İnsanın yedek parçası yok

Henüz tıfıl sayılacak bir gazeteciydim, Radikal gazetesi vardı o zamanlar, bir de çok sevgili Radikal İki’miz. Gözlerinin pırıltısını bugün bile hatırladığım genç ve güzel bir kadın vardı, aynı binada çalışıyorduk. Duygu Asena’nın canım Kim dergisinin yazı işleri müdürüydü, Radikal İki’ye de çok hoş moda yazıları yazardı. İyi gazeteci, çok tatlı bir insandı. Adı Nurcan Çakıroğlu.

Hiç unutmuyorum, bir öğlen yemek yedik birlikte, biraz halsizdi Nurcan. Ertesi gün gelmedi, rahatsız dediler. Sarılık tanısıyla tedaviye alınmış, toparlanır döner derken üç gün sonra karaciğer komasına girdiği haberi geldi. Acil karaciğer nakli gerekiyordu. İki gün sonra tren kazasında beyin ölümü gerçekleşen bir hasta umut oldu Nurcan için. Ancak bir türlü aşılamayan bir dizi bürokratik engele takıldı zamanla yarışı. Ve biz Nurcan’ı 38 yaşında kaybettik. Beyin ölümü gerçekleşen kişi de karaciğeriyle birlikte toprağa gömüldü gitti.

Aradan yirmi yıldan fazla zaman geçmiş, ben neden hatırladım bugün Nurcan Çakıroğlu’nun ışıltılı kara gözlerini? Çünkü benim organ bağışını zorlaştıran engeller yüzünden kaybettiğim tek tanıdığımdı. Aklımın hayalimin almadığını, nasıl isyan ettiğimi dün gibi hatırlarım. Kim bunun haklılığını savunabilir, diğer kişi ölmüş ve sen artık ona lazım olmayan karaciğeriyle bir başkasının yaşama tutunma hakkını elinin tersiyle itip yok ediyorsun. Çünkü yasalar böyle, işi kolaylaştırmıyor.

Sosyal medyada bu konuya dikkat çekmek için ‘BanaHayatVer’ etiketiyle bir kampanya başlatıldı. Bununla elde edilmek istenen ilk sonuç, kişi hayattayken organlarını bağışlasa bile naklin gerçekleşmesi için birinci derece yakınlarının onayını isteyen maddenin değişmesi. Dünyada kişi yaşarken aksini talep eden beyanda bulunmamışsa organlarını otomatik olarak bağışlanmış sayan örnekler varken bizde resmi olarak bağışta bulunsan, cebinde bağış kartınla dolaşsan bile ailen buna izin vermeyebiliyor. Çok saçma değil mi? İnsanın üzerinde yüzde yüz hak sahibi olduğu tek şeyden; bedeninden söz ediyoruz. Ölümünden sonra birine hayat vermek istemişse ailesi ne karışır? Bir de onları mı ikna edeceğiz?

CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal da 2012 yılında önermiş olduğu değişikliği bir kez daha gündeme getirerek kampanyaya destek oldu. Konuşmasında kullandığı “İnsanın yedek parçası yoktur” cümlesini düşünüp bu organ bağışı konusunu doğru değerlendirmemiz gerekiyor. Kimse bizden bir şey çalmak için beklemiyor, artık kullanamayacağımız zaman naklediliyor başkasına o organlar. Bayıltıp buzlu küvete yatırmasından korktuğumuz böbrek mafyası da zaten organ bağış kartı aramayacaktır, rahat olalım.

Hayatta kalabilmek için organ nakli bekleyen hasta sayısının 26 bin olduğu söyleniyor Türkiye’de. Bir sayıdan ibaret görünmemeli bu gözümüze. Bebekler var aralarında, çocuklar var, belki kapı komşunuz, belki okul arkadaşınız. Sizin ya da çocuğunuzun bir gün bir başkasının kalbine, karaciğerine, böbreğine ihtiyaç duymayacağınızın da hiçbir garantisi yok tabii. Halden anlamak için o günü beklememeliyiz.

Yasalar yıllar önce organ bağışını aksi belirtilmedikçe otomatik olacak hale getirseydi, benim güzel meslektaşım hayata gencecik yaşta veda etmeyecekti.
Yirmi yıl geçti aradan, zamanı değil midir artık?