14 Mart Tıp Bayramı

14 Mart 2021

Tüm insanlığın ve ülkemizin maruz kaldığı pandemi eşliğinde geçen son bir yılda çok derin yaralar aldık. İnsanı insan yapan birçok hasletimizden uzak kaldık. Bu illet tamamen ortadan kalksa dahi kolay kolay unutulmayacak bir yıl hafızalarımızda kalıcı olarak yerini aldı.

Bu dönemin yükünü büyük oranda sağlık çalışanlarımız çektiler. Ailelerinden, çocuklarından ve sevdiklerinden uzak kaldılar. Çok zor şartlar altında görevlerini ifa ettiler. Binlerce sağlık çalışanı işlerini yaparken Kovid-19’a yakalandı. 385 sağlık çalışanı Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.

Ağır bir pandeminin gölgesinde 14 Mart Tıp Bayramını geçiriyoruz. Tüm sağlık alanında çalışanlara şükranlarımızı sunuyoruz.  Mesleğinize olan aşkınız kesinlikle salt “işlerini yapıyorlar” yaklaşımıyla açıklanamaz. Bu cansiperane mücadele ancak vatan sevdasıyla yüreği çarpan insanların yüksek ruhuyla vücut bulabilirdi. Sizlerin özverisi ve fedakarlığı sayesinde bizler geleceğe umutla bakabiliyoruz. İyi ki varsınız.

Salgın başladığında bunun bir savaş olduğunu söylemiştim. Evet bu bir savaş ve maalesef sonu gelecek bir savaş değil. Kovid-19 bitebilir sonra başka bir virüs gelebilir. Hazırlıksız yakalandığımız bu savaşın sonunda daha ölümcül bir virüsün ortaya çıkabileceği ihtimalini aklımızdan çıkarmamalıyız. Sağlık ordumuzu güçlendirmek zorundayız. Sağlık çalışanlarının özlük haklarını iyileştirmeliyiz. Aylardır seslerini duyurmaya çalışıyorlar, onların isteklerine kulak vermeliyiz. Çalışan sayısını misliyle artırmalıyız. Atama bekleyen sağlık çalışanlarını bir an evvel göreve almalıyız. Aşı ve ilaç çalışmalarını destekleyerek, yatırımlar yaparak geleceğin savaş arenasında konumumuzu güçlendirmeliyiz. Dışa bağımlılığımızı sıfıra indirmeliyiz. Elimizdeki dinamiklerimizle bunların hepsini başarabileceğimize inancım tam. Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut..

Yazının devamı...

Aşı oldum

16 Ocak 2021

2020 yılı hepimiz için hayatımızda unutamayacağımız hatıralar bıraktı. Geri dönüşü olmayan alışkanlıklar kazandık ve çoğu alışkanlıklarımızı da bu dönemde kaybettik. Bizi biz yapan birçok samimi geleneğimiz yerini maskelerin ardından korkulu gözlerle yapılan soğuk bakışlara bıraktı. Kalabalık sofralarda yapılan aile buluşmaları, bir eve doluşup heyecanla izlediğimiz derbi maçları, sabah erkenden zorla kalkıp gittiğimiz okul sıraları, Ankara’nın bağları tadında başlayıp sahneye sığmayan halay kuyrukları yapılan düğünler ve hayatımızdayken aslında ne kadar bizi kaynaştırdığını, sosyalleştirdiğini adeta bir terapi etkisi yaptığını fark etmediğimiz nice etkinliğimiz ellerimizin arasından kayıp gitti. Annelerimizi, babalarımızı, yaşlılarımızı ziyaret edemedik. Farklı şehirlerde yaşayan kuzenlerle, arkadaşlarla izinleri organize edip yıllık rutine bağladığımız memleket ziyaretlerini yapamadık. Kaybettiğimiz değerlerimiz saymakla bitmez.

Bunun yanında değişik kazanımlarımızda olmadı değil; annem sıkı bir sosyal medya kullanıcısı oldu, yıllardır fırsat bulamadığımız kitapları okuduk, filmleri dizileri bitirdik, kendi ekmeğimizi yapmayı öğrendik, uzaktan çalışmayı öğrendik, koronadan korunurken grip olmayı unuttuk.

Sahip olduğumuz maddi ve manevi dünyamızın değerini bilmemiz gerektiğini kendi başına çoğalma yeteneği bile olmayan, gözle görülmeyen bir virüs çok acı tecrübelerle bize anlattı. Değerlerimizle birlikte sevdiklerimizi kaybettik. Yaşamlar bir bir elimizden kayıp gitti, cenazelerine bile gidemedik.

Bu yeni dünya düzenini hiçbirimiz sevmedik…

Derken bir umut ışığı belirdi ufukta. Aşılar bulunmaya başladı. Sağlık Bakanlığımız temin ettiği aşıları hemen organize olarak Aile Sağlığı Merkezlerine ve Hastanelere dağıtarak yüksek risk grubunda bulunan sağlık çalışanlarına uygulamaya başladı. İnanılmaz bir performansla 1’inci günde 260 bin sağlık çalışanı aşılandı. Bende ilk gün randevu alarak aşımı oldum. 24 saat sonrasında Hafif bir kas ağrısı dışında herhangi bir yan etkisiyle karşılaşmadığımı söyleyebilirim. İlk başlarda aşı yerine dokununca biraz ağrıyordu, ertesi gün hiçbir şey kalmadı. Umarım yeterli antikor düzeyine ulaşır, uzun süre korunuruz. Aşılar konusunda söylentilere kulak asmadan sıranız geldiğinde aşınızı yaptırmanızı öneririm. Toplumsal bağışıklığımızı bir an evvel kazanıp hayatlarımıza kaldığımız yerden devam edebilmemiz için hepimizin sorumlu davranması şart.

Herkesin antikoru bol olsun..

Yazının devamı...

Toplumsal Bağışıklık

4 Ekim 2020

Covid-19 ülkemizde yayılmaya devam ediyor. Tünelin sonunu görebilmemiz için toplumsal bağışıklık olgusunun neresinde olduğumuzu görmemiz gerekiyor.

Nedir toplumsal bağışıklık?

Bu virüsle ülkemizde karşılaşmış ve ona karşı bağışıklık geliştirmiş kişi sayısının nüfusumuza oranıdır.

Elimizdeki verilere göre virüsle tanışmış olan kişilerin ortalama 14 gün sonra aşılanmış gibi bağışıklandığını düşünüyoruz.

Kullanılabilir aşının hala bulunup üretilip son kullanıcıya ulaştırılmasının uzak göründüğü bu günlerde sağlık profesyonellerinin gözü kulağı bu orandadır.

Bu oranı doğru tanımlayabilmek için açıklanan verilerin güvenilirliği çok önemlidir. Bizim için ister asemptomatik olsun ister semptomatik olsun önemli olan virüsü taşımış olmasıdır.

Sağlık Bakanımız yaptığı son açıklamada semptom taşıyan kişilerin hasta kabul edildiğini, açıklanan sayılarında bu kişiler olduğunu, semptom taşımayan kişilerin ise hasta kabul edilmediğini, vaka kabul edildiğini ve açıklanan sayılara dahil edilmediğini bildirdi. Yani kişi pozitif çıksa bile hastalık belirtilerini taşımıyorsa listeye alınmamış, hasta kabul edilmemiş.

29 temmuzdan beri vaka sayısı değil hasta sayısı açıklanmaya başlanmış. Bu durumda biz toplumsal bağışıklığın neresinde olduğumuzu vaka sayıları açıklanana kadar bilemeyeceğiz.

Yazının devamı...

Kovid-19’da virüs yükünün hastalığa etkisi

12 Eylül 2020

Journal of General Medicine dergisinde yayımlanan bir derlemeye göre, “Kovid-19’dan tam korumasa bile, maske sayesinde öldürücü virüs dozundan daha az alındığı düşünülüyor.”

Şimdiye kadar virüsle ilgili pek sık bahsedilmeyen bir konu var ki o da “VİRAL YÜK”. Enfeksiyon bulaşan kişinin maruz kaldığı virüs miktarının hastalığın seyrini belirlediği düşünülüyor. Yani vücuda 10 tane koronavirüs girmesi ile 10.000 tane koronavirüs girmesi arasında ciddi tepkime farkı var.

Az sayıda virüs vücudumuzda çoğalıp zarar verici hale gelene kadar bağışıklık sistemimiz durumu fark ediyor ve virüsle tanışıp, virüse karşı hızla asker yetiştirerek, fırsat vermeden virüse müdahale ediyor. Çoğu zaman kişi virüsün bulaştığını bile anlamadan atlatıyor ve aşılanmış gibi bağışıklanıyor. Biz bu kişileri ASEMPTOMATİK (yani belirti vermeden hastalığı geçiren kişiler) olarak tanımlıyoruz.

Çok sayıda virüse maruz kalan yani viral yükü fazla olan kişilerde ise hastalık daha ağır seyrediyor; vücudun kendi savunma mekanizması henüz virüsle tanışıp asker yetiştirmeye fırsatı kalmadan virüsün birçok odakta yerleşerek çoğalmaya başlamasıyla  semptomlar (belirtiler) görülmeye başlıyor. Bu kişileri SEMPTOMATİK hastalar olarak tanımlıyoruz. Sıklıkla hastanede yatırılan, yoğun bakım ihtiyacı olan, ölüm riski olan hastalar oluyorlar.

Çalışmaya göre, maskenin yaygın kullanımından önce %15’lerde olan asemptomatik hasta oranı, maske kullanımından sonraki yeni çalışmalarda %40-45’lere çıkmış. Kapalı ortamlarda konuyla ilgili yapılan çalışmalardan örnek verilmiş. Maske takılmadığı dönem Cruise gemisi Diamond Princess’ta asemptomatik Kovid-19 hasta oranı %20 iken, daha yakın tarihli bir başka gemide benzer bir salgın tespit edilmiş, herkesin maske taktığı bu gemide yolcuların yarısından fazlası Kovid-19 pozitif olmasına rağmen vakaların %81’i asemptomatik çıkmış.

Yine ABD Oregon’da maskelerin takılı olduğu deniz ürünleriyle ilgili işyerinde Kovid-19 enfekte olan 124 işçinin %95’inde semptom çıkmamış.

Maske takan kişilerin maruz kaldığı virüs miktarı çok daha az olduğu için Kovid-19 enfeksiyonunu semptomsuz geçirme şansı daha yüksek.

Bu çalışma Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan son genelgede birçok alanda maske takma zorunluluğu getirilmesinin ne kadar yerinde bir karar olduğunu teyit etmiş oluyor.

Yazının devamı...

Sağlık çalışanlarının motivasyonu -2-

29 Ağustos 2020

Dr. Turgut Erkutlu, Dr. Ahmet Aydın Şener, Dr. Abdurrahman Demir, Dr. Refik Çaylan, Dr. Engin Ünaldı . Bir hafta içinde Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybeden doktorlarımızın isimleri. Bu pandemide sağlık çalışanlarının başına gelmeyen kalmadı. Herkes çok karmaşık duygular yaşadı. Her akşam sağlık çalışanları için vatandaşın pencerelere balkonlara çıkıp coşkuyla dakikalarca alkış tuttuklarına da şahit olduk. Apartman girişlerine “Apartmanımızda ikamet eden sayın sağlık çalışanları, apartmana girip çıkarken giriş kapıları ve merdiven korkuluklarına temas etmemenizi önemle rica ederiz!” yazıları asanları da gördük. Bu yazı aslında ne kadar sahipsiz, ne kadar ötelenmiş ve yalnızlaştırılmış olduklarının en büyük özetiydi. Üzerinde durmadılar, fazla uzatmadılar, anlayışla karşılayıp gene işlerine baktılar. Çünkü vakitleri yoktu, daha büyük dertleri vardı, çocukları vardı, yaşlı anneleri babaları vardı. Hastalıkla mücadele ederken bir yandan da ev hayatlarını yürütmeye çalışıyorlardı. Korku içindey-diler, virüsü kapmaktan, ailelerine bulaştırmaktan.

Hazırlıksız yakalamışlardı, başlarına bir şey gelirse geride kalanlara kim bakacaktı, çocuklarını kime emanet edeceklerdi, geçimlerini nasıl sağlayacaklardı.
Kafalarında bunca düşünce dönüp dolaşırken apartman girişindeki yazıya ne kadar takılmışlardır bilmiyorum. Ama şu bir gerçek ki o zaman apartman girişlerine bunları yazacak kadar hassasiyet gösteren halkımızı düğünler-de halay çekerken görmek çok üzücüydü.

İnsanlar ölüyor, sağlıkçılar ölüyor, hastalık hız kesmiyor, bizler önlemlerimizi kararlılıkla uygulamazsak uzunca bir süre bu virüsten kurtulmamız zor görünüyor.

 Pnömokok (zatürre) aşısı Kovid-19’a karşı korur mu?Akciğerlerin enfeksiyonuna Zatürre (pnömoni) denir.

Yazının devamı...

Sağlık çalışanlarının motivasyonu

22 Ağustos 2020

Sağlık çalışanlarının motivasyonu da kondisyonu da ister istemez düşmeye başladı. Sonu gelmek bilmeyen hastalık ve öte yandan hayatın olağan akışını devam ettirme mecburiyetinin insanlara yaşattığı çelişki tahammül sınırlarını zorluyor. Aile hayatları artık kendi içinde büyük dramlar barındırıyor. Birçoğu yıllardır izin kullanmadan, sürekli maske arkasından, çocuklarından izole, maddi zorluklar içinde, geçici sözleşmeli, emeklilik tazminat hakkı olmadan, tayin hakkı olmadan çalışıyor. Çalışırken Kovid-19’a yakalanan aile hekimleri ve hemşireleri karantina sürecinde yerlerine bakacak başka bir sağlık çalışanı yoksa maaş kesintisine uğruyor. Hastanelerde çalışan hekimler karantinaya girmek durumunda kalırlarsa aynı şekilde hasta göremedikleri için hak ediş ve döner sermaye kayıplarıyla karşı karşıya kalıyorlar.

Şiddeti hak görüyoruz!

Mesleklerini ettikleri vicdani yemin gereği hiç sorgulamadan devamlı aynı motivasyonla yapmaları bekleniyor. Hep bir hastalık olduğunda aklımıza geliyorlar, arıyoruz ve hiç alınganlık göstermeden yardımcı oluyorlar. En zor zamanımızda hep yanımızda olmalarını bekliyoruz, eğer olmazlarsa şiddet uygulamayı bile kendimizde hak görüyoruz. Her şartta profesyonellik gereği ciddi duruş sergilemelerini samimiyetsizlik, duygusuzluk olarak algılıyoruz. İşimiz bitince bir daha kapılarının önünden bile geçmiyoruz.

Gözleriyle uğurluyorlar

Onların da bir anne, baba, evlat olduklarını, duygularını dışarıda bırakarak işe gittiklerini unutmayalım. Emin olun hayati tehlikesi olan bir hastayla ilgilenirken hepsi kendi yakınlarıyla bir tutarak hastayı kurtarmaya çalışıyor, tüm sağlık çalışanları hastalarını anneleri, babaları, evlatları gibi görüyor.

Çoğu zaman belli etmeye vakitleri olmasa da servislerinde yatan, iyileşerek taburcu olan bir çocuğu kendi evlatları, kardeşleri gibi yüreklerinde tarifsiz bir huzurla, mutlulukla arkalarından gözleriyle uğurluyorlar. Bir başka hastanın altını tiksinmeden temizlerken…

Yazının devamı...