Mavi, kırmızı ve ötesi

"Şarkıların sizlerle konuşmasını, sizin onlarla ilgili düşünmenizi, hissetmenizi, yazmanızı nasıl özlemişiz... Günlerdir aranıza girmemek için sessiz sessiz duruyoruz ama merak içindeyiz: ‘Sirenler’ size neler söyledi? Ve en çok hangi şarkıları sevdiniz?”

10 yıllık aradan, özlemden sonra 11 şarkılık bir hazine olan “Sirenler”i (Rakun Müzik) yayınlayan mor ve ötesi Twitter hesabından bu cümleleri yazarak albümle ilgili ne hissetmekte olduğumun da adını koymuş oldu: “Aranıza girmek” idi kilit sözcükler. Gerçekten kimse aramıza girmeden dinleyeyim istemişim, çünkü uzun zamandır bir şarkının, bu lüks örnekte 11 şarkının benimle konuşmakta olduğu hissine kapılmamışım. Dünümü anlatıyor, bugünümü anlatıyor, özlediklerimi, kızdıklarımı, düşlediklerimi anlatıyor. Gerçekten bu kadar çok duygu ve düşünce bir albümde sıralanabilir mi? Bir öfke, bir hüzün, bir hayal kırıklığı, bir umut (en çok da umut). Tam olarak böyle oluyor.

Albümde kulağımla beraber ilk gönlümü verdiğim şarkı “İstiklal” olduğu için, o şarkıyı ilk kez Çiçek Pasajı’nda büyülü bir akşamda canlı canlı sırtımı İstiklal Caddesi’ne vererek dinlediğim için, İstiklal ortaokul ve lise yıllarımın geçtiği, beni büyüten, bir zamanlar nefes aldığımı hissettiğim yer olduğu için diye düşündüm önce. Anladığım sözlerde “Belki arkadaşlarınla / Belki de yalnız başına yürürken / Ne kadar mutlusun İstiklal’de” diyordu, tam da beni anlatıyordu. Bir ortak geçmiş, tanıdık mekânlar, benzer anılar vardı, mor ve ötesi üyeleri dahil hep beraber oralardan geçmiştik de yaş icabı nostalji zamanımız gelip çatmıştı herhalde.

Mavi, kırmızı ve ötesi

Oturup kendi kendime masmavi “geçmiş”, kıpkırmızı “bugün” ve ikisini birleştiren mor “gelecek” olmak üzere üç bölümden, iki de nefis “bağ” şarkıdan oluşan albümü dinlemeye başlayınca dedim, ne nostaljisi pardon. Gençlik güzellemesi, geçmiş güne ağıt falan değil albümün meselesi. Bir müzik, bir söz ancak bu kadar zamanın sesini, nefesini, ruhunu taşıyabilir, bir toplumun, bir ülkenin, bir dünyanın duygusunu anlatabilir ve bunu ancak bu kadar net, bu kadar yalansız ama aynı zamanda şefkatli ve buluşturan bir dille yapabilir. “Cennetim Cehennemim / Seni ne çok sevdim / Seni ne çok sevdim / Beni dinlemedin / Dinlesen ne kaybedersin”. Bu sözler de “Tünel” şarkısından. “Ne kaybederdin”lerin sonunda “kaybedersin?”e bağlandığı şarkı.

Hakikaten tek tek yazmak istediğim çok şarkı sözü, aklımda kalan çok not var ama herkese kendi keşif yolculuğunda iyi yolculuklar dilemek isteyeceğim, içine gizlenmiş sürprizlere dair heyecanını kaçırmaktan kaçınacağım bir albüm olmuş, “Sirenler”. Hem de tasarımından illüstrasyonlarına, fotoğraflarına, kliplerine (İlk iki klibi “Forsa” ve “Dünyaya Bedel” şarkılarına gelmişti), birbiriyle bağlantılı her detayıyla. Ayrıca eminim benim keşif yolculuğum da sürmekte çünkü her dinlemede yeni bir şey dikkatimi çekiyor. Durup durup (tabii ki durmayıp biriktirip) “Söyleme zamanı geldi” diyerek koca bir dünya koymuş ortaya mor ve ötesi. 10 yıllık suskunluğa / beklemeye değmiş diyeceği geliyor insanın ama umarım olmasın bir daha.