Geri Dön
Kültür Sanat‘Umutlarım ve hayallerim tam gaz…’

‘Umutlarım ve hayallerim tam gaz…’

Yeni kitabıyla okurlarıyla buluşan Gülten Dayıoğlu “Eğer kocamış Dünyamızdan ve onun baş ağrısı olan insanoğlundan tümüyle umudumu kesmiş olsaydım doksan birinci kitabım ‘Yanardağın Yankısı’nı yazamazdım. Kısacası bu konularda umutlarım ve hayallerim tam gaz…” diyor

‘Umutlarım ve hayallerim tam gaz…’

Efnan Atmaca - Yaşsız insanlar vardır ya... Her daim enerjik, her daim geleceği gören, her daim umut dolu, coşku dolu. Yıllardır kitaplarıyla bizi büyüten hepimizde emeği olan Gülten Dayıoğlu işte o insanlardan. Beylik bir laf var ya hani “Çocuklarımıza daha iyi bir dünya bırakmak yerine dünyaya daha iyi çocuklar bırakmak lazım” diye kullanıla kullanıla içi boşaltılsa da çok değerli bence. Dayıoğlu için de değerli belli ki daha iyi bir dünya için genç okurlarına mesaj vermeye devam ediyor. Yeni romanın adı “Yanardağ Yankısı”. Kitabın kahramanı daha doğumunda farklı olacağını gösteren Derviş ama ondan kitapta Dero diye bahsediyor yazar ve bu durumu “Günümüzde özellikle gençler isimleri eğip bükerek kendilerince anlamlar vermeyi seviyorlar. Anadolu’da da bu yöntem yaygındır. Fadime’ye Fadiş, Mustafa’ya Mıstık kısaltmaları en yaygın olanlardan. Yine  Anadolu’da bazı isimlerin o çocuğa ağır geldiğine inanılır. Örneğin Leyla... Ben de Derviş sözcüğünün kahramanıma ağır geldiğini düşündüm. Dahası halk arasında saygın bir yeri olan Derviş sözcüğünün hırpalanıp aşınacağına inandım. O nedenle kendisine Dero adını verdim” diye açıklıyor. Her cümlesi tecrübeye dayalı mesajlarla dolu Dayıoğlu bu kitapta Dünya için kurtuluş reçetesi sunuyor.

Konuya girmeden önce Derviş karakteriyle birlikte farklılıkların ne kadar değerli olduğunu, onlardan korkmamamız gerektiğinin altını çizmek istediniz mi?

Derviş karakterini oluştururken onun farklılıklarının altını çizmek istemedim. Çünkü ona biçtiğim rolde çocuğun engelli olma halini sömürmeyi hiç düşünmedim. Onun engelinden doğan üstün insan olma özelliklerini gelecekte şaşırtıcı açınımlar yapabileceğini vurgulamak için hep sıcak tuttum.

Dünyanın bugün geldiği noktanın iyi olmadığının hepimiz farkındayız. Art arda gelen felaketlere hem üzülüyor hem de bambaşka bir yaşam düzenine alışmaya çalışıyoruz. Siz de kitapta bunun sorumlusunun insan olduğunun altını çiziyorsunuz. İnsanlık olarak neyi göremedik de dünya bu hale geldi?

Keşke bu soru toplumun her katmanında sürekli sorulabilseydi. Bence geç kaldık. Keşke Sanayi Devrimi fırtına gibi yaşamımıza girdiğinde, devrimin doğurduğu yeniliklere sevinip gönenirken insanoğlunun zihninde ve vicdanında “Bu gidişin sonu nereye varır” türünden sorular, kaygılar oluşabilseydi! Ama  oluşamadı. Ağzımız yarı açık cambaza bakarken, geleceği hiç düşünemedik. İnsanlık  bu hallerdeyken, büyükler yeri, göğü, denizleri , akarsu ve gölleri  vb. devrimin, üzeri kadife kaplı çelik tırpanlarıyla kesip biçerek her türden hırslarını doyuma ulaştırdılar.  

Siz kitaplarınızla bugüne kadar pek çok nesli büyüttünüz. Şimdi dünyanın kurtuluşu yeni gelen nesilde. Onlara ne salık verirsiniz? Ne yapsınlar da Dünya kendini tedavi etsin?

1935 doğumluyum. Çocukluğumda, ilk gençlik yıllarımdaki öğrenim hayatımda, öğretmenlik yıllarımda, yetişkinliğimde, yazar, eş, anne, veli ve elbette yurttaş olarak 1980’lere kadar bu konularda gereği gibi bilgilenip bilinçlenemedik. Dünyamızın yokluğa ve yoksunluğa düşeceğini sezemedik. Tarım toplumu olmaktan kurtulduğumuzu görmek bizi sevindirmeye yetti. Devletler, yurttaşlarını eğitirken, (az bir yönetim dışında) nice nice on yıllar, çevre konularını, sorunlarını hep görmezden geldiler. Belki de çıkar uğruna, böyle davranmak için aralarında anlaşmışlardı. Açıkcası Dünya’daki insanlar bu konuda topyekün cahil bırakıldı. Dünyamızın namusuna ve özlük haklarına sahip çıkamadık. Uzay ve uzaylı masallarıyla uyutularak bugünlere geldik.

Son olarak benim kitaptaki en sevdiğim yere geldik. Öyle bir güç var ki artık kötüler kötülüklerini unutacaklar ve iyi olacaklar. Var mı umut sizce? Gün gelip kötülerin kötülüklerini unuttukları, savaş kelimesinin artık hiç anılmadığı bir yaşama uyanabilecek miyiz? Biz olmasak bile torunlarımız…

Eğer kocamış Dünyamızdan ve onun baş ağrısı olan insanoğlundan tümüyle umudumu kesmiş olsaydım doksan birinci kitabım “Yanardağın Yankısı”nı yazamazdım. Kısacası bu konularda umutlarım ve hayallerim tam gaz…

“Özgün bir insan tipi”

Derviş karakteriyle birlikte farklı bir boyuta götürüyorsunuz okuru. Onun varoluşundaki izler, zekâsındaki farklılık ve hayal gücümüzü zorlayan yetenekleriyle bambaşka bir kahramanla tanışıyoruz. Ve elbette onun uzay ile ışınlanma hayaliyle. Ne dersiniz gün gelecek uzaylılar siz bu işi beceremediniz deyip dünyaya el koyacak mı?

Hal böyleyken ,(ne yapalım) sorusu, Birleşmiş Milletler çatısı altında yer alan, dünya uluslarına sorulmalı. Çünkü bu durumda başta yerküremiz olmak üzere ,tüm insanlar yaralı. Ben, evrensel boyutta, nitelikli bilim dalları ve bilim insanları iş birliği yaparak, çözüm üretmeye yönelmeli görüşündeyim. Ancak ve öncelikle uluslarası savaş çanlarına ot tıkayabilirsek, böylesine topyekun bir atılım yapılabilir.

“Yanardağın Yankısı” adlı gençlik romanımı yazarken, işte bu düş ve düşünceler içindeydim. Bu zihinsel ve düşsel yoğunluğun dürtüsüyle insanüstü güçlere sahip, insan türevi Dero tipini kahraman olarak değerlendirdim.

Dero, gizemli yöntemlerle oluşumundan, doğumuna, gelişme çağlarına kadar okurun gözleri önünde ‘özgün bir insan’ tipi olarak çıktı ortaya. Onu böylesine özenle oluşturmamın nedeni insan olarak, içinde bulunduğumuz tüm açmazlara karşın yine de insanoğlundan umudumu kesmemiş olmamdır.