3’lü destekle hızlı kalkınma

Toprağın sesine kulak veren bir Türkiye daha hızlı kalkınacak. Büyük sorun girdilerdeki artış. Üretici kazanmazken, aracının daha çok para kazanması. Bir de ithalat. Çiftçiler, “Gübre, ilaç ve mazot indirimli olmalı. Yoksa hep zarardayız” diyor.

Yazılıyor, çiziliyor, söyleniyor. Herkesin dilinde, ‘hayat pahalı’. Üretici desteklenmeli. İthalat çözüm değil. Ben de defalarca yazdım, uzmanlar düşüncelerini aktardı. Bu kez onlarca çiftçiye sordum, toprağın sesini dillendirdiler.

3’lü destekle hızlı kalkınma

Türkiye’nin çıkış noktası tarım. Tarımsal ekonomi. Sadece ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik, stratejik ve geleneksel. Toprağa bağlı, toprağı seven bir ülke olduğumuz için insanımız da doğal kaynak. Hem de çok verimli. Toprağın sesine kulak veren bir Türkiye, daha hızlı kalkınacak, daha mutlu ve refah dolu olacaktır.

En önemli sorun girdilerdeki yüksek fiyatlar. Mazot, gübre ve ilaç... Elbette işçilik. Tarımın olmazsa olmazları. Bunların periyodik olarak yükselişi üretimi etkiliyor, fiyatlar yükseliyor. Yani, üreticinin maliyeti kaos. Ne koydu, ne alacak, hesap bu!

Bir de aracı şikayeti. Belki Hal Yasası bir ölçüde çözüm olacak. Üretici kazanmıyor, karı elde eden aracı, iddia bu. Bu iddiayı güçlendiren örnekler de var. Aslında çözüm belli. Kooperatiflerin ve özellikle de Tarım Kredi Kooperatiflerinin daha etkin ve verimli kullanılması. Yani eşe dosta istihdam merkezi gibi görmektense piyasayı denetleyen, kollayan, koruyan ve ayar veren bir sisteme dönüşmesi.

Bu tam anlamıyla başarılı olamadı. Güven sıkıntısı var. Oysa çözüm kolay. Kişisel değil, yapısal planlama. Ve kararlılık. Ucuzlayan üründe çiftçinin yanında olmak, ürünü almak ve tüketiciye ucuz bir şekilde ulaştırmak, kooperatifleri etkin kullanmak.

Bir de ithalat konusu. Pahalılığın önlenmesi konusunda geçici silah. Çünkü uzun vadede zararı üreticiye. Üretim azalıyor, gelecek yıllarda astarı yüzünden pahalı oluyor. Tarımın üzerindeki Demokles’in kılıcı ithalat.

3’lü destekle hızlı kalkınma

Kontrollü fiyat olmalı

Ve söz üreticide. Hepsinin adına birinde. Hem dertli, hem umutlu toprağın sesi. Hepsinin sözcüsü Manisa Gökçeahmet köylü çiftçi Adem Dursun oldu. Doğuştan çiftçi, işi gücü bu. Elinden her şey geliyor. Ama son yıllarda kavun üreticisi.

Bu yıl kavunun iyisi, hani şu Kırkağaç, dayanıklı dediklerinin kilosu 4 - 5 lira. Bir kavun 6 - 7 kilo. Diğerleri ucuz, tanesi 1 lira gibi. 1.5 - 2 kilo. Ama kalite biraz daha düşük elbette. Çiftçi Adem Dursun’un herkes adına dedikleri şunlar:

“Üretici sıkıntılı. Neden? Girdiler pahalı. Mazot ucuz olsun, ilaç ve gübrede fiyatlar kontrol altında tutulsun. Çözüm bu. Her ürün için... Örneğin bugün iyi kavun 4 - 5 lira. Ürünün bir bölümü de tarlada kaldı. Para etmedi. Kırkağaç kavunu ise başa baş geldi. Yani ne zarar, ne kar. Ayakta kaldık. Ama çözüm belli. Girdiler çok yüksek. Bize en büyük destek mazotta, gübrede ve ilaçta indirimle olur. Dönüm başı üretim karşılığı bu girdiler de makul ücretler talep edilir. Yoksa fiyatlar hep yükselir, ürün azalır, çiftçi topraktan çekilir.”

Sıkıntılar hep aynı

Baklagillerde, hububatta kuraklık ve planlama eksikliği nedeniyle yaşanan sıkıntıları dile getirmiştim. Zarar büyüktü, rekolte de sıkıntılı. Nitekim ‘kış pahalılığına önlem’ olarak yıl başına kadar sıfır gümrükle ithalat başladı. Çözüm mü? Değil elbette. Yaraya geçici olarak ‘pansuman’.

Bu arada kuraklıktan etkilenen çiftçilere devlet yardım elini uzattı. Dekar başı ödemeler bir bölüm çiftçiyi memnun ederken, bir bölümü de ‘yetersiz’ olduğunu ifade etti. Bu konu gelecekte de tartışılacak elbette. Ama benim görüşüm mevcut yapılanma içinde ‘üreticiye taban gübresi ve tohumluk buğday ve arpa desteği verilmesi’ yönünde. Bu bir anlamda Tarım Kooperatifleri ve TİGEM’in işlevselliğini artırırken, bir yandan da bu ürünlerde gündeme gelen artışlar konusunda çiftçiyi koruyan bir kalkan oluşturabilir.

DAP gübresinin fiyatı 6 lirayı geçti. Ürünü tamamen kuruyan çiftçiye dekar başına verilen 100 liranın yetersizliği ortada. Dekarda 20 kilo gübre kullanılsa, 120 lira eder ki, sorunu çözmez. Konuştuğum çiftçiler, gübre desteğinin daha yararlı olacağı düşüncesinde.

BİR MUTLULUK

Okullarda su dersi gerçek oluyor

İklim krizi, susuzluk,kuraklık... Yüzyılın sorunu. Başa bela. Akıllı ve planlı kararlar alan, mücadele eden başarılı olacak.

Geriye kalanlar dertli. Sorunlu, hatta büyük sıkıntılı. Maalesef gerçek bu.

Haftalar önce yazmıştım, bilimin, bilim insanlarının ve deneyimlerimin ışığında... Su dersi gerekli diye... Ne güzel ki, devlet bu sese kulak verdi, bu anlamda ciddi adım attı.

Geçenlerde Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, su dersinin müfredata eklenmesi için hazırlıklara başlandığını duyurdu.

Ne mutlu, ne güzel. Ne umut dolu bir haber. Demek ki, suya yazı yazmamışız. Ne güzel ki, Türkiye bu önemli sorunda hazırlıklı olacak.

YEŞİL KİTAPLIK

Elma bahçesinden yazan büyük şair

Şiiri ne kadar çok sevsem de, doğrusu bir eksiklikmiş, itiraf etmeliyim, Norveç şiirini hiç tanımamışım.

Hele o şiirin büyük ustası (belki de aldığı ödül bir anlamda Nobel), İskandinavya Nobel’i olarak da kabul edilen Dobloug ödüllü Olav H. Hauge’nin kitabını dostum Orhan Tekelioğlu’nun Yitik Ülke Yayınları çevirisi ile keşfettim.

Gerçekten de hayatı elma bahçelerinde geçmiş önemli bir kültür adamı, Norveç’in dünya çapında en sevilen şiirlerinin şairi.

Bizim de köy hayatını anlatan, oralarda yetişmiş, alın teri dökmüş, yaşamış edebiyat ustalarımız var elbette. Ama böyle bir şeye Norveç’te tanık olmak değişik bir deneyim. Norveç’in bahçıvan şairi, elma bahçelerinin şairi, fantastik gibi görünse de etkileyici. Şiirleri gibi...

Doğa, çevre, umut ve tutku.

“Bir tekneydim ben / rüzgarı olmayan / Rüzgardın sen / Gitmeli miydim ben o yöne / Kim sorar ki yönünü / olduğunda rüzgar böyle.”

MUZAFFER İZGÜ OLSA...

‘Kitapların suçu ne?’

Aslında toplumcu gerçekçiliğin önemli isimlerinden. Ama edebiyatın her türünde yazdı. Çocuk kitapları, oyunlar, hikaye, denemeler, mizah...

Tanımak zenginliğimdir. Demokrat İzmir, Akbaba, Milliyet, Akşam daha birçok yayın kuruluşunda ne güzel yapıtları, söyleşileri yayımlandı yıllar içinde.

Bir sohbetimizde konu yazarların çektiği ekonomik sıkıntıya gelince, “Güya en çok kitabı çıkan, yazanlardan biri benim. Bak halime. Ay sonu zor geliyor” demişti.

Çocuklara, gençlere, yarenlik edenlere, en çok da dostlara ‘insanlık ve barış felsefesi’ aşıladı yaşamı boyunca. Sert duruşu altında hep bir ‘çocuk gülümsemesi’ ve ‘yarınlar umudu’ yeşerirdi yüreğinde. O yüzden çok severdi çocukları.

Her kitabı ayrı bir dünya, dostluğu yeryüzü cennetiydi aslında. Kaybı hala büyük boşluk. Sevgi aşılayan anıları kubbede hoş sada. Bugün hayatta olsa şunları anlatırdı yine büyük heyecanla:

“...Yürü ya kulum demesine karşın, bir türlü yürümedi bizim yaşam kavgamız... Ne soframızın bereketi arttı, ne de giyim kuşamımız. Ayranla bulgur soframızın baş süsü oldu. Belki de biz kışın dünyaya geldiğimizden, leylekler burada değildi. Suç anamın, azıcık dişini sıkıp da bizi marttan sonra dünyaya getirseydi, leyleğe binme mutluluğuna biz de erişirdik. Ülke ne zaman darboğaza girse olan kitaplara oluyor. Sanki bu raflarda sessiz sedasız duran kitaplar sokuyor ülkeyi darboğaza.”

MUHTARIM DİYOR Kİ...

‘Başarının sırrı disiplin’

Muhtarlar tam gaz. Yazın çok çalıştılar, şimdi kış öncesi hazırlıklar yine yoğun. Kovid-19 ile ilgili endişeler arttı. Yeni varyantlar tehdit.

Bu arada Amasya’nın Taşova ilçesi Gökpınar köyünde güzel bir hikaye yazıldı. Bugüne dek hiç Kovid-19 vakası görülmedi. Büyük bir başarı. Bu başarının mimarı da elbette Gökpınar köyünün çalışkan muhtarı Metin Şahin. Şunları anlatıyor:

“Gökpınar’ın su sorununun çözümü için elektrik hattı konusu var. Kaymakam bey ilgileniyor, inşallah çözülecek ve önemli bir sorun ortadan  kalkmış olacak. Kovid-19 karşısındaki başarımız herkesi sevindiriyor. Çok telefon alıyorum. Başarının sırrı, disiplin. İşi sıkı tuttuk. Aşıları ben vatandaşın ayağına götürerek yaptırdım. Ateş ölçtük, hastalıkları takip ettik, mesafe ve temizliğe özen gösterdik. Başardık, bu hastalık bize yaklaşamadı. Herkese tavsiyem, önerilere harfiyen uymaları ve aşı olmaları.”