İlk canlı dizimiz ‘Tehlikeli Hamurlar’

Hayatta her şeyinizi en açık haliyle, sözünüzü sakınmadan konuşabildiğiniz kişi kimdir? Hani aklınıza gelen anlamlı ya da anlamsız, mantıklı ya da saçma, en küçük fikrinizi paylaşabildiğiniz, kafanıza takılan her şeyi sorabildiğiniz.

Normal şartlarda bu sorunun cevabının “sevgilim”, “kocam”, “karım” falan olması gerekir değil mi? Gününüzün, zamanınızın önemli bir bölümünü (pandemi dönemini hesaba katarsak tamamını) onunla geçirdiğinizi, dilimizde hayatı “paylaşmak” diye bir tabir olduğunu, birlikte bir yolda yürüdüğünüzü, gelecek planları yaptığınızı, bir “takım” olduğunuzu falan hesaba katarsak, daha yakın kimse olamaz size herhalde.

Ama korkarım sorunun gerçek cevabı pek bu değil. İkili ilişkiler çoğunlukla akıldan geçirilip konuşulamayanlar üzerine kurulu. En yakın kız ya da erkek arkadaşınızla konuşabildiklerinizi aynı evi paylaştığınız insana söyleyemeyebiliyorsunuz, kendinizi ona o kadar açamayabiliyorsunuz. İlk zamanlar belki “gizemi” korumak için, sonrasında aranızda o yakınlık zaten tesis edilememiş olduğundan, aklınızdan geçen bazı şeyleri söylerseniz gözünüzü oyacağından korktuğunuzdan, bilemiyorum, herkesin sebepleri farklı olsa da sonuç aşağı yukarı aynı. Yan masada mum ışığında oturup sessizce bonfilelerini kesmekte olan çifte bakın, hah işte tam da onlardan söz ediyorum. Öğle yemeğinde iş arkadaşlarıyla muhtemelen daha muhabbetliydiler. Konuşamayan çiftler dolu etraf.

Halbuki biz şu sıralar Instagram’da haftada dört gece yarısı buluşup hararetle konuşan bir çifti izliyoruz büyük bir hevesle. Korona zamanı evlerden yapılan canlı yayınların bence en canlısı, en sürprizlisi, en şaşırtıcısı. “Tehikeli Hamurlar”dan söz ediyorum. Esra Dermancıoğlu ile Alican Yücesoy’un pandemide doğan aşk hikâyesinden, “canlı dizi”sinden.

İlk canlı dizimiz ‘Tehlikeli Hamurlar’

Her şey bir gece vakti Esra’nın her zamanki canlı yayınlarından birinde başladı. Her zamanki diyorum da, bir zamanı bir zamanına uyan yayınlar da değil tam. Dans var, müzik var, Esra’nın anlattığı hikâyeler var, bir de yoğurduğu hamur var. Bir yandan kek ya da ekmek yapıp sohbet edilen bir yayın. O yayınlardan birine çıkagelen Alican ile ikisi arasında kendiliğinden oluşuveren bağ, hepimizin gözü önünde ilk “canlı dizi”mize dönüştü. Ne senarist var ne yönetmen fakat “benim“ diyen diziden çok daha anlamlı diyaloglar dönüyor. Bir kadınla bir erkek birbirlerine akıllarına gelen her şeyi sorarak, gözünü çıkartacak kadar dürüst cevaplar vererek ama didişip ama barışarak bir ilişkiyi ilmek ilmek oluşturuyorlar.

Onların arasında ne var, bu iş nereye gidecek gibi sorularınız varsa hepsini Esra Dermancıoğlu ile Milliyet Sanat dergisinin temmuz sayısı için konuştuk. Ama asıl çok daha önemli şeyler konuştuk, benim için de çok zihin açıcı ve heyecan verici oldu. Aşk ilişkilerinin neden böyle kısa sürer olduğunu, neden sığlaştığını mesela. Ortak bir konun yoksa, aklından geçen her şeyi karşındakine söyleyemiyorsan, sevgilinin neyi neden yaptığını anlamanın yolu senin için onun davranışlarını kız arkadaşlarınla kafa kafaya verip masaya yatırmaksa sığlaşmayıp ne yapacaksın? Derdini anlayamıyorsan kendisine sorsana, değil mi?

“Tehlikeli Hamurlar” farklı bir ilişki modeli sunuyor izleyenlere. Şu romantik komedilerde önümüze konulan; genç kızın dudak büküp kaçtığı, erkeğin onu şöyle bir belinden kavrayaraktan dize getirdiği model yerine iki insanın birbirine dönük, birbirini tanımaya yönelik durduğu, “geçinmeye gönlünün olduğu” ve bunu ona belli etmekten kaçınmadığı bir model. Emin olun daha sağlıklı. Üstelik hem romantik hem de komik.