Bu kadınları tanıyoruz

Hakkında bir şey bilmeden izlemeye oturmuştum. Afişinden anlaşıldığı üzere gizemli bir durum, muhtemelen bir cinayet vardı. Adı da “Hükümsüz” (Exxen) olduğuna göre muhtemelen bir davaydı söz konusu olan. Jenerikte kırmızı kadın pabuçları. Hani artık kayıp kadınları, öldürülmüş kadınları anlattığını çok iyi bildiğimiz pabuçlar. Külkedisi gibi balodan değil, katilleri olan erkeklerden kaçan kadınların geride bıraktıkları pabuçlar gibi. Zaten yeterince hüzünlü olan sözleri Kalben’in sesiyle iyice insanın içine oturan jenerik şarkısı; “Uçan da kuşlara malum olsun, ben annemi özledim”. Birbiri ardına ekrana gelen gazete kupürleri. Tecavüz edilen, çocuğunun gözü önünde bıçaklanan, sokak ortasında yakılan kadınların haberleri ve gözleri bantlı erkek fotoğrafları.

Birinci bölüm fakir bir mahallede evden bakkala diye çıkıp bir daha dönemeyen on beş yaşındaki kızın hikayesiyle başlıyor. Aynı anda da babasının devasa hukuk firmasının ikinci patronu, zengin ve ‘şanslı’ Esma’yı (Burçin Terzioğlu) izliyoruz. Derken dert üstü murat üstü hayatı bir cinayetle alabora olan Esma, “şanslıların şanssızlara borcu olduğunu idrak ediyor” ve kişisel bir mesele için kendisine ulaşan hukuk öğrencisi Filiz (Hande Doğandemir) ile el ele verip zor davaları çözmeye başlıyorlar.

Buraya kadar benim için ilginç yanı iki kadın karakteri odağa, hem de kurban değil kurtarıcı rolüyle koymasıydı dizinin. Baş komiserin güzel ve çaylak yardımcısı, erkek avukatın umut vadeden stajyeri değil, kimsenin göze almadığı olayların üzerine iki ‘kadın’ başlarına giden cesur iki avukat. İki erkek karakter ise onlara yardımcı olmak için oradaydılar. Eski polis Serdar (Alican Yücesoy) ve gazeteci Selim (İsmail Hacıoğlu).

Dizide takip edilen davalar birbirini izledikçe olayları son derece tanıdık bulduğumu fark ettim. Esma ile Filiz her bölümde bir başka kadın cinayetini çözüme ulaştırıyorlar ve biz bu davaları da bu kadınları da gayet iyi biliyoruz. Çünkü hepsi gerçek. Senaryosunu Mert Dikmen ile Fulya Özcan’ın yazdığı, yönetmenliğini Ömer Faruk Sorak’ın üstlendiği “Hükümsüz”, 10 bölümde her biri yaşanmış, gazetelere yansımış, belki davası yıllarca sürmüş, kadın örgütleri tarafından takip edilmiş kadın cinayetlerini ele alıyor. Ve olayı ne kadar iyi bilirseniz bilin hala kanınızı donduran detaylarla dolu hepsi. Bütün o erkeklik onuru incinen kocalar, aile meclislerinin “Namusunu temizlemeyecek misin?” diye eline silah tutuşturduğu erkekler, şeytana uyan, nefsine yenilen, kıskanan, vallahi çok seven erkekler bir bir arzı endam ediyor karşımızda. Tabii bu bir dizi olduğu için kötüler - hem de fazlasıyla kolay ve çabuk şekilde - cezalarını buluyor. Arada da öfkeden gözü dönen avukatlarımızca, hatta basiretli hakimlerce epey didaktik cümlelerle azarlanıyorlar ama onları da “Bu cümleler kurulsa ne iyi olurdu” diye içimden affederek izlediğimi itiraf etmeliyim.

Zaten diziyi en çok niyeti ve her biri birer utanç vesikası olan bu davaları hatırlattığı için önemli buldum. İzlerken “Yok artık” dediğimiz her bir detay yaşandı. O kadın çekyata konup yakıldı, öteki arabadan atılıp üstüne çakmak çakıldı. O katiller bu derece soğuk kanlı ve acımasız, o kadınlar bu kadar çaresizdiler. Sezon finalinde Melek adıyla Nur Fettahoğlu’nun can verdiği Çilem Doğan o tetiği çekene kadar bu işkenceleri çekmişti. Altı kere karakola gidip uzaklaştırma kararı alamadan dönmüştü.

“Hükümsüz” çengeli Özgecan Aslan cinayetine atarak sona erdi. Belli ki ikinci sezon onunla başlayacak. Ne yazık ki bildiğimiz bir şey var ki daha on sezonluk malzeme mevcut. Ve gerçek hayatta Esma’larla Filiz’lerin işi bu kadar kolay değil. Örneğin maktulün ablası ve avukatı iki kadının yıllar süren mücadelesiyle diziye ilham kaynağı olan davada adalet yerini bulmadı, 16 yaşında markete gitmek için evden çıkan ve kırk gün sonra cesedi bulunan Sezgi Kırıt’ın katilleri aslında serbest.

Bu kadınları tanıyoruz