Asu Maro

Asu Maro

amaro@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Şu hava sıcaklıklarının 20 dereceyi bulduğu ocak günlerinde, içimizi dışımızı ısıtan güneşe endişeyle bakarken galiba nihayet hep beraber idrak ettik ki ortada bir sorun var. ‘Mevsim normalleri’ diye bir şey kalmadı, bu ‘yeni normal’in de alışılır yanı yok. Geçen yıl bu zamanlar çektirdiğimiz kar fotoğraflarını, videolarını geçen yüzyılmış gibi paylaşıyoruz. Haber başlıkları görüyorum; Uludağ’da kar ‘sürprizi’, Taksim’de yağmur ‘sürprizi’. Kayak merkezinde kış ortasında kar, İstanbul için en sıradan doğa olayı olan yağmur bir anda ‘sürpriz’ olmuş. Bunun baharı var, yazı var, kavuran sıcakları, kuraklığı var…

Haberin Devamı

Tek kullanımlık hayat

Neyse, amacım zaten daralan içimize daha fazla sıkıntı vermek değil. Aksine, bana izlerken ve sonrasında çok iyi gelen bir oyundan söz etmek istiyorum. Yola çıkış noktası iklim krizi. Bu yıl bu hayati konuyu tema olarak belirleyen Sabancı Müzesi Müzede Sahne Festivali kapsamında üretilen üç oyundan biri: “Tek Kullanımlık Hikâye”. Şu anda Kumbaracı50’de oynuyor ve biletleri çok önceden tükeniyor. Yeri gelmişken, selamda uzun süredir bir oyunda rastladığım en uzun alkışla karşılaştığımı da söyleyeyim ve oyuna gelelim.

“İklim krizi, küçük bir araştırmayla bile, boyutlarını ve bireysel olarak yapılacakları kavrayabileceğiniz bilimsel bir veri. Bir yandan da ne yapacağımızı bilemediğimiz devcileyin bir mesele… Tıpkı ölüm gibi, tıpkı geride kalan çocukluk gibi, tıpkı içinde yaşadığınız şehir gibi” diyen Volkan Çıkıntoğlu’nun yazdığı oyunda, her birinin kendi kayıpları, acıları ve özlemleri olan üç mahalle arkadaşı; kerametleri isimlerinde saklı Melih, Cevdet ve Orhan, gezegenin derdini de dert edinmeleriyle gelişen hikâyelerini bizimle paylaşıyorlar. “Belki herkesin bir umudu olur diye”. İstanbul’un çarpık sokaklarından birinde, bir apartmanın şehrin güzelliğini de çirkinliğini de gören sürpriz terasında, mevsim normallerine tur bindiren sıcaklardan ötürü buram buram terleyerek. Duş da alamazlar, o da su israfı. Hikâyelerini anlatırken bir yandan sorular soruları, korkular korkuları izler. Ya dünyanın sahiden sekiz yılı kaldıysa? Ya bu düğün mahalledeki son düğünse?

Haberin Devamı

Oyunu sahneye koyan Gülhan Kadim, oyunda “kişisel kayıplardan gezegenin kaybına varan bir yolculuğu kara komik bir yerden anlattıklarını” söylüyor. Bu kadar bakmaya korkar olduğumuz, hayatımızı tehdit eden bir meselenin yarım yamalak da olsa güldüren bir ucundan tutabilmeleri ve bunu bu kadar ayakları yere basarak yapmaları gerçekten mucize. Oyunun dekoru kolektif şekilde ve oyunun ruhuna uygun olarak az tüketimle, dönüştürülerek tasarlanmış. Birkaç merdiven, üç beş boya tenekesi, bolca hayal gücü. O kadar sıcak bir dili olan, insanı alıp altmış dakika hiç kopmayacağı bir yolculuğa bağlayan bir oyun ki hiçbir şaşaaya, tek fazla katkı maddesine ihtiyacı yok. Zaten birbirleriyle olağanüstü bir uyum içinde hikâyelerini anlatan üç yetenekli oyuncusu var: İsmail Sağır, Meriç Rakalar ve Murat Kapu. Evet, sahnede ilk bakışta üç kişiler ama mahalledeki pek çok farklı karakter de onların bünyesinde vücut bulduğu için kalabalık ve çok tempolu bir oyun bu. Gündelik, yapay dertler nefesimizi kestiğinde, manasız hırslar hayatımızı kuşattığında bize iyi gelecek bir oyun. Hayatımızın da ‘tek kullanımlık’ olduğunu, hor kullanmamamız gerektiğini hatırlatması yeter, bu bir de bunu yaparken bir yandan umut veriyor.

Haberin Devamı

……….

Yazan: Volkan Çıkıntoğlu / Yöneten: Gülhan Kadim / Yönetmen Yardımcısı: Ceyda Akel / Sahne Tasarımı: Kolektif / Sahne Tasarım Uygulama: Efe Arslan, Zekeriya Ece / Kostüm Tasarımı: Riyana Tufanova / Kostüm Asistanı: Efe Arslan / Işık Tasarımı: İsmail Sağır / Oynayanlar: İsmail Sağır, Meriç Rakalar, Murat Kapu