700 milyon iklim göçmeni

Küresel iklim değişikliği ve yarattığı sorunlar, 2050 yılı sonrasında dünya için önemli göç ve değişim hareketleri doğuracak. Neredeyse 9 Türkiye’lik bir nüfus ayaklanacak. Suyu, enerjisi, yaşamsal kaynakları ve verimli toprağı olan yerlere akın olacak.

Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere Uluslararası önemli kuruluşların gerçekleştirdiği bilimsel araştırmalar, dünyanın gelecek 25 yıl içinde önemli göç dalgaları yaşayacağını ortaya koyuyor. Dünya bir yerden başka bir yere taşınacak. Kaynakları zengin, suyu bol, tarımsal üretimi verimli olan yerlere...

‘Göç politikaları’ ve göçmenlik de bu yüzden daha çok tartışılıyor. Bu kadar insan ne olacak? Açlık ve yoksullukla nerede, ne kadar, nasıl mücadele edilecek? Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) arka arkaya raporlar yayımlıyor, “Önlem için zaman bu zaman. Yarın çok geç olacak” diye. Açların ve yoksulların sayısı çoğalıyor. İklim krizi de bu sorunu tetikledikçe tetikliyor.

700 milyon iklim göçmeni

Bir başka önemli not: Avrupa Birliği’nin ‘sağlıklı ve mutlu bir yaşam’ için öngördüğü ‘Yeşil Mutabakat’ın kesin uygulanacağı tarih 2050. Yani ‘göç dalgaları’ ile çevresel sorunlar ve iklim değişikliği krizi neredeyse örtüşüyor. Yani 25 - 30 yılımız var, doğruları görüp çözümler üretmek için.

Göçün sosyal, toplumsal ve ekonomik sancılarını yaşamış bir ülke olarak gelecekte insanların iklim krizi nedeniyle yoğun bir yer değiştirme ve göç yaşayacaklarını düşünürsek, coğrafi ve stratejik konumu gereği Türkiye’nin bu gelişmelerin ortasında olduğunu görmemiz gerek.

Az  buz rakam değil bu tahmini göç, 700 - 750 milyon insan. 9 Türkiye’lik bir nüfus ayaklanacak. Sınırlara bakmadan, hiçbir şey düşünmeden.

O yüzden sorun ciddi. O kadar önemli ve yaşamsal ki. Bu konuda bilinç oluşmazsa ‘gelecek ciddi tehdit altında’.

Çok değil 25 yıl sonra dünya nüfusunun yaşadığı ülkelerin üçte ikisinde büyük su krizleri de yaşanacak. Afrika ülkeleri ağırlıklı olmak üzere 60’tan fazla ülke bu tehdit altında.

Şanslıyız ki, biz Türkiye olarak o kritik noktada değiliz. Ama sonrası... 2060 ve sonraki yıllar Türkiye içinde elbette önlemler, yeni çabalar ve ‘suyu doğru değerlendirme’ süreçleri olacak.

Am o tarihten önce Türkiye çapında ciddi ‘yerel göçler’ gerçekleşecek. Karadeniz, Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerimizin büyük bölümünde su kaynakları için ciddi bir potansiyel var. Trakya Bölgemizin de uzunca bir süre avantajlı olduğunu söyleyebilirim.

Ama ya Ege, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerimiz? Maalesef ciddi su sorunları ve kuraklık tehdidi olacak.

Yani büyük bir sorun kapıda. Bir yerden bir yere taşınma, göçme. Yeni bir hayat. Bu sadece ‘suya koşma’, ‘kuraklıktan kaçma’ olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda toplumsal yaşamın değişmesi, kentlerin altyapı, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve elektrik, su, enerji bağlamında belediyecilik hizmetlerinin de gözden geçirilmesi, iyileştirilmesi hatta yeniden kurulması demek.

‘SU FAKİRİ OLMADAN YEŞİLİ KORUYALIM’

Ege Üniversitesi Su ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Uğur Sunlu, önümüzdeki 10 yıl içinde Türkiye’de kişi başına düşen su tüketiminin bin metreküp düzeyine düşeceği görüşünde. Zaten su kaynaklarında da yüzde 18’ler dolayında azalma var. Prof. Sunlu şunları anlatıyor:

“Su konusunda önlem zamanı. Yoksa su fakiri ülkeler noktasına gelebiliriz. Hem küresel iklim değişikliği, hem sulu tarımın irdelenmesi, hem de kaynakların akılcı ve verimli tüketimi konusunda yapacak çok şey var. Türkiye’de, özellikle de İstanbul’da kuraklığın etkileri gün geçtikçe daha fazla kendini hissettiriyor. İlgili kurumlar mevcut su kaynaklarını en iyi şekilde yönetirken, alternatif su kaynaklarını elde etmek için gerekli yatırımları geç olmadan yapmalı. Temiz suların evsel veya endüstriyel amaçlı kullanılmasından sonra oluşan atıksuların arıtıldıktan sonra yeniden kullanılması, enerji yönetimi artık su yönetimin olmazsa olmaz bir parçası olarak düşünülmeli ve bu yönde yatırımlar yapılmalıdır.”

İstanbul, İzmit, Bursa, Ankara ve İzmir çevresi, ülke nüfusunun neredeyse 4’te birini bünyesini bulunduran bölgeler. Buralar sürekli göç alıyor. Bunun anlamı, varolan su miktarı sabit ve mevcut için bile yeterli değilken, su talebi artıyor. Saygın bilim insanı Prof. Sunlu, aydınlatıyor: 

“Her yıl betonlaşan büyük şehirler görüyoruz, yeşil alanları sürekli kaybediyoruz. Barajların etrafındaki yapılaşma sıkıntı yaratıyor. Yağan yağmur barajlara doğru akışa geçemiyor, barajları dolduramıyor. Bu ciddi bir sorun. Küçük göletlerin üzerlerinin, küçük yüzen toplar kullanılarak ve etraflarının hızlı büyüyen ağaçlar dikilerek gölgelendirilmesi ve yeraltı barajlarının inşa edilmesi gerekli. Aşırı ve bilinçsiz endüstriyel ve zirai su kullanımı önlenmeli. İçme suyu şebekelerinde ve zirai sulama sularında su kayıpları ve kaçaklarının kontrolü yapılmalı. Evsel su kullanımında artışlar için büyük şehirlerde yağmur sularının ve arıtılmış suların yeniden kullanılması sağlanmalı. Akıllı binaların yapımı özendirilmeli.”

Öğrencilerin de kooperatifi var

Tarım kredi kooperatifleri, et ve süt ürünleri kooperatifi, kadın kooperatifleri, girişimciler kooperatifi... Sayıları çok. Ama bir başka kooperatif daha var. Öğrencilerin kurduğu... Bu kooperatif kanalıyla sadece iş deneyimi kazanmıyorlar, geleceklerine de yön veriyorlar.

700 milyon iklim göçmeni

Ankara’nın Organize Sanayi Bölgesinde OSTİM Vakfı’nın kurduğu OSTİM Teknik Üniversitesi üç yıldır çağdaş, üretken ve gelecek vizyonuyla eğitim vermekte. Bir ‘sanayi üniversitesi’. Deneyimli ve üretken Rektör Prof. Dr. Murat Yülek yönetiminde dünyanın 41 farklı ülkesinden öğrenciye de ulaşma başarısı gösterdiler.

Uygulamalı eğitim modelini esas alan üniversite, öğrenim boyunca öğrencilerini işletmelere yolluyor, yeni işler konusunda özendiriyor. İktisadi faaliyetlerde bulunan Türkiye’deki ilk ve tek öğrenci kooperatifi olma özelliğini taşıyan OSCOOP Öğrenci Üretim ve Girişim Kooperatifi de alanında öncü. Dönüşen dünyaya öğrenci kooperatifi ile de farklı bir yenilik sunan OSTİM Teknik Üniversite Rektörü Prof. Yülek, şunları anlatıyor:

“Genç bir üniversiteyiz. Öğrencilerimize en nitelikli eğitimi sunarken, sanayinin, toplumun ve ülkenin gelişimine katkı koymaya çalışıyoruz. OSCOOP yalnızca öğrencilerimizden oluşuyor. Kolektif yapılı, proje bazlı ve öğrencilerimiz tarafından yönetilen bir üretim ve işletme kooperatifi. Gençlerimiz bu kooperatifle deneyim kazanıyor ve iş yaşamına hızlı bir adaptasyon sağlıyor. Yerli üretimin artırılmasını hedefleyen öğrencilerimiz, firmalara web sitesi hizmeti ve İngilizce yazışmalarda da yardımcı oluyor.”

ÜLKÜ ARMAN OLSA...

‘Varsa yoksa basın özgürlüğü’

Vefatının üzerinden çok uzun yıllar geçti. Yazardı, araştırmacıydı, Milliyet’in Genel Haberler Müdürü’ydü. İyi bir gazeteciydi, yürekli, demokrat, yurtsever.

Ben gazeteciliğe başladığım ilk yıllarda birkaç kez birlikte olma şansı yakaladım. Ama o kadar gençtim ki.

Yıllar içinde dostlarından, arkadaşlarından, hatta Bülent Bey’den (Ecevit) dinledim O’nu. Babamın dostuydu. Ülkü Bey’in bir dönem akşam haberlerindeki keyifli saatlerin yaratıcısı çok sevdiği evladı, dostum Deniz’le de (Arman) aynı dönemin gazetecileriydik.

Gecesi  gündüzü , varı  yoğu haber olan bir gazeteci olarak bilinmekte Ülkü Bey. Hatta bu uğurda hapis yattı. Basın özgürlüğü için cezaevinde geçirilen günler, aylar... Çile, sancı, zorluk, sıkıntı, özlem. Ama hep bağımsızlık, özgürlük, demokrasi ülküsüyle.

Hapis yattığı yıllarda Bülent Ecevit, O’nun için kaleme aldığı yazıda , “Ülkü’nün yalnızlığı, yurdumuzdaki gerçek gazetecinin, sorumluluğunu bilir gazetecinin, Ülkü’de yalnızlığıdır. Ülkü cezalıdır, hapistedir, ama suçsuzdur. Hapsedilmesine sebep olan suçlar demokratik ölçülere vurulduğunda Ülkü’nün suçsuz olduğuna hiç şüphe yok ki, bütün hür dünya tanıklık eder” demişti.

Bugün hayatta olsa, her zaman ki sevgi dolu yaklaşımı ile, “Varsa yoksa basın özgürlüğü. Basın özgürlüğü çağdaşlıktır” derdi elbette.

MUHTARIM DİYOR Kİ…

‘Gelenek göreneklerimizden 60 yıldır kopmadık’

700 milyon iklim göçmeni

Bu hafta biraz uzaklardayız, Hatay Kırıkhan’da. Kırıkhan 408 Evler Muhtarı Şakir Varlıbaş’ın konuğuyuz. Doğası, insanı, gelenek  görenekleri ile sarıp  sarmalayan topraklar burası.

408 Evler mahallesinin özelliği Karadeniz rüzgarı taşıması. Mahallede yaşayanların neredeyse tamamı Trabzon Çaykara’dan gelip yerleşmiş buraya. Hataylıdan çok Hataylı olmuşlar, gelenek ve göreneklerinden kopmadan. Yüreklerindeki insan sevgisini dostluk, paylaşım ve yardım olarak dağıtarak.

408 Evler Muhtarı Şakir Varlıbaş, çalışkan, üretken, sevilen bir muhtar. Ramazan süresince ihtiyaç sahibi insanlara yardımlarda bulundu. Hepsini tek tek ziyaret edip, kendi elleri ile teslim ederek. Fransa’dan, İstanbul’dan, Bursa’dan, Trabzon’dan hemşehrilerinden yardımlar topladı, dağıttı. Zaman zaman dağ başındaki köylülere bile.

İmecenin en güzel örneği ile köye cami ve şadırvan da kazandırmışlar. Şakir Muhtarım şunları anlatıyor:

“Biz gelenek ve göreneklerimizden hiç kopmadık. 60 yıldan beri buradayız, Kırıkhan’dayız. Kültürümüzü, alışkanlıklarımızı yaşatıyoruz. Bunlar içinde yardım da var elbette. Onu da yurtdışındaki, büyük şehirlerdeki işadamı hemşehrilerimizin katkısı ile ihtiyaç sahiplerine dağıtıyoruz. Başkanımız Lütfü Savaş da güzel hizmetler verdi. Muhtarlık binası yaptı, arazi yollarımızı düzenledi. Allah razı olsun. Biz gücümüz olduğu kadar fakir  fukaranın yanında olmaya devam edeceğiz.”