Türkiye’nin İlk Kovid-19 Güvenlik Standardı

26 Temmuz 2020

Türkiye’nin ve hatta dünyanın bugünkü manada ilk standardı Kanunname-i İhtisabı Bursa (Bursa Belediye Kanunu) olduğunu öğrendim. Padişah Sultan 2. Bayezit Han tarafından 1502’de yürürlüğe konulmuş.

“Bursa’da olan meslek erbabı ve bilirkişileri toplayıp, her meslekte alınan, satılan ve işlenen çeşitli kumaşların, giyeceklerin ve diğer şeylerin tümüne konulmuş narhların (Narh: zorunlu malların azami satış fiyatlarının tespiti) zaman içerisinde her bir cinsin fiyat değişiminin teker teker yazıldığı ayrıntılı bir defter hazırlayın. Ben tahta çıktıktan sonra narh ne şekilde uygulanmıştır? O zamandan beri aynı şekilde mi uygulanmıştır, yoksa değiştirilmiş midir? Değiştirilmişse sebebi nedir? Şimdiki uygulama nasıldır? Etraflıca incelenerek şüpheli ve bilinmeyen bir tarafı bırakılmasın. Acele olarak detaylı bir şekilde yazıp gönderiniz. Gönderdiğiniz bu defter kanunname olup gerektiği anda ona müracaat edileceğinden kesinlikle narhın eksik bir çeşidi kalmasın...” 

Sözleriyle başlayan Kanunname’de halka satılan tüm ürünlerin olması gereken standart özellikleri ve buna göre olabileceği azami fiyatları belirlenmiş, karşılaşılan güçlükler aşılarak bir nizama bağlanmış.

Türk Standardları Enstitüsü (TSE) de aslında geçmişte başlayan bu uygulamaların geliştirilerek günümüz Türkiye’sine uyarlanmış halidir. En kıymetli kurumlarımızdan birisidir. 

Bugün yaşadığımız koronavirüs salgınına karşı alınan önlemler konusunda ana kuralların dışında çok ciddi bir bilgi kirliliği var. Virüsle tanışıklığımız çok yeni olduğu için bilgilerimizde haliyle çok sınırlı. İşte tam da bu noktada Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Mustafa Varank’ın öncülüğünde TSE Başkanı Prof. Dr. Adem Şahin vakit kaybetmeden çok yerinde bir girişimde bulunarak üretim yapan ve hizmet veren kurumlarda uygulanması gereken COVİD-19 önlemlerini bir standarda bağlamış. TSE COVID-19 Güvenli Üretim / Güvenli Hizmet ve Güvenli Turizm adları altında sektörlere özel yönergeler oluşturarak yapılması gerekenleri adım adım anlatan kılavuzlar hazırlanmış. Gerekli koşulları eksiksiz sağlayan kuruluşlar TSE uzmanları tarafından denetimden geçirilerek sertifikaları verilmeye başlanmış. Güvenli Hizmet/Üretim/Turizm logosunu gördüğümüz yerlerden gönül rahatlığıyla hizmet alabileceğimizi bilmek huzur verici bir gelişme. Ayrıca bu sertifikaya sahip kuruluşlarda çalışmakta kesinlikle bir ayrıcalık olacaktır.

Korona Günlerinde AŞK

1-Tanıştığınız günü bir yere not alın.

2- Açık havada sosyal mesafeyi koruyarak buluşmayı tercih edin.

Yazının devamı...

Korona tatilleri başlasın

19 Temmuz 2020

Yıllardır Antalya bölgesinde otellerin sağlık organizasyonlarını yöneten Turizm Hekimi arkadaşım Dr. Gökhan Metin ‘le görüştüm. Antalya bölgesinde hizmet veren tüm otellerin korona virüse karşı ciddi önlemler aldığını öğrendim. İşi daha en başından sıkı tutmuşlar. Havaalanında termal kameralarla yolcu giriş çıkışlarında ateş takibi yapılıyor. İl Sağlık Müdürü Dr. Ünal Hülür ‘ün desteğiyle 20 sağlık çalışanıyla 7/24 hizmet veren günlük 400-500 kişiye PCR test hizmeti verebilen Halk Sağlığı Laboratuvarı havaalanında devreye alınmış. Şüpheli vakalara anında test yapılıyor.

Dr. Gökhan Metin’in aldığım bilgilere göre otellerde önlemler üst düzey tutulmuş. Misafir kapasiteleri yarıya indirilmiş. Restoranlarda açık büfeler kapatılmış, tek kullanımlık çatal, bıçak, baharat düzenine geçilmiş. Tüm masaların, şezlongların Sağlık Bakanlığı mevzuatlarına göre mesafeleri açılmış. Temizlik personel sayıları artırılmış, hijyen eğitimleri düzenli aralıklarla verilmeye başlanmış. Otel girişlerinde ateş kontrolleri yapılmaya başlanmış. Otellerde hizmet veren turizm hekimleri teyakkuz haline geçmiş en ufak bir semptomu olan kişiyi takibe alarak kontrollü bir şekilde hastaneye transferleri planlanmış.

Bu şartlar altında gönül rahatlığıyla yerli ve yabancı turistlerin tatillerini yapabileceğini özellikle vurgulayan Dr. Metin turizm sektöründe çalışanların zor günler geçirdiğini, özellikle Avrupa ülkelerinde Türkiye’ye tatile gelmek konusunda çok talep olduğunu fakat Avrupa ülkelerindeki siyasi otoritelerin engel olduklarını belirtti. Turizm cenneti olan ülkemizin her arenada tanıtımını yapmayı gündeme getirmeyi görev bilerek bizlerde buradan vurgulamak istedik.

Neden maske takalım?

1 - Eşlerinden çocuklarından aylardır uzak kalan sağlık çalışanlarımızın hatırı için

Yazının devamı...

‘Hastalık yoktur, hasta vardır’

27 Haziran 2020

Geçenlerde işyerinde muayene ettiğim bir hastam sindirim şikâyetleriyle geldi. Birçok hekime gitmiş, endoskopiler, kolonoskopiler, derin tahliller yaptırmış, birçok ilaç kullanmış gene de şikayetlerinden kurtulamamış. Uzun bir sohbetten sonra çok stresli ve hata kaldırmayan bir bölümde çalıştığını farkettim. İşinde çok başarılı olmasına rağmen bir hatayla her şeyini kaybetme korkusu yaşadığını hissettim. Sindirim kanalı sinir ağının çok olduğu bir yerdir ve duygusal değişikliklerden çok etkilenir, kişinin gerginlik derecesine göre verdiği cevap değişir. Bu şikayetlerin büyük kısmının ‘’organik değil, stres kaynaklı’’ olduğunu fark ettim. Basit bir ilaç başladık. Birkaç gün içinde tüm şikayetlerinin geçtiğini sevinçle bizimle paylaştı.

Cerrahpaşa’ da öğrenci iken Prof. Dr. Veli Yedigöz hocam, “çocuklar her zaman için hastalarınızın gözlerine bakın, daha çok şey anlatır” derdi. Hekimlik hastanın söylediklerinden çok aslında anlatmak istediği alt metinleri okumaktır. Birçok hastalığın teşhisini hasta daha kapıdan girerken gözlerinden, mimiklerinden, duruşundan, hareketlerinden koyarız.

İşyerlerinde sağlık yönetimi

İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlıktır. Yani insan sağlığı deyince akla sadece biyolojik olarak hastalıklar gelmemeli. İnsan sağlığını biyolojik hastalıklardan daha fazla etkileyen unsurlar psikolojik ve sosyal unsurlardır. Halının altına süpürülen psikolojik sorunlar yıllar içinde fiziksel hastalıklar şeklinde karşımıza çıkar. Yoğun çalışma hayatında çoğu zaman ötelenen bu psiko-sosyal sorunlar kişinin hem iş hayatını hem sosyal hayatını olumsuz etkiler.

Çalışma Bakanlığının çalışan sayılarına göre işyerlerinde İşyeri Hekimlerinin bulunmasını zorunlu hale getirmesinden bu yana çalışan sağlığında ciddi oranda düzelmeler görüldü. Çalışanların sağlık sorunlarını iş verimini düşürmeden, zaman kaybetmeden çözebilmeleri için fırsat yaratıldı.

İşyeri hekimlerinin uzun süre aynı kişilerin hastalıklarıyla ilgilenmesi, aynı işyerinde vakit geçirmesi onların yaşadıkları her türlü biyolojik, psikolojik ve sosyal etkene hakim olmasına katkı sağladı. Sorunların çözülmesi adına işverenlerle çalışanlar arasında sempatik bir köprü kurulmuş oldu.

Şüphesiz bu köprünün başarılı bir şekilde kurulması için İşyeri Hekimlerinin Sağlık Organizasyonlarının yönetiminde daha etkin olması, sağlık alanıyla ilgili yetkilerini baskı ve etki altında kalmadan uygulayabilmesi, işverene gerektiğinde ulaşabilecek durumda olması, işveren tarafından desteklenmesi başarı sağlanmasında kilit rol oynayacaktır.

İşyerlerinde korona mücadelesi

Yazının devamı...

Sigara içenler koronaya yakalanmıyor mu?

6 Mayıs 2020

Koronavirüs hastalığıyla birlikte akla mantığa sığmayacak bilgiler sosyal medyayı çöplük haline getirmiş durumda. Akıllı telefonuma 15-20’ye yakın gruptan her gün çılgınca bilgiler yağıyor. Gün içinde birçoğuna yetişmemiz mümkün değil.

Geçen gün işyeri hekimi olarak yıllardır takip ettiğim sigarayı bıraktırmaya çalıştığım şeker hastalığı  olan bir hastamın bana ilettiği yazı şöyle diyor;

Fransa’nın başkenti Paris’in Pitie Salpetriere Hastanesi’nde yapıldığı iddia edilen bir araştırmada sigara içenlerin koronavirüs hastalığından daha az etkilendiği ortaya çıkartılmış. Nikotinin virüsle mücadelede etkili olduğunu savunmuş.

Bu tezler geçen aylarda Amerika Birleşik Devletleri ve Çin’de de ileri sürülmüştü. Şimdi bu haberin aslı astarı var mıdır, arkasında sigara lobisi mi vardır, nikotin bandı üreten ilaç lobisi mi vardır hangi küresel güçler rol alıyor bilemem.

Lakin her yıl dünyada 7 milyon insan doğrudan sigaradan kaynaklı nedenlerle hayatını kaybederken, 1.2 milyon insan pasif içicilikten hayatını yitirirken, yıllarca aldığımız eğitimler gereği hastalarımıza ‘sigarayı bırakın’ demekten dilimizde tüy bitmişken, böyle haberler biz sağlıkçıları derinden yaralıyor.

Zaten sağlıkçılar olarak tüm savunmamızı düşürüp, ne idüğü belirsiz bir virüsle canla başla uğraşırken, yıllardır mücadele ettiğimiz “sigara” tarafından adeta sırtımızdan bıçaklanıyoruz. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak üzereyiz. Bu dönemde toplumun kafasını karıştıracak hiçbir fayda sağlamayacak tartışmalardan uzak durmamız gerekiyor.

Ne yapalım şimdi herkesi sigaraya mı başlatalım. Polikliniğe gelen hastaya “maske takmana gerek yok, yak bir sigara, dumanı zaten virüsleri öldürüyor” mu diyelim. Sigara paketlerinin üzerindeki simsiyah katranlaşmış akciğer kesit resimlerini kaldırıp yerine sigara içen süpermen resimlerimi koyalım. Hatta #evdekaltürkiye  yerine #yakbirsigaratürkiye hashtagi açalım.

Uzatmaya gerek yok. “Sigara sağlığa zararlıdır, koronadan daha da zararlıdır. Koronadan daha zararlı olan bir şeyin koronaya faydasını konuşmak mantıksızdır. Nokta.”

Yazının devamı...

Akciğer tomografisinin Kovid-19 tanısında yeri

27 Nisan 2020

Kovid-19 hastalığı  tüm dünyayı kasıp kavuran, yaşam şekillerimizi değiştiren, ekonomileri sarsan, daha önce hiçbirimizin bir benzeri ile karşılaşmadığı salgın bir virüs hastalığı. Tarihçesinden kısaca bahsedecek olursak;

12 Aralık 2019 da Çin’in Hubei Eyaleti, Vuhan bölgesinde insanlarda atipik zatüre ve Akut Solunum Sıkıntısı Sendromu’na (ARDS) neden olan yüksek bulaşıcı özelliği olan yeni bir virus keşfedildi. Uzmanlara göre virus hayvansal kökenli ve ilk çıkış noktası olarak aklımıza gelebilecek her türlü canlının gıda olarak satıldığı Huanan Deniz Ürünleri Pazarı orijinliydi. Ancak bu yüksek bulaşıcı virüs, Çin ile sınırlı kalmadı. Hızlı bir şekilde tüm dünyaya yayıldı ve 11 Mart 2020’de de Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından salgın olarak ilan edildi. Yine aynı tarihte Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı  Fahrettin Koca ülkemizde ilk pozitif vakayı açıkladı.  Bu andan itibaren elde ettiğimiz tecrübelerle gördük ki hastalığa ne kadar erken tanı koyarsak tedaviye o kadar erken başlıyorduk. Tedavide kullandığımız ilaçlara ne kadar erken başlarsak o kadar başarılı oluyorduk. Geçen yazımda tanı testlerinden PCR ve Antikor testten bahsetmiştim. Hızlı tanı koymak adına farklı alternatifleri araştırırken  hastalığın tanı ve tedavisinde radyolojik görüntülemelerin özellikle bilgisayarlı akciğer tomografisinin etkinliği çok tartışıldı. Konuyu bu süreçte sahada yüzlerce koronavirüs hastasını teşhis eden işin uzmanı, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi Radyoloji Uzmanı Dr. Umut Özdamarlar’a sordum, şunları dedi:

Resimde koronavirüsün akciğerlerde yaptığı hasarı gösteren bir akciğer tomografisi mevcuttur. Beyaz, buzlu cam görünümündeki alanlar hastalıklı bölgeleri göstermektedir.

Buzlu cam gibi...

“Koronavirüs hastalığı öncelikle solunum yolu ile vücuda alınan, akabinde 5-7 gün bir kuluçka periyodu bulunan, sonrasında asemptomatik ya da semptomatik solunum yolu enfeksiyonu, zatüre ve hatta Akut Solunum Sıkıntısı Sendromu (ARDS) ile seyredebilen bir virüs hastalığı. Hastalığın  tanısında ana yöntem burun ve boğaz sürüntüsünden yapılan PCR test olmak ile birlikte güncel literature göre yaklaşık 10 hastadan 3’ü PCR test ile saptanamamaktadır. Bu noktada özellikle hastalık semptomları olan hastalarda bilgisayarlı tomografi çok büyük bir önem kazanmaktadır. Özellikle bu hastalık için akciğer tomografisinde izlenen özel bulguların varlığı tüm testleri negatif hastalarda bile bizi koronavirüs hastalığına götürebilmektedir. Ancak burda önemli bir husus bilgisayarlı tomografinin önemli oranda radyasyon barındıran bir uygulama olmasıdır.

Bu nedenle uzmanlar ve araştırmacılar, hastalık bulguları taşıyan hastalar, onların yakın temas ettiği kişiler için öncelikle sürüntü alarak PCR test; bu test ile tanı konulamayan hastalarda, tanı konulan ve akciğer tutulumu değerlendirilmek istenen hastalarda Bilgisayarlı Tomografinin vazgeçilemez olduğunu vurguluyorlar. Hatta bazı literatür daha ileri gidip salgın esnasında en güvenilir tanı yönteminin akciğer tomografisi olduğunu iddia ediyor. Hastalık hakkında her şey çok yeni olduğu için tıbbi literatür de karmakarışık haliyle.”

Gereksiz kullanımların önüne geçerek uygun hastalara doğru zamanda çekilen akciğer tomografisi hayat kurtarıcı olabiliyor. Ülkemizde dünya ortalamasının çok üzerinde bilgisayarlı tomografi cihazının olması görülüyor ki sağlık çalışanlarımız için işleri daha kolay hale getirmiş.  En nihayetinde bize düşen sağlık çalışanlarımıza destek olmak, Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarının tedbir ve uyarılarına kulak vermek, izolasyona ve sosyal mesafeye dikkat etmek, tüm bunlara rağmen şüpheli durumlarda sağlık kurumlarına başvurmaktır.

Yazının devamı...