GündemSahtekârın eli, tamahkârın cebi

Sahtekârın eli, tamahkârın cebi

03.12.2023 - 07:00 | Son Güncellenme:

Dolandırıcılık binlerce yıldır süregiden bir suç unsuru. Değişen sadece teknoloji ile yöntemlerin artıp daha karmaşık yollar ve teknikler kazanması.

Sahtekârın eli, tamahkârın cebi

Hasan Mert Kaya - İşin özü ise hep aynı; kolay yoldan hızla para kazanma arzusu. Meşhur dolandırıcı Sülün Osman’ın “Ben, beni dolandırmak isteyenler dışında kimseyi dolandırmadım” sözü konuyu çok iyi özetliyor. Günümüzden 2.600 yıl önce ortaya çıkan ilk madeni para örneklerinde dahi gümüş paraların altınla kaplanıp piyasaya sürüldüğü, ilerleyen süreçte ortaya çıkan bakır paraların da yine aynı şekilde gümüş ve altınla kaplanıp dolandırıcılık yapıldığı biliniyor. Son dönem Osmanlı toplumunda da dolandırıcılık yaygın işlenen suçlardandı.

Haberin Devamı

Batılılaşırken

19. yüzyıl başlarından itibaren batılılaşmanın hız kazandığı Osmanlı topraklarında, kentleşmenin de hızlanmasıyla suç çeşitliliğinin de arttığını görüyoruz. Bu noktada dönemin önemli süreli yayınlarından Polis Mecmuası bu suç çeşitliliğini takip etme noktasında oldukça zengin bir içerik sunuyor. Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul başta olmak üzere, devletin batıdaki şehirleri doğuya göre suç çeşitliliğinin daha yoğun olduğu yerlerdi. Özellikle İstanbul’da kozmopolit yaşamın süregeldiği Galata Pera yani Beyoğlu civarı kentin suç oranı en yüksek yeriydi.

Sahtekârın eli, tamahkârın cebi

Polis mecmuasında bir grup hırsız.

Kasa hırsızları

Ticaret hayatının en canlı olduğu bölgelerin başında gelen Karaköy, Tophane, Yüksek Kaldırım ve Galata civarındaki hanlarda geceleri yaşanan kasa soygunları polisi oldukça uğraştırıyordu. Tabi kasaların güvenliği, gelişen şifre düzenekleri ilerledikçe hırsızların da yeni yöntemler geliştirmeleri kaçınılmaz oluyordu. İstanbul’a gelip yakalanan kasa hırsızlarının büyük çoğunluğu Yunanistan, İtalya, Avusturya ve Arnavutluk’tan gelen profesyonel hırsızlardı. Profesyonel kasa hırsızları kasayı doğrudan kapısından açabilen ve böylece içindeki tüm bölümlere ulaşabilen suç ustalarıydı. Onlara oranla daha amatör olan hırsızlar ise kasaları altından ya da yanlarından delerek ulaşabildiklerini soyan hırsızlardı.

Haberin Devamı

Sahtekârın eli, tamahkârın cebi

Yakalanan kasa hırsızları.

Kalpazanlar

Altın ve gümüş madeni paraların tedavülde olduğu bir para sisteminde baş vurulan temel dolandırıcılıkların başında kalpazanlık kuşkusuz en çok işlenen suçlardandı. Kalpazanlar bu işi oldukça organize biçimde yapıyorlar, madeni paraların kalıplarını kusursuz biçimde hazırlıyor ve Avrupa’dan getirdikleri para basma makineleri ile çoğaltıp piyasaya düşük ayarlı altın, gümüş ve bakır paraları sürerek büyük kazanç elde ediyorlardı. Ek olarak Avrupa’da basılıp piyasaya sürülen kalp madeni paralar da polisin uğraşmak zorunda kaldığı bir diğer kalpazanlık suçuydu. Kalpazanların sahte madeni paralarla dolandırmaya çalıştıkları en önemli hedeflerden biri seyyar satıcılardı. Öncelikle az miktar et ya da yoğurt, helva vs alıp, ödemek için gerçek ama büyük birimli, tercihen altın bir madeni para uzatıyorlardı. Satıcı parayı bozamayacağını söyleyince bu sefer daha fazla miktarda alışveriş yapıyor, zavallı kurban malzemeleri hazırlarken bu defa cebinden çıkardığı kalp parayla ödemeyi tamamlıyordu kalpazan. İlkinde gerçek parayı görüp dokunan satıcı, ikinci kez kendisine uzatılan kalp parayı incelemeden cebine atıyor ve üstüne bir de para üstü vererek iki defa dolandırılmış oluyordu. Osmanlı Polis Mecmuası’nın çeşitli sayılarında çökertilen kalpazan çetelerinin hikayeleri etraflıca anlatılır.

Haberin Devamı

Sahtekârın eli, tamahkârın cebi

Zampara altını

Sahte madeni para ile yapılan dolandırıcılık İstanbul’un o dönemki gece hayatında da sık karşılaşılan bir durumdu. Bakır üzerine düşük ayar altın yaldızı ile kaplanan Sultan Reşat madeni paraları özellikle kadınları kandırmak için kullanıldığı için halk arasında zampara altını adını almıştı.

Kaldırımcılar, tırnakçılar...

Haberin Devamı

Osmanlının son döneminde yaşanan hırsızlık olayları mekanına ve yöntemine göre çeşitli isimler almıştı. Konakları, köşk ve yalıları pencerelerinden, kiler kapılarından ve bahçe duvarlarından atlayarak soyanlar kapı hırsızlarıydı. Bunlar genellikle Ramazan ayı, bayram zamanları gibi ahalinin rehavet içinde olduğu zamanları seçerdi. Tırnakçılar arasında en profesyonel çalışan ekip ise Cezayir’den gelen çingeneler ile Hasköy’de bulunan 10 kişilik Yahudi bir gruptu. Kurbanları ise sarraflardı. Sarrafın dükkanına para bozdurma talebiyle girip arbede çıkararak oluşturdukları karambolde ellerini çekmecelere, vitrinlere atıp oluşturdukları kaotik ortamdan yararlanarak hırsızlık yaparlardı. Yan kesiciler işaret ve orta parmakları ile kalabalık ortamlardaki insanların cüzdan, gümüş tütün tabağı, çakmak gibi paraya çevirebilecekleri eşyalarını çalarlardı. Tüm bu taife içinde mantarcılar en sofistike taktiğe sahip dolandırıcı grubuydu.

Mantarı yutturma

Mantarcılık en az iki, tercihen üç kişiyle uygulanan bir dolandırma, amiyane tabirle adam çarpma yönetimiydi. Bulundukları yerler insanların üzerlerinde yüklüce para bulundurmak durumunda oldukları yerlerdi. Kurbanları çoğunlukla büyükelçilik binaları önünde pasaport almak için bekleyenler, yurtdışına tren ya da gemi bileti almak için gişelere ya da bilet satan acentalara gelenlerdi. Kendi tabirleri ile “mantar yutturulacak” yani dolandırılacak olan kurbanla ekipten bir kişi havadan sudan sohbet edip bir muhabbet sağlar ve kurban bulunduğu yerden ufak adımlarla yavaşça uzaklaştırılırdı. Bu esnada önceden hazırlanan ve içinde kalp altın paralar bulunan para çantası kurbana çaktırılmadan yere konurdu. Dolandırıcı çantayı hızla kapar ve yanında bulunan kurbana gösterip güya parayı paylaşmak vaadiyle onu tenha bir yere götürürdü. Paralar çantadan çıkarılıp tam paylaşılacağı sırada mantarcının arkadan gizlice gelen diğer ekip arkadaşı öfke ve panik halinde onların üzerine atılır: “Paramı çaldınız, hırsızsınız üzerinizi arayacağım” derdi. Böylece kurban artık tamamen tuzağa çekilmiş olur ve önce kendisinin aranmasına razı olur, kendi para çantasını çıkarıp gösterirdi. Parası kayıp ve çalınmış rolü yapmakta olan mantarcı, kurbanın para çantasına bakarken ustalıkla elindeki kalp paraları çantaya bırakır sağlam paraları çalardı. Ardından üzerini aradığı kurbana bir yanlışlık olduğunu söyleyip özür dilerdi. Kurban olayın şokunu yaşarken ve nispeten rahat bir nefes alıp kendine gelmeye çalışırken, birinci mantarcı ikinciye “sanırım senin paranı çalanı gördüm, kim olduğunu da biliyorum gel sana göstereyim” diyerek kurbandan izin ister ve iki mantarcı hızla uzaklaşıp giderdi. Zaman değişiyor ama dolandırıcı ile kurban, av ile avcı arasındaki kovalamaca değişmiyor. Değişen sadece yöntemler.

Haberin Devamı

Not: Konu hakkında benim de yazıyı hazırlarken yararlandığım, Prof. Dr. Zafer Toprak’ın www.dergipark.org.tr adresinde bulunan “Osmanlı’nın Son Döneminde İstanbul Sokaklarında Marjinaller: Hırsızlar, Dolandırıcılar, Yankesiciler” adlı makalesini tavsiye ederim.

Sahtekârın eli, tamahkârın cebi

Osmanlı’da ceza yöntemlerinden çengele asma.

Cezalar

Osmanlı Devleti işlenen suçlara karşı farklı dönemlerde değişik cezalar uygulamış. Kürek mahkumluğu, kalebentlik, sürgün gibi cezaların yanı sıra; topluma verdiği zarara göre farklı idam cezaları da tatbik edilmiş. Şeriyye sicillerinde hırsızlığa karşı el ve ayak kesilmesine dair hükümlere de rastlanır. Çengele asma, çivili kazana atma, kelle uçurma ve darağacında asarak idam etme cezaları uygulanan cezalardandı. 19. yüzyıl’ın ikinci yarısından itibaren darağacında idam, sürgün ve hapis cezaları daha sık karşılaşılan cezalardandı.