Şöhret yolu olarak cinayet

Çok çok üzgünüm, Azra Gülendam Haytaoğlu’nu arayan ailesinin, dostlarının sosyal medya paylaşımlarını, sonunu bildiğimiz bir filmi izler gibi, yüreğimiz ağzımızda izledik ve korktuğumuz haber geldi sonunda. Korktuğumuzdan da beteri geldi üstelik diyeceğim ama her cinayet haberinde “tüyler ürperten detay”lara boğula boğula kanımız pek o kadar da donmaz oldu. Sanki neredeyse her gün bir erkeğin bir kadını katletmesi, bunun artık aylık, yıllık bilançolara dökülebilmesi yeterince dehşet verici değil de bir sürü süse püse, ilgisiz detaya ihtiyaç duyuyoruz ürpermek için.

Çocukluğumdan hatırlıyorum, o “üçüncü sayfa haberleri”, kadın cinayetleri hep bir “genç  güzel kadın” vurgusuyla yazılırdı. Çoğunlukla nüfus cüzdanından çekilmiş, siyah beyaz, bulanık bir fotoğraf olurdu sayfada, dolayısıyla haberi “cazip” hale getirme işi muhabirin kalemine düşerdi. Maktul “güzel falanca” olunca haberin daha ilgi çekici olduğu kabul edilmiş bir kuraldı ve biz bundan hâlâ kurtulamadık.

Şimdi sosyal medya sayesinde iş çok daha kolay üstelik. Kaybolan, kendisinden kaç gün haber alınamayan, bir türlü cep telefonunun sinyalini takip etmeye fırsat bulunamayan, zamanında korunup kollanamayan kadınların en güzel, en kahkahalı, en hayat dolu fotoğrafları süslüyor cinayet haberlerini. İş işten geçtikten sonra nasıl bakardı, nasıl gülerdi biliyoruz. Sosyal medya hesapları didik didik edilmiş, genellikle kısacık sürmüş hayatının her ayrıntısı ortaya dökülmüş oluyor. Yetmiyor, üzerine bir de onu katleden caninin hayatının ayrıntılarıyla ve abuk subuk sayıklamalarıyla harmanlanıyor bu bilgiler. İkisinin yolu zorla kesiştiriliyor. Yaşamasını sağlayamadığımız kadını bir de katilinin verdiği yalan yanlış bilgilerle, pis ayrıntılarla süsleyerek uğurluyoruz bu dünyadan. Çoğu zaman ikisinin fotoğrafını bir kareye montajlayarak. Potansiyel katillere de cazip bir model sunuyoruz böylelikle. “Bu hayatta değilse mahşerde buluşabilirsiniz” diyerek ve cinayeti şöhreti yakalamanın bir yolu haline getirerek.

Belki çok iyi niyetli bir bakışla insanın durup dururken birini öldürdüğüne inanmak istemiyorlar, illa bir sebep bulma, katille maktul arasında bir bağlantı kurma ihtiyacı duyuyorlar diyebiliriz ama yok öyle bir şey. Üzgünüm, kabul etmek zor olsa da insan bu kadar kötü olabiliyor. Bir erkek bir kadını durup dururken öldürüyor ve sonra cezasını azaltmak için sebepler uyduruyor. Siz de artık olayı anlatamayacak olan bir kadını katilinin uyduruk cümleleriyle tanımlayıp bir kez daha öldürüyorsunuz, ailesini bir kez daha perişan ediyorsunuz. Çocuklarının ölümüne yanarken bir de üzerlerine boca edilen bilgilerle baş etmeye çalışıyorlar. Haytaoğlu’nun babasının cümlelerine bakın; “Ağırlaştırılmış müebbet cezasından aşağısı kurtarıyor mu sizce? Hak etmedi mi?” diye soruyor: “Tamam çocuğu boğdun, öldürdün, parça parça edip götürüp ormana atmak ne?” İnsanların acısını daha ne kadar katlayabiliriz? Olayın anlaşılıp çözülecek tarafı yok. Mustafa Murat Ayhan 22 yaşında pırıl pırıl bir kadını, bir üniversite öğrencisini tabii ki “canavarca hislerle” öldürmüş bir katildir. Umarım en ağır şekilde cezasını bulacaktır. Medya yoluyla kendisini ifade etmesine, sebeplerinin dinlenmesine, kedilerinin, kitaplarının incelenmesine, hangi yazarları takip edip hangi filmleri sevdiğini bilmemize ihtiyaç  yoktur.