Zarif ve kırılgan kadınlar

Öncelikle şunu söylemeliyim; Atilla Dorsay gibi bir yazarın, sinema alanına paha biçilmez katkıları olmuş bir ismin sosyal medyada bir ömürlük emeği hiçe sayılarak acımasızca ve saygısızca hırpalanmasının çok yersiz olduğunu düşünüyorum. Şimdi her filmin ve o film hakkındaki bütün bilgilerin el altında olduğu bir devirde “Eleştirilerine katılmıyorum, o iyi diyorsa o filme gitmiyorum,” diye konuşmak kolay da ortada ne internet ne Netflix ne torrent varken kaç kuşak dünya sinemasının klasiklerini ondan öğrendi, onun televizyon programları sayesinde izledi. Boyumuz kadar yayımlamış kitabı var sinemayla ilgili. Sırf Milliyet Sanat’ta her ay yazdığı sinema tarihinin gizli kalmış hazineleri ve onlarla ilgili verdiği bilgiler yeter bence konuşmadan - ya da klavyeye davranmadan  iki kere düşünmemiz için.

Gelgelelim, sağ olsun öyle bir iki cümle kullanmış ki Greta Gerwig’in “Küçük Kadınlar” filmi için, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği 101” dersi gibi. Üstelik tanıdığım kadarıyla kadınları küçümseyecek ya da ayrımcılık yapacak bir insan değil kendisi. Mesele zaten kelimelerimize adeta kendiliğinden ve “iyi niyetle” sızan ayrımcı tonda. Şöyle başlıyor yazı; “Küçük kadınlar.. Küçük, hatta küçücük olsalar da, erkek hayatlarımıza bir anlam veren; onları dolduran, besleyen ve zenginleştiren o zarif, kırılgan yaratıklar…”

Hani acaba neresinden başlamalı? Yıllardır neye itiraz etmişsek tamamı bu iki cümlede. Kadınlar hayatı güzelleştiriyor, hem de “erkek hayatlarını”. Anlam katıyor, dolduruyor. Evet, bunlar nereden baktığına bağlı olarak birer iltifat. Ama övgü dozunu ne kadar büyütürsen büyüt, ne kadar hoş kelimeler kullanırsan kullan, en nihayetinde hayat erkeğe ait bir alan, kadının yeri de onun kenar süsü olmak. Çok anlamlı bir süs, efendim olmazsa olmaz, eksik kalırız, besinsiz kalırız, yuvasız kalırız, onsuz olamayız, ne dersen de, özne sensin erkek olarak.

Yetmiyor, bir de kırılgan bu süs. Bir erkeğin korumasına ihtiyacı var. Bu da nasıl yanlış bir inanıştır, ben hayatımda kadınlar kadar güçlü çok az erkek tanıdım. Ne mutlu ki yakın ve uzak çevremde kimseye ihtiyaç duymadan yaşayan, hayat bu, aldığı darbelere aslan gibi göğüs geren, kendine de - hatta başkalarında da - yeten bir sürü kadın var. Kimsenin hayatının süsü falan değiller, kendi başlarına birer gökkuşağı gibiler.

Maalesef yazıdaki sorun bununla bitmiyor, yönetmen Greta Gerwig de “Yaratıcı yönetmen Noah Baumbach’ın eşi, onun unutulmaz filmi Frances Ha’nın oyuncusu, çok sevilmiş Lady Bird’ün yazar - yönetmeni” diye tanımlanıyor. Ama çok rica ediyorum, altı dalda Oscar adaylığı olan bir film yazıyor - çekiyorsunuz ve bir erkeğin yaratıcılığı üzerinden değerlendiriliyorsunuz, böyle haksızlık olur mu? Hangi erkek yönetmenden söz ederken cümleye karısıyla başlıyoruz?

Tekrar başa dönersem, Atilla Dorsay’ın mesleki birikimine saygım, sağduyusuna inancım sonsuz, eminim kendisi de bu ifadelerdeki haksızlığı fark etmiştir. Bu yazı da bize bir kez daha toplumsal cinsiyet eşitliği nedir ne değildir üzerine beyin jimnastiği yapma fırsatı vermiş olsun. Olacak inanıyorum, bir gün kadınları çiçeğe, kelebeğe benzetmeden de övmeyi başaracağız.