Hayalet kentler!

Mehmet Gür, Hollanda’dan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a İzmir depremine yönelik ilginç bir mektup yazmış!

Her ne kadar uzaklarda olsa da yaşadığımız acıları fazlasıyla yüreğinde hissetmiş ve hem duygularını hem de birikim ve önerilerini Bakan Bey’e iletmiş.

İnsanoğlu, depremi önceden bilme konusunda hâlâ çaresiz olsa da bugüne kadarki birikimler ve tecrübe en güvenilir yol gösterici.

Gelin önce bu çok çarpıcı mektubu hep birlikte okuyalım:

Hollanda örneği

“Günlerdir İzmir depremi ile yatıp kalkıyoruz.

Acı ve üzüntümüz büyük.

Hayatını kaybedenler, yaralılar...

Daha sonra televizyonda etkililer, yetkililer...

Nedenler, niçinler?

Bir süre sonra, bir sonraki depreme kadar yine her şeyi unutacağız, daha sonra yine bir başka acıya uyanacağız.

Niçin Japonya’da 9 şiddetinde bir depremde kimsenin burnu kanamıyor da 6 şiddetinde bir depremde günlerce ulusal yas tutuyoruz?

Her zemine, her koşulda bina yapılabilir: Ona göre teknik ve malzeme kullanılması koşullarıyla.

Hollanda’da kumlu zemine, 15-20 metre kazıklar çakılarak, bina, kazıklar üzerine oturtulur.

Hiçbir zaman zıpçıktı bir yere bir gökdelen izni çıkmaz.

Koskoca mahallede; hasar gören binalar var ama çökmüş, enkaz yığınına dönmüş 1-2 bina.

Altında da onlarca kişi.

Enkaz yığınlarının üzerinde; canla başla çalışan yüzlerce kişi!

Enkaz yığınına baktığımızda toprak gibi dağılmış bir beton görüyoruz. Deprem hesabı yapılmamış, toprak dam gibi çökmüş bir bina.

Bir enkaz yığını, sorumlularını arıyor!

Sonra 9 müteahhit tutuklanıyor! Sanki bir yapının kullanıma sunulmasında tek kişi onlarmış gibi!

Bugünlere nasıl gelindi?

20 milyon liraya bir fizibilite raporu çıkarılan bir binanın,

“Ben 15 milyona” yaparım, diyen birine verilmesini bir başka konuda ele alalım.

Yetkililer açıkladılar:

Çadır kentler kuruldu. (Bu, bu aşamada yapılabilecek tek şey.)

Mağdur ailelere para yardımı yapılıyor.

Kızılay bölgede 5.000 kişilik aş evleri kuruyor.

En kısa sürede, bir yıl içerisinde yeni binalar yapılıp hak sahiplerine dağıtılacak...

Tek çözüm bu mu?

Devletin bu bir yıl içerisinde giderleri ne kadar olacak?

Bu insanlar bu bir yıl içerisinde ne yapacaklar?

Bu çağda tek çözüm bu mu?

Bunların da tartışılması gerekiyor.

Her şeyden önce bu yıkılan binalarda tek sorumlu müteahhitler değildir.

Ama kimler müteahhitlik yapabilmektedir?

Bu konuda mevzuat nedir?

Önüne gelen, kat karşılığında nasıl inşaat yapabilmektedir?

Bunların da tartışılması gerekmekte.

Her şeyden önce tüm mevzuatın değişmesi gerekir.

Belediyelere, kanun koyuculara düşen görevler vardır.

Her bina için inşaat bittikten sonra belediyenin imar müdürlüğünden iskân izni alınır.

Bu yapıyı kullanım iznidir.

Bu yıkılan, çöken binalara iskân izinlerini kimler; nasıl bir denetimden sonra vermiştir?

Bu mevzuat değiştirilmediği sürece aynı olayları yaşayıp duracağız.

Yapının imar planından iskân iznine kadar, her kurumun, her kesimin sorumluluğu vardır ve bunların da denetlenmesi gerekmektedir.

Herhangi bir noktadaki aksama, domino etkisi yaratıp yapının çökmesine neden olur.

Deniz kumu!

En pahalı bir yapıda deniz kumu kullanın, yapı çöker.

En kaliteli malzemeyi kullanın, beton döküldükten sonra beton belirli bir teknikle, belirli bir süre sulanmadıkça yapı çöker.

En kaliteli malzemeyi, betonu kullanın; yapının kalıpları betonun suyunu sızdırsın, betonun dayanma gücü sıfıra yaklaşır ve çöker.

Zaman zaman kalıpların yeterli olmamasından dolayı, yapı inşaat aşamasında da çökmektedir.

Neler yapılabilir?

Devlet Konut Fonu’na ayrılan paranın yüzde 10’u ile bir fon kurup Hayalet Kentler kurabilir.

Deprem riski yüksek olan kentlerde, devlet 10-15 bin kişilik yerleşim yerleri kurup hazır bekletecek.

Herhangi bir ihtiyaç halinde devlet, bir saat içinde ihtiyaç sahiplerine anahtar verip taşınmalarını sağlayacak. Hiç kimse bir yıl binalarını beklemeyecek. Bu yöntem devletimize çok daha ucuza gelecek.”

Hayalet kentler deprem mağduru ülkelerde denendi, umarız bizde de hayata geçer!

Özetin özeti: Elbette Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Birikim ve tecrübelerden yararlanalım, liyakate, yetkinliğe önem verelim yeter!