‘RIP’

Sadece bir moda tasarımcısı değildi Virgil Abloh.

Evet, Off-white’ın kurucusu, Louis Vuitton erkek koleksiyonlarının da kreatif direktörüydü.

Ama 41 yıllık hayatına başka çok sıfat da sığdırmıştı.

Sanatçı, mimar, endüstriyel tasarımcı, DJ kimlikleriyle de...

Son 10 yılın popüler kültürüne yön veren sayılı isimden biriydi, sokak stilini lüks modaevlerine de prestijli sanat galerilerine de sokmayı başardı.

Üstelik Şikago’da büyüyen Ganalı göçmen bir ailenin oğlu olarak önce inşaat mühendisi olmuş, üstüne de mimarlık yükseköğrenimi almıştı.

Mimarlık okurken Rem Koolhaas’ın bir binasından etkilenerek modayla da ilgilenmeye başladı.

Moda gibi kaprislerin bol olduğu bir endüstride her zaman iyiliği ve kibarlığıyla öne çıktı.

Hatta belki de ilk defa iyi ve kibar olmanın moda olmasına neden oldu. “Tüm tasarımlarımı 17 yaşımdaki versiyonumu düşünerek yapıyorum” diyordu ve kariyerinde yükseldikçe hiçbir zaman şımarmamak gerektiğinin altını çiziyordu. Bunu yaparken de bir yandan vakıf kuruyor, genç Afrikalılara destek oluyordu.
Onu en son 2018’in sonlarında Londra’nın çağdaş sanat müzesi Tate Modern’de görmüştüm.

Nike, sanatseverlere İsviçre pasaportu yapmasıyla ünlü Amerikalı sanatçı Tom Sachs’i çok sevdiğim Ed Ruscha’yla bir araya getirmiş ve “Paradox Bullets” adlı bir kısa filme imza atmalarını sağlamıştı.

‘RIP’

Film gösteriminden sonraki after-party’de ise Virgil Abloh, DJ’lik yapıyordu. Setini bitirir bitirmez soluğu havaalanında alacak ve İbiza’da bir sezon kapanış partisinde daha çalacak ve ertesi sabah da ABD’ye uçacaktı.

Günümüzün kreatifleri böyle işte, hayatları uçaklarda geçiyor, Louis Vuitton gibi büyük bir kurumda çalışsalar bile zamana ayak uydurabilmek için daima kendilerini yeniliyor ve farklı iş birlikleriyle daima gündemde kalıyorlar diye düşünmüştüm o zaman.

Tüm bu yoğun tempoya rağmen, yanına giden herkesle tek tek konuşmuş ve ilgilenmişti.

Pandemi sırasında da iş birlikleriyle gündemdeydi. İngiliz çağdaş sanatçı Damien Hirst’ün kendi giydiği giysileri Canary Yellow adlı platformunda satışa çıkardı. İlaç kapsülleri, kurukafalar ve kelebekler gibi, Damien Hirst imzasını taşıyan figürlerle süslenen kıyafetlerde boya izleri de dikkat çekiyordu.

Ayrıca Los Angeles’ta yaşayan moda tasarımcısı Tetsuzo Okubo’ya da bu giysilere küçük dokunuşlarla sloganlar ve gülen yüz emojileri ekletti.
“Londra ve Los Angeles hattında farklı dokunuşlarla son haline gelen giysiler, sosyal mesafenin yaratıcılığı ve iş birliklerini öldürmediğini de gösteriyor” diyordu Virgil Abloh.

En son ise daha üç hafta önce Katar-ABD yılı etkinlikleri kapsamında açılan Virgil Abloh “Figures of Speech” sergisinin açılışındaydı.
Hastalığı o zaman kamuoyunda bilinmiyordu.
Eski itfaiye merkezi korunarak kültür-sanat alanına dönüştürülen Doha Fire Station’da 31 Mart’a kadar devam edecek olan sergiyi Onur Baştürk ile birlikte gezmiştik.

Vıirgil Abloh, bundan iki yıl önce, belki de tam da teşhisinin konulduğu günlerde verdiği bir röportajda “Sokak stili elbette ölecek, bir insanın kaç spor ayakkabısı, kaç kapüşonlu sweatshirt’ü olabilir ki?” demişti.

Aslında, röportajın satır aralarında da “Bir gün hepimiz öleceğiz, birbirimize iyi davranalım” diyordu. “Hayat çok kısa, neler yapabileceğinizi kendiniz bilirken başkalarının neler yapabileceğinizi düşündüğünü düşünerek bir gün bile kaybetmemelisiniz” diye ekliyordu. Virgil Abloh, her zaman iyiliği ve yaratıcılığıyla hatırlanacak.

Bugün ise Louis Vuitton için hazırladığı “Virgil buradaydı” başlıklı son koleksiyon, önceden planlandığı gibi Art Basel Miami ile eş zamanlı olarak Miami’de sergilenecek.