Başka “Hikâyelerimiz” olmayacak mı?

Zoom’da canlı oyun izlemeye gitgide alışır oldum. Ekranda gördüğüm oyuncunun – oyuncuların da o an orada olduğunu bilmek, benimle aynı zamanda o oyunu izlemekte olan insanların isimlerini – kameralarını açmışlarsa yüzlerini görmek hiç değilse tiyatroya has olan “o anı paylaşma” duygusunu veriyor. Bazen sonrasında söyleşi de oluyor, o zaman daha da doğrudan paylaşabiliyoruz duygularımızı.

Geçen hafta izlediğim Tiyatro Biteatral’in “Hikâyelerimiz” adlı oyunundan sonra ise hiç konuşmak gelmedi içimden. Bazı hikâyeler var çünkü, düğümlenip kalıyor insanın boğazında. Üzerine ne desen anlamlı gelmiyor. Bir de sinirlenebiliyorsun benim yaptığım gibi, neden bu hikâyelere mahkumuz biz bu coğrafyada diye. Hikâyelerimizde ne zaman kadınlar hak ettikleri gibi yaşayacak, çocuklar çocuk olduklarını bilecek? Hayatta ne zaman olacak bu?

Fehime, Gülfer, Nur… Sırayla Ayşe Lebriz Berkem’in aranızda ekran yokmuş gibi seyirciyi avcunun içine alan etkileyici performansıyla dile gelip kendi hikayelerini anlatıyorlar. Ayfer Tunç’un yazdığı Fehime bir pedofili öyküsü anlatıyor, nefes nefese, bir çocuk saflığıyla ve seyircinin nefesini kesen bir dehşetle. Çocuk yaşta “kocaya” verilmek istenen kızı anlatan Gülfer’i Ayşe Lebriz Berkem yazmış. Üçüncü öyküyü de şiddeti tutku zanneden Nur’un ağzından dinliyoruz. Şiddetin eğitimle, sosyal sınıfla hiç alakası olmadığını defalarca yazan, anlatan Duygu Asena’nın kaleminden çıkmış o da.

Başka “Hikâyelerimiz” olmayacak mı

Dedim ya öfkeleniyor insan izlerken, rahatsız oluyor, gözünü kaçırmak istesen kulağını tıkayamıyorsun, seyirciyi “zorlayan” bir deneyim. Hayat kadar değil tabii, o hep daha sert. “Hikâyelerimizi izledikten birkaç gün sonra tanışıyorum Sezen Ünlü’yle. On yedi yaşında, karnında altı aylık bebeğiyle katledilen Sezen Ünlü’yle. Ailesinin ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla tecavüzcüsüyle ‘imam nikahıyla’ evlendirilen Sezen Ünlü’yle.

Siyah beyaz bir fotoğraf artık, hepimizin tanıdığı. Erkeklerin öldürdüğü kadınlar galerisine eklendi onun çocuk yüzü de. “Eşi tarafından” cümlesini okudukça çileden çıkıyorum gerçekten. Ne eşi Allah aşkına? Sezen hakkında kullanılabilecek en doğru ifade “On yedi yaşındaki hamile çocuk”. Çocuk bu. Katili Anıl Y. tecavüz etti diye imam nikahıyla “evlendirildiğinde” daha da küçüktü. Siz “kadın” dediniz diye kadın olmuyor, evcilik oynamayı yeni bırakmış. Kendi çocuklarınıza bakın bir, on yedi yaşındaki hallerini düşünün, onları “gelin” olarak, ”anne” olarak görebiliyor musunuz? Şiddet gördüğü, ölüm tehdidi aldığı için polise de başvurmuş, koruma kararı da aldırtmış bu çocuk üstelik. Sonuç bu. On altı bıçak darbesi.

Hikâyelerimiz, Süreyya Karacabey’in “Kadın Savaşı Baladı” ile noktalanıyor. ‘’İçimizden kırılgan düşlerin geçtiği masallarınız bitti, çiçekli böcekli bir elişi kitabına boyadığınız ya da kırık bir iğneyle kelebek gibi bir fon perdesine iliştirdiğiniz ömrümüz, cehennem kaçkını bir ruhla birleşip öldü ve yeniden dirildi ve acı çektirdiğiniz bütün kız kardeşlerimiz için hesap sormak için döndü.’’ Ayşe Lebriz Berkem’in sesi Sezen Ünlü’nün ve adını bildiğimiz – bilmediğimiz diğer kadınların, çocukların yüzleriyle birleşiyor. Ne zaman bitecek gerçekten? Çocukların çocuk gibi yaşadığı, kadınların canının yakılmadığı “Hikâyelerimiz” olmayacak mı?