Öngörülen dezenformasyon

TBMM Başkanı Mustafa Şentop bugün Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile görüşecek ve Türkiye’nin desteğini bir kez daha dile getirecek. Şentop, Aliyev’in davetlisi olarak ülkenin bağımsızlık günü olan 18 Ekim’de, beraberinde milletvekilleriyle geldiği Bakü’de yarın da Azerbaycan Milli Meclisi’ne hitap ederek, özetle “Azerbaycan bizden ne zaman ne konuda destek isterse gereken her şeyi yapmaya hazırız, dertlerimiz ve sevinçlerimiz ortak” diyecek. 

Türkiye, Ermenistan’ın 27 Eylül sabah altı sularında başlattığı saldırılardan bu yana Azerbaycan’a koşulsuz desteğini her düzeyde ve platformda yineliyor. Geçen hafta detaylarını aktardığım, TBMM Dışişleri Komisyonu’nun yeni yasama yılındaki ilk toplantısının gündemine özellikle Azerbaycan ile ilgili anlaşmaları alması, bunlardan sadece biriydi. İki ülkenin işbirliği yapmaya başladığı ve bundan sonra da artırarak, geliştirerek sürdürmeyi hedeflediği bir diğer alan ise iletişim, medya ve kamu diplomasisi.

3 harekâtın deneyimi

Türkiye, Suriye’nin kuzeyine üç harekât gerçekleştirdi. Bazı ülkelerin eleştirdiği bu operasyonlara yönelik itibarsızlaştırma ve algı operasyonları ise bir çok kanaldan yürütüldü.  

18 Ekim 2019 tarihli “Operasyonun sosyal medya mücadele sahası” başlıklı yazıma, “Barış Pınarı Harekâtı vesilesiyle günümüzde devletlerin mücadelelerini bir kaç sahada aynı anda vermesi gerektiğini bir kez daha hatırladık. Fiziksel olarak sahada, diplomatik olarak masada, propaganda ve dezenformasyona karşı basın-yayın ve sosyal medyada” diyerek başlamıştım. O yazıda örnekleriyle gerek sosyal medya, gerek basın aracılığıyla yapılanları aktarmıştım. Türkiye’nin kimyasal silah kullandığından, ibadethaneleri hedef aldığına ya da hapishanelerin kapılarını açarak mahkûmları serbest bıraktığına kadar bir dizi iddia ile operasyonun amacı sorgulatılmaya çalışıldı.

Bu tablonun benzeriyle hem Azerbaycan, hem de Türkiye, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarına saldırısının ardından bir kez daha karşılaştı. Ermenistan Savunma Bakanlığı 29 Eylül’de, Ermenistan’a ait bir savaş uçağının Türk F - 16’sı tarafından düşürüldüğünü iddia etti. Tıpkı Libya için olduğu gibi, Azerbaycan için de Türkiye’nin Suriye’den cihatçı grupları para karşılığında getirdiği işlenmeye başladı. Diplomatik kaynaklar, Ermenistan’ın kendini içine düşürdüğü durumu gölgelemek için algı operasyonlarının peşinde olduğunu belirterek, “Bunun farkındayız, o nedenle İletişim Başkanlığının desteğiyle, Azerbaycan makamlarıyla birlikte karşı çalışma yürütüyoruz” diyor.

27 Eylül’den önce atılan adım

Yürütülen o çalışma resmen eylül ayında başladı. Ermenistan’ın temmuzda, Azerbaycan ve Türkiye’nin ortak enerji ve ulaştırma projelerinin olduğu sınıra yakın Tovuz şehrine saldırısından sonra. 7 Eylül 2020’de İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev ile bir görüşme yaptı. İki ülke heyetleri de masaya oturdu. Altun o gün yaptığı açıklamada her iki ülkeye karşı “itibar suikastlarına ve algı operasyonlarına kalkışıldığını” belirterek, “Türkiye ve Azerbaycan’a saldıranlar, devletlerimiz aleyhinde dezenformasyon ve itibarsızlaştırma faaliyetleri yürütenler, vatandaşlarımızın canına, malına kastedenler bir olduğuna göre; bize de ancak bir olmak, iri olmak, diri olmak düşer.” demişti. O toplantıda iki ülkenin medya, iletişim ve kamu diplomasisi alanlarında iş birliğinin artırılmasına karar verildi. Bu amaçla ortak medya platformu için mutabakata varıldı.

Bilgi kirliliği, yalan haber ve dezenformasyonla mücadelenin yanı sıra Azerbaycan’ın tezlerinin uluslararası mecralarda işlenmesi konusunda da ortak stratejiler geliştirilmesine karar verildi. Türkiye özellikle son dönemde bu konuda oldukça deneyim kazandı. Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi olayında izlenen iletişim ve kamu diplomasisi stratejisi buna bir örnektir. Türkiye’nin farklı konulardaki tezlerinin uluslararası kamuoyuna anlatılmasında da birbirinden farklı yöntemler kullanılıyor. Kimi zaman bir makale, kimi zaman bir ilan ya da bir mektup... Özetle, Türkiye’nin aktarabileceği tecrübesi var. Eylülde varılan mutabakatın ardından bazı çalışmalar da yapılmış. Daha fazlasının da geçen hafta çarşamba günü İletişim Başkanı Altun ile Hacıyev arasında gerçekleşen telefon konuşmasında ele alındığı belirtiliyor. İş birliği yakında somut örneklere yansıyacak gibi duruyor.

Kayıtlara geçsin diye

Suudi Arabistan yaklaşık bir yıldır Türk ürünlerinin ülkeye girişinde ‘engelleme’ uyguluyor. Bakarsanız ortada resmi bir ambargo yok. Hatta sorulduğunda da yok. Nitekim Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan doğrudan muhatabına sormuş. Edindiğim bilgiye göre, Pekcan muhatabı Suudi Arabistan Ticaret Bakanı’na bir mektup yazmış. Aldığı cevapta ise muhatabı, “ambargonun söz konusu olmadığını, haberlerin Suudi Arabistan-Türkiye ilişkilerine zarar vermeye çalışan çevrelerin propagandası” olduğunu söylemiş. Bu açıklama size inandırıcı geldi mi?