ANNEMİN ARDINDAN

8 Nisan 2020

Her ölüm erkendir; hele ki senin bu dünyada olmana sebep kişi gidince! Annemsiz geçen sekizinci gün... Dostlarınla kafanı dağıtamadığın, hatıralarını canlandıracak yerlere gidemediğin, geride kalanlarla sarılamadığın sekiz gün! Annem, pozitifliğiyle üç yıldan fazla süre, bir kere bile şikayet etmeden bu illeti alt edeceğinin ümidini vermişti hep bize... Adı üstünde kötü hastalık... Midesine yaptığı etki nedeniyle girdiği ameliyatta yenik düştü! Bu dönem ölüm her zamankinden daha zor belki de! Virüs çevrene bulaşmasa da onun kurallarıyla mücadele etmek zorunda kalıyorsun. Anneni ameliyata uğurladıktan sonra yoğun bakıma giremiyor, vedalaşmanı morgda yapıyorsun. En acısıysa, geride kaldığın kardeşine, babana sarılamamak! Herkesin yüzünde maske, gözleri kıpkırmızı ve yaşlı... O sarılma içgüdünü babanı, kendini korumak adına zincirliyorsun. Sevenleri ona son vedasını sosyal mesafeden yapıyor... Onun çok sevdiği evinde taziye kabul etmekten kaçınıyoruz. O an anlıyorum ki; dokunmak ve sarılmak bu dünyadaki en büyük ihtiyaç! Sadece babama ve kardeşime değil, ‘ya bulaştıysa’ korkusuyla hamile eşime ve oğluma bile sarılamadım... 

O yüzden bu düşmanın bir an önce yok olması için uzmanları dinleyin ve evde kalın! Annemin vefatında gördüm ki, sağlık sistemi şu an tüm gücüyle bu virüsle savaşıyor. Maalesef hastanelerde virüsün yayılma oranı çok yüksek. Sağlık sistemi çöküntüde olsa da ABD’nin mantıklı çözümlerden birini uyguladığı kanaatindeyim. New York’a demirleyen yüzen hastane Comfort’a, koronavirüs şüphesi olanlar adım atamıyor. Diğer hastalıklarla mücadele edenleri korumaya çalışıyorlar. Şu dönem bebek bekleyen her ebeveyn gibi ben de endişeliyim. Hep ölümleri konuşuyoruz; ama doğacak bu yeni canları riskten uzak tutsak... Keşke bu zor dönemde dünyaya gözünü açacak bebekler için Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği pandemi olmayan hastaneler olsa, hamileler virüs kapma endişesi yaşamasa...

EKONOMİYİ AYAKTA TUTANLAR

Şu günlerde bizi ayakta tutacak en önemli his pozitiflik! Elbet bu günler de geçecek...
Eve kapandığımız günlerde daha çok bakar olduk Twitter’a... Bu mecranın gediklisi negatif entelektüeller, linçleriyle içimizdeki tüm umudu tüketiyor. Şu günlerde linç hedeflerinde dolaylı olarak kuryeyle çalışan şirket ve büyük market zinciri servisleri var. Sağlık personelini başka bir mertebede değerlendirirsek de, şu dönemin gizli kahramanı bu kurye arkadaşlar...
Entelektüel arkadaş; onlar işini iyi yaptığı için, senin evde kalman daha kolay! Bu hizmeti verenler, bunu yaparak sadece kendi evini değil; ulaştırdığı ürünün arkasındaki binlerce çalışanın da ekonomik olarak ayakta kalmasını sağlıyor. Bu nedenle mücadelemizi onların evde oturması için değil; kazandıkları ücreti layığına yükseltmek ve sağlıklı çalışma şartlarının sağlanması konusunda vermeliyiz.

Yazının devamı...

En duru proje

20 Şubat 2020

Mu Tunç, daha önce her detayıyla stil sahibi olan filmi ve çalışmalarıyla size bahsettiğim bir yönetmen. Genç yönetmenler arasında son dönemde görsel dili en güçlü isimlerden... Tunç, son projesiyle yine radarıma giriyor. Nükhet Duru’nun yeni albümünün kreatif görsel dilini oluşturuyor, şarkılarına video klipleri yine o çekiyor. Sesiyle, stiliyle ve duruşuyla bir döneme damga vurmuş bir sanatçının, bugünün görsel dünyasına hakim bir isimle iş birliği yapması çok anlamlı. Bu kapsamda, Tunç bir de Duru’nun isminin yer aldığı, projenin genel görsel diline paralel bir tişört tasarlıyor. Günü yakalayan, bugünün genç kitlesine hitap eden sosyal medyayı da, görsel dünyayı da en doğru şekilde kullanmayı hedefleyen bu genel projeyi tebrik ediyorum ve bundan sonraki adımları da heyecanla bekliyorum.

Yeni mağaza

İkonik formlu aksesuarlarıyla, farklı tasarım diliyle ve ışıltılı dünyasıyla adını kalbimize yazdıran Begüm Khan, global anlamda sahip olduğu satış noktalarıyla tüm dünyada büyük bir hayran kitlesine sahip. Online satış noktaları, yine hem Türkiye’de hem de birçok farklı ülkedeki satış noktalarıyla markasını sevenleriyle buluşturan marka, ilk mağazasıyla bu buluşmayı daha samimi ve yakın hale getirmek üzere adım attı. Nişantaşı’nda yine markanın çok güçlü görselliğine
uyan bir dekorasyonla ve ikonik rengi yeşille harika bir dünya sunuyor. Mutlaka uğrayın!

Desole

Yeni bir mağaza haberi daha! Tüm dünyada belli bir stili olan ve bu çerçevede farklı markaları bünyesinde barındıran konsept mağazalar, son dönemin en çok ilgi gören alışveriş trendinin temelini oluşturuyor. Hem zaman olarak farklı markaları bir arada bulmak hem de stil olarak birbiriyle bütünlüğü olan parçalara tek noktada ulaşabilmek, bu konsept mağazaların çekim gücünü oluşturan başlıca detaylardan... İşte, İstanbul’un çok iyi markaları bir araya toplamış yeni konsept mağazasını sizinle paylaşmak istiyorum: Desole. Nişantaşı’nda yer alan bu mağazayı ve bünyesindeki markaları keşfetmek için mutlaka ziyaret edin.

Yazının devamı...

Moda dünyası artık bilinçli hareket ediyor

13 Şubat 2020

Moda ve tekstil, dünyaya en çok zarar veren ikinci sektör olarak varlık gösterirken bu duruma yıllarca tepkisiz kalmış markalar, tasarımcılar tüketimin daha da artması, hızlı moda markalarının hayatımızın merkezine yerleşmesiyle daha da üst boyutlara çıkan bu zararı gözlemleyip, daha bilinçli hareket ediyor bir süredir... Moda dünyası artık daha az tüketmek gerektiğini, vintage ve ikinci el alışverişe odaklanmanın faydalarını konuşuyor. Moda ve tekstil, dünyaya en çok zarar veren ikinci sektör olarak varlık gösterirken bu duruma yıllarca tepkisiz kalmış markalar, tasarımcılar tüketimin daha da artması, hızlı moda markalarının hayatımızın merkezine yerleşmesiyle daha da üst boyutlara çıkan bu zararı gözlemleyip, daha bilinçli hareket ediyor bir süredir... Moda dünyası artık daha az tüketmek gerektiğini, vintage ve ikinci el alışverişe odaklanmanın faydalarını konuşuyor. Yavaş moda birçok marka tarafından benimsenen bir kavram. Modanın bir yandan yaratıcılığa odaklanan fakat öte yandan dünyaya zarar veren duruşu artık kabul edilebilir bir durum değil. Tam da bu yüzden birçok mecra, marka ve oluşum bu zararı yok etmek ya da minimize etmek için çalışmalar sürdürüyor. Fashion System dergisi, çok şanslıyız ki hem ülkemizde hem de dünyada söz konusu olan bu çalışmalara yer veriyor. Son sayısını okurken yakaladığım bazı detayları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Zorunlu uygulamalar

Sürdürülebilirlik artık resmi kurumlar, moda haftalarını organize eden oluşumlar tarafından da desteklenerek bir kural haline getiriliyor. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Gelişim Hedefleri, markaların tüm üretim süreçlerindeki zararı en aza indirmeyi hedefleyen bir duruş sergiliyor. Geçtiğimiz haftalarda Kopenhag Moda Haftası ile ilgili bu gelişmeden size bahsetmiştim. Moda haftasının yöneticileri, tasarımcılara sürdürülebilirlikle ilgili bazı detayları zorunlu kılan, sürdürülebilirliğe önem vermemizin gerektiğine odaklanan açıklamalarda bulunmuşlardı. Tüm bu gelişmeler konunun önemini ortaya koyuyor.

Kiralama sistemi

Kopenhag demişken sizinle paylaşmak istediğim bir diğer detay, yine aynı şehir çıkışlı marka Ganni’nin sürdürülebilirlikle ilgili duruşu... Marka çok şeffaf şekilde ‘Ben sürdürülebilir bir moda markası değilim’ diyor. Bir ‘moda markası’ olduğunu ifade ediyor. Fakat tüm sürecin zararının da farkında... İşte bu yüzden Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Gelişim Hedefleri’ne uyduklarını ifade ediyor. Amaçları üretim süreçlerini takip edip, denetleyerek, dünyadaki karbon ayakizlerini azaltmak. Bu bilinçle her aşamada sorumlu davranıyor ve başlattıkları yeni bir sistem var. Kiralama sistemiyle çalışan GANNI Repeat platformunu hayata geçirdiler.Bu sayede, tüketiciyi durmaksızın yeni olana iten sistemden uzaklaştıran bir iş modeli oluşturuyorlar. Ayrıca Birleşmiş Milletler ile başlattıkları ‘Lab’ projesi söz konusu. Çevreye verdikleri zararın minimumda olduğu çok yönlü bir koleksiyon üzerine çalışmalarını sürdürüyorlar. Tüm bu gelişmeler umut verici. Fashion System dergisinin varlığı da... Bizi böyle içeriklerle buluşturduğu için çok teşekkürler.

Bute Apparel

Bir teşekkür de Yasemin İpek’e... Yakın bir zaman önce bizi harika bir markayla buluşturdu: Bute Apparel. Sürdürülebilir modayı temeline koyan, harika işçiliği, İtalya’dan ithal edilen iplikleriyle daha ilk andan fark yaratan bir marka o. Rahatlığı ve aynı zamanda cool bir görünümü en renkli şekilde sunan markayı takibe alın!

Yazının devamı...

MİNİMAL MODA RÜZGARLARI

6 Şubat 2020

Kopenhag, son dönemde sokak stiliyle ve çıkardığı markalarla herkes gibi benim de çekim alanımdaydı. Sosyal medya aracılığıyla takip ettiğimiz it girller, moda ve dekorasyon markaları aracılığıyla İskandinav stili hepimizin ilham aldığı bir pozisyona ulaştı. Rahatlık, doğallık, çabasız cool bir duruş, yalın ama her daim farklı ve renkli bir dünya, bu stilin kodlarını oluşturuyor. İşte ben de, geçtiğimiz hafta Kopenhag Moda Haftası’nın yolunu tuttum.

Notlar...

Stand Studio’nun leopar desenli parçalarını, dama desenli paltolarını; Mykee Hofman’ın lila ve turuncu tonlarındaki renk paletini; Gestuz’un oversize ceket ve pantolonlarını, tarçın tonlarındaki parçalarını; Holzweiler’ın şapkalarını, maskulen botlarını; Munthe’nin kemerlerini ve renkli dünyasını; By Malene Birger’in paltolarını; Baum’un bej tonlarındaki parçalarını, puffer montlarını ve şapkalarını çok sevdim.

Sokak stili

Kopenhag Moda Haftası, sokak stili açısından da çok önemli bir noktada. Buradan çıkan stiller, sezon boyu birçok noktada ilham veriyor; dergilere ve mecralara... Benim de birçok farklı mecraya yansıdığım sokak stili, moda haftasının aslında yükselişinin başlıca sebebi... Öyle renkli ve cool bir rüzgar yarattı ki, bu vesileyle tüm gözleri üzerine çekti. Yine tüm gözler Kopenhag’ın sokaklarındaydı... Eğer siz de farklı stiller görerek, ilham almak isterseniz, Instagram üzerinden @stylesightworlwide hesabını takip edin. Buradan en iyi seçkileri size sunuyor.

‘STİLİMİN EN ÖNEMLİ PARÇALARINDAN’

Levis, benim için hem bugüne ayak uyduran hem de geçmişi hatırlatan duruşuyla, çok özel bir yerdedir hep. Stilimin en önemli parçalarından olan yüksek bel jean’lerin vazgeçilmez markası. Moda haftalarında yıllardır oluşturduğum stillerin, dergilere yansıyan görünümlerin de temelinde yer aldı jean’lerim. İşte bu kez yeni bir moda haftasını keşfederken, Levis global ekibiyle de tanışma fırsatı yakaladım.

Yazının devamı...

PARİS’İN NEFES KESENLERİ

30 Ocak 2020

Bir couture haftasını konu edip, Elie Saab’dan bahsetmemek olur mu? Geçtiğimiz hafta Paris Haute Couture Moda Haftası’ndan ilk izlenimlerimi paylaşmıştım. İşte şimdi devamı:

Couture ustası: Elie Saab

Her sezon defilelerini yerinde takip ettiğim markaya olan sevgimi, tasarımcısına olan saygımı beni takip edenler bilir. Defilenin yeri, o büyülü atmosfer, müzik, modeller ve tasarımlar beni hep heyecanlandırmıştır. Özenle hazırlanmış davetiyesini aldığım andan itibaren, bu heyecanı hissetmeye başladım. Bu sezon Haute Couture Moda Haftası’na katılamadığım için bu heyecandan da mahrum kaldım! Marka, bu sezon yine çok zengin bir koleksiyonla couture ustası olduğunu ispat ediyordu. Farklı renkler, formlar, kumaşlar ve işlemeler en gösterişli şekilde karşımıza çıkıyordu. Meksika İmparatorluğu’ndan, krallığın o ihtişamından ilham alan koleksiyonda, en çok asimetrik kesimlerin hakim olduğu renkli parçaları sevdim.

Maison Valentino

Pierpaolo Piccioli’nin müthiş yaratıcı vizyonuyla her sezon harika koleksiyonlar ortaya koyan marka, bu sezon Haute Couture Moda Haftası’nın en iyileri arasındaydı! Her bir detayıyla çok etkileyici sonuçlar çıkaran, sadece kıyafetleriyle değil bütünüyle adeta bir büyü sunan marka; yine farklı, yaratıcı, ilham verici, alışılmışın dışında koleksiyon olmayı başarıyor. Farklı formlar, materyaller, renkler, işlemeler, renklerin birlikteliği, abartıyla yalınlığın dansı... Tüm bu detayları nefes kesici şekilde sunan koleksiyonda, en çok mor ve kırmızının birlikteliğini sevdim.

KOPENHAG MODA HAFTASI

Paris’ten rotayı Kopenhag’a çeviriyoruz. Size bu yazıyı moda haftası için geldiğim Kopenhag’dan yazıyorum. Bu sezon ilk kez Kopenhag Moda Haftası’na katılıyorum ve şehre de ilk gelişim. Uzun zamandır seyahat listemin başında yer alan, ilham dolu bu şehri keşfetmek oldukça keyifli. Defilelerden ve keşfettiğim detaylardan önümüzdeki hafta bahsedeceğim. Bugün söylemek istediğim, daha önce çokça dile getirdiğim bir söylemi daha da vurgulamak.

Yazının devamı...

Paris Haute Couture Moda Haftası

23 Ocak 2020

Her sezon yerinde takip ettiğim ‘Paris Haute Couture Moda Haftası’nı bu sezon da ziyaret etmeyi planlarken Paris’teki grev yüzünden ortaya çıkan olumsuzluklar ve şehirde yaşayan arkadaşlarımın tavsiyeleri sonucu gitmemeye karar verdim. Fakat kalbim elbette orada. Birçok arkadaşım da aynı sebepten gitmedi bu sezon Paris Haute Couture Moda Haftası’na. Moda haftaları her zaman şehir için, tanıtımı, turizmi için çok çok önemli. Bu etkinlik sayesinde dünyanın birçok yerinden insan o şehre akın eder. En önemli moda başkenti olan Paris‘in en kısa sürede tüm problemlerinden kurtulması dileğiyle... Zira birçok markanın varlığı, geleceği için oldukça önemli bir konumda. Paris’e gidemesem de tüm detayları en ince ayrıntısına kadar takipteyim. Beni davet eden birçok marka yine göz alıcı defilelerle koleksiyonlarını tanıttı.
- IrIs Van Herpen, yine moda üstü bir bakış açısıyla farklı tasarımlarını, teknolojik kumaşlarını tanıttı.
- Ralph&Russo, birçok farklı tasarımla kadınların en özel gecelerine damga vurmak için sunduğu geniş koleksiyonla karşımızdaydı. Ben düz formda, bileğe kadar uzanan payetli elbiseleri sevdim.
- GIambattIsta VallI, gösterişli, büyülü bir dünya sunuyor bize. Abartının kalite ve yalınlıkla aynı anda olduğu o nadir anlardan birini yaşatıyor Valli koleksiyon fotoğraflarına baktığımızda. Renkleri, kabarık, upuzun kumaşları, farklı kesimler, farklı bağlama detayları, saç ve yüz aksesuarlarıyla yine çok etkileyici....
- SCHIAPARELLI, kaçırdığıma en çok üzüldüğüm defilelerden biri oldu. Lucien Pages sayesinde tüm koleksiyon görselleriyle en hızlı şekilde buluşup inceleme şansı yakaladım. Son dönemde en başarılı bulduğum PR ajansı! Daniel Roseberry’nin kreatif direktörlüğünde ortaya çıkan koleksiyon farklı renkler, çeşitli dokudaki kumaşlar, kumaşların üzerine işlenen küçük aksesuarlarla dikkat çekiyor. Alışık olduğumuz kabarık detaylı elbiselerin yanında yalın, maskülen detayların da yer aldığı parçalar öne çıkıyor. Gözde kullanılan aksesuarlar, yine göz motifi detaylar genele hakim. Ve evet tüm gözler onun üzerinde!

Yazının devamı...

DAHA İYİYE ULAŞMANIN YOLU: ÇOK ÇALIŞMAK

16 Ocak 2020

Yeni bir seyahat rotasından merhaba... Size bu yazıyı, sabaha karşı 03.00 sıralarında Baltimore’dan yazıyorum. Hafta başında Under Armour’un influencer olarak davet ettiği UA Human Summit için önce Washington Havaalanı’nın, ardından Baltimore’un yolunu tuttuk. Çok sevdiğim iki isim de bu seyahatte bana eşlik ediyordu. Socrates dergisinin kurucusu ve yayın yönetmeni, sesini birçok farklı sportif aktiviteden tanıdığımız anlatıcı Caner Eler, ilham veren seyahatleriyle öne çıkan Barkın Özdemir... Birçok farklı ülkeden basın ve influencer’ların katıldığı etkinlik kapsamında çokça deneyim yaşadık, yaşıyoruz. En anlamlı kısımlarından biri, şüphesiz markanın sponsor olduğu ve kariyerlerine de bu anlamda bir dokunuş sağladığı sporcuların hikayelerini dinlemek, onlara sorular sorabilmekti.
İlham veren hikayeler
Michael Phelps ve Lindsay Vonn gibi kendi branşında çok büyük başarılar elde etmiş, tarihe adını yazdırmış ikonik isimlerin hikayelerine ortak olmak çok anlamlıydı. Aynı şekilde katıldığım ‘Game Changers’ adlı bir panelde, her anlamda erkek egemen bu dünyada başarılar elde etmiş, anneliğiyle birlikte sporculuğu yürütmüş ve gerçekten oyunun kurallarını değiştirmiş kadın sporcuların anlattıkları, büyük bir motivasyon kaynağı oldu. Markanın sloganı da aslında bu motivasyonu sağlamak ve her bir başarının ne kadar zor olduğunu hatırlatmak üzere akıllara kazınıyor: ‘The Only Way is Through’. “Daha iyiye ulaşmanın kolay bir yolu yok. Tek yol çok çalışmak, daha çok çalışmak.”

Her anınıza eşlik ediyor

Marka, tüm bu motive eden bakış açısıyla, sporcuların hayatının tam merkezinde yer alıyor. Ve aslında onların stillerini de en iyi şekilde yansıtıyor ve belki de stillerini oluşturuyor. Hem rahatlıklarını hem performanslarını hem de görselliklerini en iyi şekilde düşünen ve yansıtan; hayatlarının büyük kısmını oluşturan o antrenman süreçlerinde en aktif anlarına eşlik eden, aslında sadece aktif anlarına değil, aktivite sonrası yenilenmelerine odaklanan, bu kısma da aktivite kadar önem veren marka; güçlü, cool, ne istediğini bilen, rahatlığına düşkün ve aynı zamanda iyi görünmek isteyen, her şeye aynı anda ulaşmak isteyenlere müthiş bir dünya sunuyor.
Bu bakış açısıyla zaten ilk çıktığı günden beri sporcuların, performansa odaklananların ilk sırasında yer alıyor marka... Gerçekten müthiş bir teknolojiyle en konforlu ve performansa katkı sağlayan tasarıma odaklanıyor. Fakat artık daha da fazlası söz konusu! Kullandığı kumaştan, uyguladığı teknolojiye kadar zaten tüm diğer spor markalarından ayrılıp, bir adım öteye geçiyor.
Ama işin bir de görsel tarafı var. Her ne kadar rahat olursa olsun bizi cezbeden görsellik şu an itibarıyla yüzde 100’ün ötesine geçen bir tatmin sağlıyor. Spor yaparken özellikle biz kadınlar, hem rahat olmak hem de iyi görünmek isteriz. O aynada antrenman sırasında kendimizi görüp daha da motive oluruz. İşte; her anınıza, spor öncesi, sırası, sonrası en motive eden şekilde size eşlik eden, farklı renk, tasarım ve materyalde birçok farklı parçayla tanıştım. Hem görsel olarak hem de teknolojileriyle fark yaratan bu detaylar için beklemede kalın!

Yazının devamı...