Kilitli bir odada kiminleydin?..

5 Nisan 2020

Yeni müdavim mekânımız Lucca ya da Gizli Kalsın değil, Houseparty. Yatağınızdan pijamalarınızla katılabildiğiniz partilerde kendinizi hiç tanımadıklarınızla da aynı odada bulabiliyorsunuz. Sevdikleriniz ise kimlerle sosyalleştiğinizin peşinde

Yeni hayatımızın en büyük eğlencesi hiç şüphesiz Houseparty. Evet, Zoom’da toplantı, Facetime’da spor yapıyor, Skype’ta Whatsapp’ta görüntülü konuşuyoruz. Ama hiçbiri Houseparty’nin yerini tutmuyor; Houseparty İstanbul’un ve daha birçok metropolün yeni Lucca’sı haline geldi.

Houseparty’ye belli bir saatten sonra katıldığımızda bir Gizli Kalsın gecesi gibi uykusuz kalacağımızı biliyoruz. Üstelik uykusuz  kalırken kendimizi birdenbire hiç tanışmadığımız, tanıdık simalarla da aynı partide bulabiliyoruz. “E, her parti böyle değil mi?” derseniz hayır yanılıyorsunuz derim. Çünkü her partiye yatağınızdan pijamalarınızla katılmıyorsunuz. Sadece saçınız makyajınız değil en doğal halinizle, evinizde sevdiklerinizle konuşurken grupta tanımadığınız birileri olsa bile bu ruh haliyle dökülüyor, en büyük endişelerinizi en içten halinizle anlatabiliyorsunuz.

Houseparty sadece eğlence değil, samimiyeti de getiriyor beraberinde. Zaten telefonu elinizde tutarken birdenbire biri karşınıza çıkabiliyor ekranınızda; üstelik telefon çalması da, “Merhaba, müsait misin?” falan da yok.

Yeni nezaket kuralları

Hiç ummadığınız isimlerden arkadaşlık teklifi de alıyorsunuz, normalde telefonda konuşmadığınız sadece karşılaştığınızda selamlaştığınız kişilerin bile oturma odasında, yatak odasında bulabiliyorsunuz kendinizi. Tabii bunun için ortak arkadaşlarınız olması gerekiyor, bir de parti odasının kilitlenmemiş olması gerekiyor.

Aslında yeni nezaket kurallarını da getiriyor beraberinde bu partiler. Yakın bir arkadaşınızın tanımadığınız arkadaşlarıyla sohbetine çatkapı girebilir misiniz, yoksa davet mi beklemelisiniz? Doğrusu herkesin tek sosyalleşme alanı bu olduğu için kimse nezaket kurallarına dikkat etmiyor.

O yüzden özel bir şey konuşacaksanız, kapınızı mutlaka kilitlemeniz gerekiyor, hem sürekli “ya biri gelirse” korkusu yaşamamak için hem de dedikodu yaparken yakalanmamak için. Tabii kilit de çözüm değil, meraklı arkadaşlarınız hemen sonrasında “Kilitli bir odadaydın, kiminleydin?” diye sorguya çekmeye başlıyor. İşte o aşamada, ne diyeceğinizi şaşırıyorsunuz. Herkese her şeyi anlatmalı mıyız, artık hayat böyle mi, kendi kamuoyumuzdan habersiz başka bir arkadaşımızla görüşemeyecek miyiz?

Yazının devamı...

KS HAYAT ÖNCEKİ YAZLARA BENZEYECEK Mİ?

4 Nisan 2020

Çoğumuz çok zor da kabul etsek, sonunda durumun ciddiyetini anlayabildik. Martı evde geçirdiğimiz gibi nisan ayını da evlerimizde geçirmemiz gerektiğinin artık farkındayız. Hatta Mayısta da aynı şekilde devam etmemiz gerektiğini tahmin ediyoruz. Elbette, bu durumdan en çok etkilenenlerin başında turizm, yeme-içme ve eğlence sektörü geliyor. Önceki akşam YouTube’da Cüneyt Özdemir’in Şeyma Subaşı’yla konuşmasını izlerken, durumun ciddiyetini geç fark ettiğini kabul eden Subaşı, günlerdir evde olduğunu ama temmuzda İbiza’da bol partili hayatına devam edeceğini anlattı.

Özdemir defalarca hayatın bu kadar kısa sürede eskisi gibi olmayacağını tekrarlarken, Şeyma ısrarlıydı, uçaklar kalktığı sürece, kulüpler açıldığı sürece gençler eğlenmeye devam edecek. Evet, sokağa çıkmaya başladığımızda yapılacak harcamalar ve tatillerle hayattan rövanş almak isteyenlerin olacağına inananlar var.

Ama ne kadar büyük bir servete sahip olursanız olun yine de evlerinize kapanmak zorunda kaldığınız ve sahip olduklarınızdan ve işinizden bile çok sağlığınızı düşündüğünüz, sevdikleriniz hastanedeyken doktor bile olsanız yanlarına bile gidemediğiniz böyle bir dönemden hiç ders almadan çıkmak mümkün mü? Bunun için ancak çok bilgisiz ve yüzeysel olmanız gerekir. Elbette, restoranların, otellerin, havayollarının yaşaması çok önemli ve elbette müdavim ya da müşteri olarak elimizden gelen desteği vereceğiz. Ama bu demek değil ki, korona sonrası (KS) hayat hiçbir şey olmamış gibi olsun. İşte o ancak İbiza’da olur.

Evden Alaçatı Ot Festivali

Nisan ayının ilk haftasında İstanbul’da kiminle konuşsanız Alaçatı’ya gidiyordu son yıllarda... Alaçatı Ot Festivali ile yaz sezonunu erken açmak için. Eskiden İzmirliler’in sayfiyesiydi Alaçatı. Bir de rüzgarı sayesinde sörfçüler biliyordu değerini. Malum, Babylon Alaçatı’nın açılışıyla İstanbullular da Çeşme’yi keşfetti. İstanbul’un tanınmış işletmecileri de Çeşme’de mekan açtı, iş dünyasından birçok isim
Alaçatı’ya otel yatırımı yaptı. Hatta Alaçatı’da bir ara kalabalık nedeniyle sokakta yürümek bile imkansız hale geldi. Sonra o abartılı coşku geçti, eğlence, Hacı Memiş ve Kemalpaşa’ya kaydıkça daha iyi oldu. Bu yıl ise pandemi nedeniyle iptal edilen Alaçatı Ot Festivali evden hazırlanacak video’larla yapılacak.

Alaçatı Turizm Derneği’nden yapılan açıklamaya göre, 10-12 Nisan’da mutfağa girecek Alaçatılı şefler, kendi tarifleriyle yemek pişirecek ve birer dakikalık video’lar hazırlayıp, derneğin sosyal medya hesaplarında paylaşacak.

 

Yazının devamı...

Haftanın öne çıkanları

29 Mart 2020

Korona günlerinde hepimiz evimizdeyiz. Yeni hayatımıza alışırken bu hafta sosyal hayatta bizi en çok etkileyenleri sıralayalım

İyileşenler sevindirdi: En endişeli olduğumuz günlerde Covid 19 tedavisine olumlu cevap verip iyileşenler olduğu haberini aldık. Böyle bir ihtimal olduğunu bilmek biraz da olsa rahatlattı. Bu hafta hepimizi daha çok sevindirecek başka bir şey olamazdı.

Moda ve tasarım markalarından koronaya özel üretim: Büyük şirketler, büyük markalar elbette maddi bağışlar yapıyor koronavirüs tedavi çalışmaları için. Ama bir de kendi alanlarının dışına çıkıp atölyelerini şu anda bu salgına karşı mücadeleye destek için açık tutanlar var. Gucci, Balenciaga, Saint Laurent gibi markalar İtalya’da ve Fransa’daki atölyelerinde maske üretimine başladı. LVMH grubu Dior parfüm atölyelerinde el dezenfektanı üretmeye başladı. Tasarımıyla öne çıkan elektronik ürünler markası Dyson, solunum cihazı üreteceğini ve ilk beş bin adedini başta İngiltere olmak üzere ihtiyacı olan ülkelere bağışlayacağını açıkladı. The New York Yankees beyzbol takımının forma kumaşlarından hastane önlükleri ve maskeleri üretildi.

House Party ile samimiyet kazandık: Şimdiye kadar hep sosyal ortamlarda havadan sudan konuştuğumuz kişilerle bile kendimizi House Party adlı uygulamada evimizde pijamalarımızla otururken karşı karşıya bulabiliyoruz. Daha önceki samimiyetsiz havadan sudan konuşmaların yerine şimdi herkes en samimi haliyle tüm endişelerini paylaşıyor. Ne de olsa bu kez biliyoruz; hepimiz aynı durumdayız.

Ünlülerin ilaç tavsiyelerine dur dendi: Başta magazin ünlüleri olmak üzere birçok isim daha piyasaya çıkmamış, onaylanmamış bir takviyeyi koronavirüse karşı etkili diye paylaştı, daha sonra bir de ilaç ve daha da ileri gidip reçete paylaşanlar oldu. Bu salgını bile para kazanmak ve/veya kamuoyu oluşturmak için kullananlar oldu. Ama kamuoyu bu ünlülerden çok daha bilinçli çıktı ve sonuçta bu paylaşımlara kimse prim vermedi, tam aksine bu ünlülere uzman olmadıkları alanlarda paylaşım yapmamaları konusunda büyük tepki gösterildi.

Sağlıklı yaşam öne çıktı: Herkes evde hareketsiz kalıp kendini yemeğe vereceğini ve bu yüzden hızla kilo alacağını düşünürken tam tersi oldu. Evde düzenli, sağlıklı ve gereği kadar yemek yiyerek farkında olmadan zayıflayanlar var. Spor konusunda ise kendimizi aştık. Her gün belli saatlerde Instagram’dan takip ettiğimiz spor hocaları var. Gwyneth Paltrow’un kişisel eğitmeni ve ortağı Tracy Anderson’dan Victoria Beckham’ın kişisel eğitmeni Louisa Drake’e kadar uluslararası isimler de hem ücretli hem ücretsiz online dersler veriyor. Bizde ise en çok Adil Ayvaz ve Baha Cemali’nin yayınları takip ediliyor.

Eve serviste son nokta: Malum, bütün restoranlar kapanmak zorunda kaldı. Bu durumda tüm yeme-içme sektörü için eve servis tek seçenek. Dünyada degüstasyon menüleriyle öne çıkan, burunlarından kıl aldırmayan Michelin yıldızlı restoranlar bile eve servise başladı.

Sosyal medya ‘challenge’ları:

Yazının devamı...

TIME DERGİSİ NEDEN BİR ŞEFİ KAPAK YAPAR?

28 Mart 2020

Korona günlerinde Time dergisinin son sayısının kapağında bir bilim insanı değil; Michelin yıldızlı bir şef var. Adı Jose Andres, İspanyol
asıllı Amerikalı... New York’tan Kaliforniya’ya kadar, ABD’de tam 30 restoranı var.

2010’da World Central Kitchen adlı bir oluşum başlatıyor. Deprem, sel ve kasırga gibi doğal afetlerde ihtiyaç sahiplerine taze ve sıcak yemek sağlayabilmek için...

2017’de Maria kasırgası sırasında Puerto Rico’da 4 milyon tabak yemek dağıtıyor. Şimdiye kadar tam 13 ülkede, 45 bin gönüllüyle birlikte 15 milyon kişiye yemek sağlıyor. Hatta bu nedenle 2019 yılında ‘Nobel Barış Ödülü’ne bile aday oluyor.

Şimdi ise Time’ın kapağında olmasının nedeni bu pandemi sırasında yine her yere koşması... Oakland’da demirleyen Grand Princess yolcu gemisinin karantinadaki yolcularına ve mürettebatına yemek pişiriyor. Bununla da yetinmiyor, mekanlar kapatılınca restoranlarını ihtiyaç sahiplerine hizmete açıyor, yeme-içme sektöründe işsiz kalanların kayıplarını engellemek için de çalışıyor. 50 yaşındaki iki Michelin yıldızlı şefin hedefi, duvarları indirip yemek masalarını daha da uzatmak... “Ünlü şefleri, dernekleri, vakıfları, tedarikçileri ve sponsorları nasıl organize ettiğini görünce, aş evi kültürünün doğduğu topraklarda, tam da bu dönemde neleri başaramadığımız aklıma geliyor ve içim burkuluyor” diyor sevdiğimiz şef Didem Şenol...

Haksız mı?

Yeni ikili: Nusret ve Dr. Mehmet Öz

Yazının devamı...