Boeing, dünyanın en büyük uçak şirketlerinden biri. 70 yıldır Türkiye’de ve sadece THY’ye 230 uçak satmış. Son yıllarda en iyi alıcı ülkelerden biri de biziz. Çünkü dünyanın en hızlı büyüyen hava yolu şirketlerine sahibiz. Görünen o ki havacılık sektörü daha da büyüyecek. Geçen hafta Genç Bakış’ta konuğumuz olan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım bunun önemli sinyallerini vermişti...
Boeing’in Türkiye’de de temsilciliği var ve eğitime olan desteği hemen her yıl giderek artıyor. İTÜye sağladığı burs ve araştırma desteği ise takdire şayan. Boeing International Başkanı ve İş Geliştirme ve Strateji Kıdemli Başkan Yardımcısı Shep Hill, “Bu yeni burs programları, Boeing’in Türkiye’de eğitim faaliyetlerine uzun süredir devam eden yatırım yapma geleneğine dayanıyor. 2000 yılında ilköğretim okulları ve yüksek öğretime olan desteğimizin başlamasından bu yana, 80’den fazla eğitim kurumuyla işbirliği yaptık. Bugün, bu girişimle İTÜ ile ortak olmaktan ve uzay ve havacılık bilgisi ve bilimini geliştirme yönünde ortak bir vizyona dayalı ilişkimizi kuvvetlendirmekten gurur duyuyoruz” dedi imza töreninde.
Boeing ve İTÜ, Şubat 2013’te uçak yolcularının yararına olacak
Okullarda sözlü kaldırılmış yerine de performans getirilmiş.
Allah velilere kolaylık versin!
Artık sadece akşamları değil hafta sonları da çocukları için seferber olmaya devam edecekler...
Proje ödevleri, uzunca bir süredir zaten vardı.
Öğrenci herhangi bir konuda bazen sanal, bazen de uygulamalı olarak proje hazırlıyor ve bunu büyük bir gururla, okulda, öğretmen ve arkadaşlarının dikkatine sunuyordu...
Projeler bazen haftalık, bazen de dönemlik ya da yıllık oluyor.
Ve hemen hemen her sınıf ve her ders için neredeyse zorunluluk haline geldi.
Heba olan zenginliğimiz diye üstün yetenekli çocuk ve alilerinin yaşadığı sıkıntıları dile getirmiştim. Mail yağdı. Meğerse aynı sorunları yaşayan on binlerce veli ve öğrenci varmış...
Peki asıl konuşması gerekenler arayıp, soruyorlar mı? Örneğin çocukları kapı önüne koyan okul yöneticileri, örneğin MEB, örneğin üniversiteler?..
Onlar ne zaman hangi sorunu ciddiye alıp, üzerine gittiler ki bu konunun üzerine de gitsinler!..
Ama beni en çok üzen, yaşanan onca sıkıntıyı görmezden gelen önyargılılar oldu!
Biz de okuldan atıldık
İsterseniz gelin önce anne-babaların yakınmalarına göz atalım:
Hükümet sınavları ve dershaneleri kaldıracağız diye dursun, sektör büyüdükçe büyüyor. Giriş sınavlarına girecek olan aday sayısının bu yıl 10 milyonu bulması bekleniyor. Rekor, ikişer milyondan fazla adayın yarışacağı YGS ve KPSS’de olacak.
Peki, dershaneye giden öğrenci sayısı azalıyor mu?
Kesinlikle hayır!
Sınavlara girecek aday sayısına paralel olarak, dershaneye olan talep de giderek artıyor. Ve bu arada çok ilginç bir tespit de, fen ve Anadolu liseleriyle, üniversitelerdeki boş kontenjanlar da rekora koşuyor. Fen ve Anadolu liselerinde sistemin yanlışlığı nedeniyle 50 binden fazla kontenjan boş kaldı. Üniversitelerdeki boş kontenjan sayısı ise 130 bin civarında. Rakamlara bakıp Türkiye gerçeğini anlamaya da sakın çalışmayın. Çünkü içinden çıkamazsınız.
Tıpkı 400 bin öğretmen kapıda beklerken 150 bine yakın öğretmen açığı olduğu gibi...
Ülkemizde sorunlara doğru teşhis konulamadığı için tedavisi de doğru olmuyor.
Ülkelerin en büyük zenginliklerinden biri de üstün zekâlı çocuklardır.
Sayıları çok fazla değil. Yüzde 2-3’ü geçmez.
Tespit edilip, yetenekleri değerlendirilenlerin oranı ise çok daha az...
Cumhuriyetin ilk yıllarında onlar için özel kanun çıkartılıp, yurtdışına gönderilenler oldu.
Çünkü bir tekinin bile ülkelerin kaderini değiştirebileceğine inanılıyordu...
Sonra aradan uzun yıllar geçti, üstün yetenekliler unutuldu gitti.
Özürlüler için yasalar çıktı, okullar açıldı, koruma altına alındılar, hayata kazandırılmaları için yeterince olmasa da adımlar atıldı. Ama en az onlar kadar ilgiye ve desteğe muhtaç olan üstün yetenekliler kimsenin aklına bile gelmedi.
Dr. Asım Güzelbey 10 yıldır Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı. Aday olsa, açık ara yine kazanır. Ama son noktayı koyuyor.
Doktorluk yaparken kendine 30 yıl sınırı koyup, dolduğunda siyasete atılmış. Başkan olduğunda da iki dönem yeter demiş. Zirvedeyken bırakmak varken, niye uzatayım diyor...
Bundan sonrası için net konuşmuyor. Ama kesin olan bir şey var ki, en tepeden de baskı gelse, başkanlık artık onun için çoktan bitmiş. Belki milletvekili olarak Ankara’ya gider ama o konuda da ısrarcı değil.
Benim önerim: Gaziantep’in en büyük “ayıbı” olan eğitim konusuna, daha fazla zaman ayırmak için bir eğitim vakfı kurup başına geçmesi.
Hem çok keyif alır hem de Gaziantep’e en büyük iyiliği yapmış olur...
Eğitimde nereden nereye?
Fakülteler içerisinde en ağır ve en uzun eğitim tıp fakültelerinde. Ama o kadarı yetmiyor. Uzmanlık eğitimi için de çok geceler uykusuz kalmaları gerekiyor. Zorunlu hizmetse olmazsa olmazların başında geliyor...
Daha önce, tüm doktorlar aynı süreçten geçtikleri için sıkıntılı bir durum söz konusu değildi. Ama görünen o ki, sağlık sektöründe de çok şeyler değişmiş:
“Gerçek bir hikâye: Sağlık ocağında çalışan bir pratisyen hekim, uzmanlık sınavına girer ve üniversitede 3,5 yılda uzmanlık yapar (bu sırada, sağlık ocağındaki arkadaşları, aile hekimliğine geçip 3 katı maaş almaya başlar).
Devlet, bu kişiyi uzman oldu diye eşinden çocuğundan ayırıp doğuya mecburi hizmete gönderir. Uzman kişi, mecburi hizmeti bitirip yine eski şehrine döndüğünde, sağlık ocağındaki bütün arkadaşları, oturdukları yerde uzman olmuştur bile.
Hatta mecburi hizmetten muaf ve TUS sınavı, nöbet ve tez hazırlığı olmadan, sanal yolla...
Şaka gibi ama Sağlık Bakanlığı budur. Uzmanlık derneğimizin bütün çabaları yetersiz kaldı.
Lütfen böyle bir haksızlığı manşetten verin artık...”
Eğitim kademeleri içerisinde belki de en önemli olan okul öncesi olmasına rağmen, biz de en az ilgiyi o görüyor. Çünkü, hâlâ okul öncesi eğitimi ciddiye almıyoruz.
Oysa, insanlar yaşamları boyunca öğrendiklerinin yüzde yetmişe yakın bölümünü bu çağda öğreniyorlar. Temel davranışlar bu dönemde şekilleniyor, eğitime, çevreye, aileye olan ilgi ya da ilgisizlik yine bu dönemde kalıcı hale geliyor.
Peki o zaman 8 yıllık, 12 yıllık temel eğitime geçilirken okul öncesi eğitim niye hep ihmal edildi? Zorunlu hale getirilmedi?
İşte bu noktada karşımıza hep rakamlar çıktı.
Liseleri 4 yıla çıkartmak kolaydı; çünkü okul öncesi eğiteme başlayacak çocukların yarısı kadardı. Bu da yarısı kadar öğretmen ve derslik demekti.
Politikacılar da her zaman olduğu gibi kolay olanı tercih etti. Ama bu konuda düne göre çok daha fazla yol kat edilmiş durumda.
Her ne kadar rakamlar şişirilse de yarım güne bölünerek yararlanan sayısı artırılmaya çalışılsa da ilgi ve destek artıyor.