Ne kadar kalabalık, o kadar aydınlık

Ateş böceği ne kadar büyülü bir yaratıktır değil mi? Karanlıkta gösterir kendini, tek başınayken fazla dikkat çekmez, sayıları arttığında ama koskocaman bir aydınlık yaratırlar. “Birlikten kuvvet doğar” sözünün vücut bulmuş hali. BM Kadın Birimi’nin 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü kampanyalarında sembol olarak ateş böceklerini kullanması da bir o kadar anlamlı bu yüzden. Ortada bütün dünyayı sarmalayan devasa bir karanlık var ve ancak birlik olup, ışıklarımızı hep beraber yakarsak üstesinden gelebiliriz. Ne kadar kalabalık, o kadar iyi.

Dün kampanyanın medya ortağı olan Milliyet’in ilk sayfası da tamamen buna ayrılmış, 10 Aralık İnsan Hakları Günü’ne kadar sürecek 16 Günlük Aktivizm’in başladığı duyurulmuştu. Bu yılın hedefinde Kovid-19 salgınıyla iyiden iyiye yüzünü gösteren siber şiddet var. Zira insanın olduğu her yerde hükmünü sürdüren şiddet caddeler, sokaklar, iş yerleri tenhalaştıkça ekranlarda daha fazla yer bulur oldu kendine. Üstelik kimliğini gizleyerek istediğin gibi atıp tutabildiğin bir mecra, taciz ve siber zorbalığın serpilip büyümesi için de paha biçilmez bir ortam sunuyor tabii.

BM Kadın Birimi bu kampanyayla kadın ve kız çocuklarına yönelik siber şiddetin son bulması için farkındalık yaratmayı, mücadele yollarıyla ilgili bilgi vermeyi ve her şeyden önemlisi bu tehlikeye karşı yan yana durmayı amaçlıyor. “Sen de bir ateş böceği yak, karanlığı aydınlat” sloganıyla herkesi davet ettikleri www.atesbocekleri.info sitesinde konuyla ilgili bir test var. Hedef 1 milyon kişiye ulaşıp dev bir ateş yakmak.

Ben de bütün özgüvenimle siteye girip testi açtım. “Çok hoşsun. Ya benimle tanış ya ben tanışmasını bilirim”. İlk soru, böyle bir mesaj aldığında ne karşılık vereceğini soruyor sana. Umursamamak, mesajı atanla tartışmak ve ekran görüntülerini alıp şikâyetçi olmak gibi seçeneklerin var. Sonra eski partnerinin seni özel görüntülerini internette yayınlamakla tehdit etmesi, halihazırda sevgilin olan kişinin sana rahatsız edici mesajlar atması, bir arkadaşının Whatsapp’ta son göründüğün zamanı görünür kılmaya zorlaması gibi durumları getirip koyuyor karşına. “Ne yaparsın bu durumda?” diye soruyor. Ya da Twitter’da, Instagram’da rastladığın, başkalarına yazılmış taciz-tehdit-hakaret mesajları karşısında ne yapacağını soruyor. “Bana demiyor” diyerek geçer misin, ne bileyim lafa mı girersin yoksa şikâyet yollarını mı denersin?

Bir noktadan sonra kafamda “Ne yaparım?” ile “Ne yapmalıyım?” sorularının cevaplarının farklı olduğunu fark ettim. Doğru cevabı biliyordum, “aferin” alacak bir test verebilirdim ama dürüst olmaya karar verdim ve sonuç: “Siber şiddeti tanıyorsun ama şehir dışında yaşayan bir akraban kadar”. Buyurun. Hep o sustuğun, görmezden geldiğin, geçiştirdiğin, “Bana söylenmemiş, bana ne” dediğin anlar yüzünden. Türkçesi, ne yapman gerektiğini biliyorsun ama gerçek hayatta birçok yerde gerekeni yapmıyorsun. “Aman bulaşmayayım, şimdi üzerime sıçramasın” diyorsun. Böylece de sana dokunmayan -ya da sinsi sinsi dokunan- yılanın bin yıl yaşamasına göz yummuş oluyorsun. Bu da sana ders olsun, sen dürüstsen o da dürüst.

Bilmek, görmek, farkında olmak yetmiyor. Mesele, gördüğüne karşı sessiz kalmamakta, kendin kadar, başkalarına yapılana da tepki vermekte ve şiddete karşı dayanışma içinde olmakta. Tek başına bir ateş böceğinin ışığı bir yere kadar; ne kadar kalabalık, o kadar aydınlık.