Geri Dön

Ödünsüz işler ne pandemiye ne bir başkasına...

Ülkenin ve dünyanın dertlerini, keskin bir gözlemle bazen dokunaklı, çoğu kez açık sözlü ve dikkat çekici eserlere dönüştürmüş bir sanatçı Gülsün Karamustafa. İspanya’da yeni sergi açan sanatçı, ‘İşlerim kendi seyrinde ritmini koruyarak ilerledi ve içinde bulunduğum koşullar yüzünden pek bir şeyden ödün vermek zorunda kalmadım’ diyor

Ödünsüz işler ne pandemiye ne bir başkasına...
CEM ERCİYES / cerciyes@de.com.tr

Gülsün Karamustafa, Türkiye sanatının en şaşırtıcı, en yenilikçi isimlerinden birisidir. Uzun ve dolu dolu kariyeri boyunca ülkenin ve de dünyanın dertlerini keskin bir gözlemle bazen dokunaklı, çoğu kez açık sözlü ve dikkat çekici eserlere dönüştürmüş bir sanatçı. Gülsün Karamustafa’nın 70’lerde yaptığı resimler bugün de o kadar tazedir ki insan onlara bakarken günümüzde genç bir sanatçının bu resimlerle yeni bir çıkış yapabileceğini bile düşünebilir. 80’lerden itibaren toplumsal ikiyüzlülüklere bakan, özellikle göçle, kadın kimliğiyle ve trans kimlikler, arabesk gibi toplumsal olgularla ilgilenen Gülsün Karamustafa, resimden sinema ve enstalasyona farklı tekniklerden yararlanırken politik duyarlılığını ve sosyal gözlemciliğini koruyarak günümüze uzanan değişmez bir hat çizmeyi başardı. Bu özellikleriyle Türkiye’de olduğu kadar uluslararası alanda da ilgi gördü. Nitekim herkesin evlerine kapandığı şu günlerde yurt dışında yeni bir sergi açarak bunu tekrar kanıtlıyor. İspanya’da Valencia Modern Sanatlar Enstitüsü’ndeki sergi, 29 Temmuz’da açıldı, 18 Ekim’e kadar ziyaretçileriyle buluşacak. Karamustafa ile bu kez uzaktan hazırladığı sergisi hakkında uzaktan bir söyleşi yaptık! Tabii ki en çok pandemiyi, Kovid-19’un bize ne yaptığını ve bizim ona karşı nasıl durmamız gerektiğini konu edindik. 

‘Kenarda oturmadılar’

Geçen yıl Atina’da bir sergi açmıştınız, bu yıl da İspanya’dasınız… Pandemide sanat dünyası epey yavaşladı, siz ise arka arkaya önemli uluslararası sergiler açıyorsunuz... Nasıl geçiyor bu sergiler?

Korona günleri insanlarda yanlış bir izlenim uyandırdı. Özellikle 65 yaş üstü eve kapatılanların acınacak derecede zayıf ve yardıma muhtaç kişiler olmaları üzerine vurgu yapıldı. Üretimsiz ve sessiz evlerinde oturmaları, kendilerini her şeyden uzak tutmaları gerektiği ısrarla tekrarlandı. Oysa durum hiç de öyle değil. Dünyanın her tarafında gündelik ilişkilerini sürdüren, işini layıkıyla yapan bu yaş biriminde çok aktif bireyler var. Bana kalırsa bu süre içinde onların işleri daha da fazlalaştı. Online alışveriş, eve giren her şeyi yıkamak ve dezenfekte etmek, gündelik ekmek ve yemeği ev koşullarında üretmek gibi yeni yükümlülükler üstlendiler. Bunun yanı sıra zaten hiç ara vermedikleri işlerine ve ilişkilerine devam ettiler. Böylece hiçbirinin elini eteğini çekip istenildiği gibi kenarda oturduğuna inanmıyorum. Tam tersine daha da yorucu bir temponun içinde üretmeye devam ettiler. Benim işlerim ise kendi seyrinde ritmini koruyarak ilerledi ve içinde bulunduğum koşullar yüzünden pek bir şeyden ödün vermek zorunda kaldım diyemem.

Ödünsüz işler ne pandemiye ne bir başkasına...

‘Buzdağının ucunu gördük’

Salgında sanatçı olmak nasıl bir şey, sizi nasıl etkiliyor? Sanat dünyasını, Türkiye ve dünya ölçeğinde nasıl etkileyecek?

Henüz sadece buzdağının ucunu gördük diye düşünüyorum. Onun için soluğumu istikrarlı kullanmalıyım, telaşlanmamalıyım ve hangi koşullarda olursa olsun yaratıcılığın peşini bırakmamalıyım diye düşünüyorum. Pandeminin ilk günleri eve tamamen kapandığımızda ve sadece biz değil bütün dünyadan sanatçılar, sanat kurumları, müzeler aynı durumdayken karşılıklı pek çok sevimli oyun oynadık. Küçük video filmler paylaştık, online projeler veya sohbetler söyleşiler yaptık, konferanslar verdik. Bunlar başlangıçta tatmin ediciydi ama yine de bilinmezlik karşısında bir korkunun ürünüydü ve zamanla insanlar yorulmaya başladı. Daha sonra yaz geldi ve gevşedik. Bizi yoğun bir kış bekliyor diye düşünüyorum. Ama yeni sezona başlarken işlerin bir hayli ciddiye binmiş olduğunu görüyorum ve ilerisi için duyduğumuz tedirginliğin bizi bir süre daha yöneteceğinin farkındayım. Pandemi günlerinde beni çok etkileyen ve mutlu eden şeylerin başında, sanatçıların arasında gelişen dayanışma duygusunun güçlenmesiydi. Kapalı kaldığımız günlerde hızla örgütlenen genç sanatçılararası mahalle gruplarının ne kadar önemli bir destek yarattığını tarif etmem zor. Öte yandan bu grupların kendi oluşturdukları küçük olanaklarla kimseye muhtaç olmadan sanatçı arkadaşlarına destek vermeyi sürdürmedeki kararlılıkları bu konudaki girişimleri çok etkileyici.

22 yıl sonra

Valencia’da daha önce kente özgü harika bir iş yapmıştınız, görünen ve görünmeyeni ortaya çıkaran “Pekiştirilmemiş Görüntüler”. Bu kez sergi mekânına bile gidemeden hazırlıyorsunuz sergiyi. Nasıl bir tecrübe?

1996 yılında İstanbul’da Ülker Sokak’ta evlerinden zorla çıkartılmak istenen travestilerle ilgili bir projeyi. Zürih’te alternatif bir sanat alanı olan Shedhalle’de sergilemiştim. Proje, İstanbul’un politika ve cinsiyet ilişkilerine tarihsel ve güncel gönderme yapıyor ve o yıllarda serbestçe izlenen Bülent Ersoy ve Huysuz Virjin programlarına da değiniyordu. 1998’de Valencia yakınında Sagunto Roma tiyatrosunda bir proje yapmaya davet edildiğimde, dramı hâlâ gündemde olan bu konuya devam etmek ihtiyacını duyuyordum. İşimi yerleştirmek üzere Roma tiyatrosunun balkon altlarını seçtim ve bu alanı cinsiyet meselesine ayırarak bir içtenlik iyi niyet ve dayanışma duygusuyla, her iki şehirden travesti ve transseksüellere sundum. 22 yıl sonra “Pekiştirilmemiş Görüntüler” açıklayıcı bir metinle birlikte bu yeni sergide de yer alıyor.

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber