinin olduğu Güvercinlik’te denizin dibi tüm kalıntılardan temizlendikten sonra doğa kendini hızla toparladı. Bölgenin lüks otellerinden Lujo, sıfır atık sistemini burada hayata geçirdi. Akıllı dozaj pompasıyla da kimyasal ve su tüketimini de en aza indirmeye başardı. Yeni dünya düzeninde bu tip duyarlılıklar gusto tatilci için oldukça önem arz edecek. Olduğu doğayı koruyan tesislerin sadece Türkiye’de değil; tüm dünyada artması dileğiyle!

Yazının devamı...

OYUN İÇİNDE OYUN (!)

16 Haziran 2021

Pandemiyle birlikte belki de çok daha fazla endüstriyelleşti spor! Evlere kapanan dünya, seyircisiz müsabakalarla televizyonlara kilitlendi. Bu dönemde zarara uğramış gibi görünse de konserin, sinemanın, tiyatronun olmadığı dönemde eğlence sektöründen kalıcı, büyük bir dilim elde etti. Endüstrinin gladyatörlerinin maaşları şişerken oyuncular buna uyumu nasıl dersiniz? İki gün önce Cristiano Ronaldo, Avrupa Şampiyonası ana sponsoru olan gazlı içeceği basın toplantısı masasından kaldırdı. Neticede sadece bir ürün yerleştirmeydi bu... İçilmesi yönünde yapılmış bir anlaşma değil! Ronaldo bu tavrıyla sağlık yönünde örnek olmayı samimice amaçlamış olabilir. Ya da turnuva kadar değerli kendi isminin yani markasının sponsorlarını korumak ya da sağlıkla alakalı imajını pekiştirmek için şovenist bir girişim de olabilir?

Oyun artık kazanmaktan çok seyirci için, endüstri için oynanıyor. Endüstride en önemli durumsa ekran başındaki seyirci ve bunlara kendini göstermek isteyen sponsorlar. O sebepten artık mütevazı takımların, sporcuların hikayesi yerine hanedanların, yıldız isimlerin sürekli karşılaşmasını isteyen iştahı tükenmeyen kapitalist bir düzen var. Bu düzenin sermayedarları Amerikanvari kapalı bir lig kurmak için başarısız da olsa geleceğin temellerini attı.

Gladyatörler sendikalaşacak mı?

Sadece işini yapıp sahada kalmak isteyenler endüstriyle baş etmeye çalışıyor. Mesela kadınlar tenisinin önümüzdeki 10 yıla damga vuracağı kesin olarak gösterilen Naomi Osaka. Turnuva kuralları gereği basın toplantılarına çıkmasının diretilmesi üzerine yılın tek toprak kort Grand slam’inden çekilme kararı aldı. Peki arkadaşlarını sahanın ortasında kaybetmek üzere olan Danimarkalıların aynı gün maça çıkma mecburiyetleri! Görünen o ki yeni dönemde bu endüstrinin işçileri olan oyuncular daha fazla söz sahibi olmak isteyecekler. Sepp Blatter, Micheal Platini gibi sporun takım elbiselilerinin onları bir gladyatör gibi pazarlamasından rahatsız olarak oyunun ruhunu geri getirmeye çalışacaklar. Belki de ileri bir sendikalaşmayla yönetimde söz hakkı olacaklar.

PAHALILIK İLGİYİ ARTIRIYOR

Restoranların açılma öncesi herkesin merakıydı diye değinmiştim artması muhtemel fiyatlara. Şehirde bir miktar artış olsa da müşteriyi pek rahatsız etmedi. Ama bir şekilde fiyatların yeniden revize edilmesini ya da tabaktaki porsiyon ve garnitür miktarının değişimini bekleyebiliriz. Tabii güneye indikçe gerçek fiyat artışını beach’lerde hissediyorsunuz. Bodrum-Çeşme hattının gündüzleri akşamlarını resmen dörtle çarpıyor. Sanılanın aksine bu pahalılık konuşuldukça mekanlara ilgi azalmıyor. Bu tip lüks konseptleri fiyatıyla değil standartlarıyla eleştirmek gerekiyor. Parasını tatilde harcamak isteyenler de pahalı yerlerin daha popüler olduğu algısında oraları daha da merak ediyor. Hizmet ve ambiyans iyiyse de fiyata bakmadan gitmeye devam ediyor.

Yazının devamı...

DALAMAN’DA CAZLI LEZZET

9 Haziran 2021

İyi bir yemek, sanat eseri gibi işlenmiş tabaklar, sosyal bir ortam... Üstüne sahnede güzel bir müzik. Pandemi vücut sağlığımızla bizi tehdit ettiği gibi ruh sağlığımızı da bozdu adeta! Ruhun gıdası tanımlamasının klişe olmadığını 15 aylık yarı depresyon halimizle o kadar iyi deneyimledik ki! Bir daha ne zaman bu ikilemi aynı anda yaşarız bilmezken Gasto Jazz o kadar iyi geldi ki! Hilton Dalaman’da Tamer Özkan’ın mutfağına Hazer Amani ve Yiğit Mirzaoğlu’nun konuk şefliğinde Ahmet Güzelyağdöken’in caz müziğin ana yurdu New Orleans’tan başlayan sohbeti ve dünyaca ünlü caz sanatçısı Ferit Odman’ın quartet’si yani dörtlüsüyle muazzam bir akşam yaşadık. Hilton Dalaman’ın genel müdürü Tunç Batum’un bu gusto fikri, pandemi önlemlerine uygun şekilde hepimizi bir araya getirdi. Düşünün; etkinlikten haberi olan ünlü şef Maksut Aşkar bile soluğu Dalaman’da aldı.

Hem mutfaktaki hem de sahnedeki işin ünlüleri uzun zaman sonra performanslarını sergilerken, biz katılanlar onlardan daha heyecanlıydık adeta. İyi yemeği, güzel servisi ve kaliteli canlı müziği o kadar özlemişiz ki; artık kapanmaları değil, adapte olunmuş açılmaları konuşmamız, sağlığımızın için daha iyi olacak!

Sahnede Ferit Odman; dünyada saygın caz sanatçıları arasında... 11 yıl önce televizyon programımdan Kerem Görsev’den duymuştum ilk kez ismini. Pandemi öncesine kadar aynı bavulla  bir haftada üç kıtada konser veren biriyken, 15 aydır o da ilk kez sahneye çıktı, düşünebiliyor musunuz? Dinleyen olarak biz bu kadar özlemdeyken üretenlerin sıkıntısını sadece maddi olarak yorumlamamak gerek.

Yeni pazar: Polonya ve Ukrayna

Turizmle alakalı ülkeler arasında belli bir savaş var. Aslında yasakların çoğunluğu sosyopolitik. Avrupa, her zaman sırtlamak zorunda kaldığı Akdeniz ülkelerindeki ekonomiyi, turisti buraya yönlendirerek tutmaya çalışıyor. Rusya’daki belirsizlik de devam edecek. Buradan doğan boşluğu Polonya ve Ukraynalıların orta ve zengin sınıf vatandaşları dolduruyor. Zengin İngilizlerin tatil destinasyonu Hilton Dalaman’ın genel müdürü bu profili, “Eğlence ve beslenme alışkanlıkları daha farklı. Spor ve yemekle ilgili etkinliklere düşkün” olarak nitelendiriyor. Şimdiden bu yıla bile tekrar rezervasyon yaptırmışlar. Batum, turizmle alakalıysa iyimser. Geçtiğimiz yıl uygulanmaya başlanan turizm sertifikası mecburiyetini güven oluşturduğunu, İspanya’nın bunu taklit etmeye çalıştığını anlattı. Büyük alanlarda sosyal mesafeli doğal güzellikli otelleri düşününce, Akdeniz ülkeleri arasında çok önde olduğumuz aşikâr.

Dalaman, Algarve’ye rakip olur mu?

Yazının devamı...