Su yolunda kırılanlar ve “Yargı”

Epey zamandır birbirimize dizi önerirken kastettiğimiz sadece dijital platformlardaki diziler. “Bana bir dizi söyleyin, bir gecede başından kalkmadan hepsini izleyeyim” diyen kişi asla 200 dakika tek bölüme bakayım demek istemiyor. Aldığı cevaplar arasında da “Otur falanca kanalın karşısına, saat 20.00’de özetlerle başlar, 23.30’da da gider yerine yatarsın mis gibi” yer almıyor. Ama bu sezon, bir dizi var, pek çok kişi üzerinde uzlaşmış vaziyette. Kime ana akımdan dizi sorsam onu izliyor, Pazar akşamları Twitter’da bir “Yargı” dalgasıdır esiyor. Sonuç olarak ben de oturup bütün bölümleri izledim. Tabii ki bir gecede değil, zamana yayarak.

Öncelikle, keşke şu sektördeki neredeyse herkesin şikâyet ettiği ama kimsenin değişmesi için bir şey yapmadığı süre meselesi çözülseydi de dizileri başka kriterlerle değerlendirebilir olsaydık. Şimdi zaten ne deseniz cevap “Zaten bu süreler” oluyor. İyi bir şey diyeceksek “Süreye rağmen” diyoruz, kötü şeylerin ise sebebi o. Özetle, Kanal D’nin yeni sezon dizisi “Yargı” da 60 dakikalık bölümlerden oluşsa muhtemelen çok daha hızlı akan bir cinayet soruşturması izliyor olacaktık ama şu anda da her bölümde şaşırtıcı gelişmelerin, seyirciyi aptal yerine koymayan ters köşelerin eksik olmadığı, heyecanlı bir işle karşı karşıyayız. Ali Bilgin’in yönettiği, bir cinayet soruşturmasının buluşturduğu savcı  avukat ikilisini “Aşk 101”in uyumuyla seyirciyi kendine bağlayan çifti Pınar Deniz ve Kaan Urgancıoğlu’nun canlandırdığı dizinin Uğur Polat, Hüseyin Avni Danyal, Mehmet Yılmaz Ak, Pınar Çağlar Gençtürk, Ali Seçkiner Alıcı, Zeyno Eracar gibi isimlerin de yer aldığı son derece başarılı bir oyuncu kadrosu var. Eren Komiser’de Uğur Aslan ise dizinin parlayan yıldızı.

Fakat her şeyden önemlisi, Sema Ergenekon’un kaleminden çıkan dizinin orta yerinde bir kadın cinayeti ve böyle bir cinayetin soruşturması sırasında yaşanabilecek tüm adaletsizlikler, kanunsuzluklar, örtbas etme, delil karartma, katili aklama hatta suçu kurbana yükleme çabaları mevcut. İzlerken çoğu gelişme çok tanıdık geliyor insana; gırtlağına kadar çamura batmış bir avukat var örneğin; bir gökdelenin tepesinden atılan bir kadının katillerini savunmuş zamanında. Ya da cinayetin düğümünü çözecek delili elinde bulunduran biri var, daha önce parkta bir kadını bir erkeğin elinden kurtarabilmek için adamın ölümüne sebep olmuş ve 10 yıl hapis yatmış. Şimdi “İyilikten maraz doğar” diyerek olayın dışında kalmaya çalışsa da sonunda savcının da altını çizdiği gibi, “vicdan sahibi” bir insan olduğu için gene sorumluluğunu yerine getiriyor. Zengin ve nüfuzlu bir ailenin bir katili aklamakta ne derece etkili olduğu, neredeyse bütün toplumun; komşular ve akrabalar dahil “Su testisi su yolunda kırılır”a inanıp cesedi çöpte bulunmuş bir üniversite öğrencisi için “Kim bilir o da ne yaptı da bunu hak etti” cümlesini utanmadan kurabildiği, kırılgan gururlu katilin “Ben ona âşıktım” diye kendini haklı bulduğu, neredeyse bütün sistemin katili salıvermek üzerine kurulu olduğu bir dünya var “Yargı”da. Bu sistemin içinde kardeşinin katilini bulmak için çırpınan azimli bir avukat ve ona destek olmak için canla başla çalışan dürüst bir savcı olmasa neler olabileceğini de her bölümde bütün çarpıcılığıyla görüyoruz.

Kadın cinayetlerinin hayatımızın sıradan bir parçasına dönüştüğü bu dönemde çok önemli bir iş yapıyor “Yargı”. Kurbanken suçlu çıkan, “Ne yapalım, su yolunda kırılmış, o da orada olmasaymış o saatte” diye ölümüne göz yumulan kadınların sesi, nefesi oluyor.

DİĞER YENİ YAZILAR