Hangisi özgürlük!

Onlarca insanın ölümüne sebep olan ırkçı, faşizan bir zihniyetin meşru hale getirilmesinin düşünce özgürlüğüyle açıklanması mümkün değildir.

Brenton Tarrant. Önce internet üzerinden bir “bildiri” yayımladı. Irkçı ve nefret ağırlıklı bir bildiri… Ardından Yeni Zelanda’da iki camiye düzenlediği saldırıda 50 kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Hükümetin 74 sayfalık bu bildiriyi bulunduran ve paylaşanların hapisle cezalandırılacağı yönündeki kararı, Yeni Zelanda’da “özgürlük” tartışmalarına neden oldu.

Medya söz konusu haberi yorumsuz olarak verdi. Oysa terör haberleri yoruma muhtaç haberlerdir. İfade özgürlüğü dediğimiz şeyin de sınırlarının olduğunu; cebir, şiddet, tehdit içeren unsurların veya suçun oluşması için olayı öven ya da teşvik eden yöntemlerin meşru gösterilemeyeceğini okurlarına hatırlatması gerekirdi.

Çünkü biliyoruz ki; ifade özgürlüğünün sağlanması, genişletilmesi, korunması ve sınırlandırılması demokrasinin gereğidir. Ancak burada sorun; medyanın şiddeti meşru gösterip göstermemesinden çok, yazının, şiddet içerip içermediği sorusuna yanıt verip verememesinde. Oysa medya olası şiddet eylemlerinin önüne geçmek adına bu soruna yanıt bulmak zorunda.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu yönde kararları var. Basın özgürlüğünü şiddete teşvik, ırkçı söylem, hakaret gibi istisnalar dışında kabul ediyor. Özgürlük anlayışı “Demokratik rejimlerde çoğulculuk ilkesine uygun, nesnel ölçü ve nedenlere dayanarak sınırlanabilir” diyor. Yani ifade özgürlüğünün sadece kendi içinde önem taşımadığı, başka hakların da korunması açısından merkezi bir rol oynadığı görüşünde. Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi ifadeler üzerinden özgürlüklerin bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabileceğini de söyler. Dolayısıyla özgürlüklerin kullanımının sınırlandırılması “demokratik toplum düzeninin gereklerine” aykırı olmamalıdır. Onlarca insanın ölümüne sebep olan ırkçı, faşizan bir zihniyetin meşru hale getirilmesinin düşünce özgürlüğüyle açıklanması mümkün değildir.

Kamuoyuna hatırlatmak gerekirdi

Ayrıca olay sonrası görüntülerin medyada yer alması da “medya etiği” açısından değerlendirilmeliydi. Görüntüleri paylaşırken eylemin bir parçası haline gelmemek, terör eylemine istem dışı da olsa katkı sağlamamak, uluslararası hukukun, özgürlüklerin kullanılmasını tanımlarken hatırlattığı görev ve sorumluluklardan… Kısacası neyin özgürlük olup olmadığını doğru yorumlamak bunu da özellikle kamuoyuna hatırlatmak gerekirdi. Ayrıca hastalıklı bir zihniyetin eylemden önce kaleme aldığı yazıyı manifesto olarak nitelendirmek ve kamuoyuna bunu bu şekilde sunmak da medya özgürlüğü açısından sorunlu bir alana işaret etmekte. Manifesto dediğimiz şey; toplumsal bir hareketin siyasal inanç ve amaçlarının açık ifadesidir. Bir terör eyleminin gerekçelerini yazıya dökmesini, toplumsal bir eylemin gerekçeleriymiş gibi gösterebilir miyiz? O halde bu neyin manifestosu? Ya da bir başka deyişle; eyleme dönüşmüş bir nefret söylemini ifade özgürlüğü olarak tartışmaya açmak cehaletin bir göstergesi değilse nedir?