FIRSAT TÜRKİYE’NİN KAPISINDA

Pandemiyle yeniden şekillenmeye başlayan küresel tedarik zincirinde Türkiye için yeni fırsatlar doğabilir. Ülkenin öteden beri gelen avantajlarına özellikle son yıllarda lojistik alanında yapılan atılımlar eklendiğinde fırsatlara erişmek mümkün

YUVAYA DÖNÜŞ

Milliyet benim ilk yuvam. İlk paramı kazandığım dost meclisi. Yıl 1979, gencecik bir üniversite öğrencisi olarak atmıştım ilk adımımı. Gece sekreterliğinden spor muhabirliğine, siyaset yazarlığından röportaj, araştırma ve çevre gazeteciliğine kadar her alanda çalıştım. Sayfa sekreterliği, gece yazı işleri müdürlüğü de yaptım. 15 koca yıl, nice güzel insanlar, anılar, dostluklar, sevgiler taşıdı yüreğime. Sonraki yıllar için en büyük sermayem oldu Milliyet yıllarım. 25 yıl sonra yine bu çatı altında olmak. Aynı insani, demokratik ve ahlaki ilkeler ışığında buluşmak. Yıllardan beri gazeteci, siyasetçi, akademisyen olarak ilgilendiğim bir alanda ekonomi, tarım, çevre konularında bilgi paylaşmak. Sevgi ve üretim tohumları sermek. Yeşerecek güzelliklerde Türkiye adına yeni kazanımlar elde etmek.

FIRSAT TÜRKİYE’NİN KAPISINDA

Pandemi nedeniyle dünya düzeni ciddi ölçüde değişti. Ekonomi, siyaset, eğitim, kültür, sanat... Her şey.
Kovid-19’un yayılması ile ilgili suçlamalar Çin üzerinde yoğunlaştıkça, özellikle ekonomik yapılandırmalarda da arayışlar arttı. Örneğin, tedarik zinciri konusunda.
Çin ve Tayvan’ın bu konudaki etkinliğine başta ABD ve bazı Avrupa ülkeleri karşı çıkarken, psikolojik faktörler de devrede. Bu anlamda dünya ekonomisinde önemli payı olan tedarik zincirinde şansı olan ülkelerden biri de Türkiye. Özellikle son yıllarda lojistik alanında büyük atılımlar yapan ülkemiz, yeni dünya yapılanmasında neden hak ettiği payı almasın? Yağ var, şeker var, un var. Artık helvayı kavurmak, pişirmekte bize kaldı. Rakiplerimiz yok mu? Elbette, var. Bulgaristan, Romanya, Polonya... Başkaları... Şimdi Türkiye’nin adı yeter desem, çok mu abartmış olurum.
Gelişmişliği, stratejik konumu, lojistik deneyimi, tarımsal gelişimi, insangücü zenginliği ve kalitesi, genç nüfusun aktivitelere adaptasyonu...
Daha ne sayayım? Umutsuzluk rüzgarlarını tersine çevirecek, karanlık bulutların ardından güneşi doğurtacak olanaklarımız var da... Biraz inanalım, biraz da kenetlenelim.
Devletin de bu konuda yeni destekleri gündeme getirmesi ile Türkiye’nin önü açık olacaktır.

FIRSAT TÜRKİYE’NİN KAPISINDA

GELECEĞİN SLOGANI: YEŞİL DEVRİM

Dünyada gelişimler insanlığın da yanlış uygulamaları nedeniyle yeni sorunlar yaratsa da, her zaman bir ışık var. Bir çıkış.
Doğaya dönüş. Tarımsal üretimin artırılması. Köylünün, çiftçinin güçlendirilmesi.
Hayvancılığın desteklenmesi.
Bu yolla sadece üretimin artması, gelir paylaşımında haksızlıkların giderilmesi değil, toplumsal yaşamın da yeniden inşası söz konusu.
Doğanın zaferi, insanlığın geleceğe daha umutlu bakması demek.
Köyden kente göçleri de, mutsuz insanları yaşadıkları yerlerde mutlu insanlar haline dönüştürecek uygulama da bu.
Tarımsal gelişim. Doğanın yüreğinden fışkıran bereket. Yani... Yeşil devrim.

PANDEMİ ÖĞRETİSİ: EKOTARIM

Pandemi süreci toplumsal yaşamı alt üst etti. Her şey değişti.
İnsan ilişkilerinden ekonomik dengelere, eğitim, kültür ve sanattan gelenek – göreneklere kadar.
Değişmeyen, etkilenmeyen hiçbir şey yok gibi.
İnsanlık Kovid -19 ile birlikte tarihi bir sınavdan geçiyor. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak da, ne kadarımız bunun farkında?
Aşı bulununca, ölümler azalınca, virüsün etkinliği geriledikçe eskiye mi döneceğiz yine?
Yani... Doğayı katletmeye... Değerlerden, milli gelenek ve göreneklerden uzaklaşmaya... İnsani değerleri işimize geldiği gibi görmeye... Sağlıklı beslenmeyi bir felsefe yerine moda olarak algılamaya... Ulu Önder Atatürk’ün ‘Köylü milletin efendisidir’ tarihi değerlendirmesini bir süreliğine önemsedikten sonra yine unutmaya... Devam mı?
Pandemi aslında o kadar çok şey öğretti ki...
İnsanlık. Aile... Sevgi ve saygı... Doğanın yüceliği...
Ve elbette ‘kendi kendine yeter olmak’.
Bir çoğumuz okul kitaplarından anımsarız; ‘dünyada kendi kendine yeten ülkelerden biridir güzel Türkiye’miz’.
Ekonominin değişimi ile birlikte serbest piyasa ekonomisi bu konudaki değerlendirmelere farklı yaklaşımları ortaya koysa da, şansımız sürüyor. Türkiye ders kitaplarından belleklere yerleşen bu önemli sloganı yaşamsal kılma gücüne sahiptir. Ben buna inanıyorum.

FIRSAT TÜRKİYE’NİN KAPISINDA

GÜZEL ŞEYLER

Son dönemlerde birçok üründe adına rastlanıyor: Trüf mantarı. ‘Kral yiyeceği’ olarak biliniyor. Değerli ve pahalı. Fransız mutfağında ve kültüründe önemli bir yeri var. Globalleşen dünyanın bize de yakınlaştırdığı bir ürün. Akılcı bir bakış açısı ile bizde de yetiştiriciliği başladı. Binlerce dekarda üretimi yapılıyor. Toprağın en az 5 santimetre altında olduğu için de zahmetli bir ürün. Türkiye’nin birçok yerinde oluşturulan yapay trüf ormanları ile üreticinin geliri bir hayli yükselmiş durumda. Geliştirilmesi halinde geniş bir kitlenin önemli bir gelir kaynağı olacak. Ne güzel.

FIRSAT TÜRKİYE’NİN KAPISINDA

MUHTARIM DİYOR Kİ

Türkiye’nin dört bir yerinden muhtarlarım bu köşeden ses verecek. Küçük yorumlar, Türkiye’ye katkı sağlayacak öneri ve istekler.
Demokrasinin temel yapı taşı, en nazsız niyazsız ama en önemli gücü muhtarlar. Bugün İzmir’den bir muhtarım ses veriyor. Yücel Mumcular, İzmir Kılıç Reis Mahallesi muhtarı. “Bir karış yer olsa bile yeşil alanlar yaratalım. Çocuklarımız bu alanlarda nefes alsın” diyor. Az ve öz. Ama anlamlı.

Metin Toker olsa

Öyle şanslıyım ki, gazetecilik ve siyaset bana yüzlerce güzel insanı tanıma şansı yarattı. Hele Milliyet günlerim. Adeta bir derya. Kimler yoktu ki. Ne değerler. Onlarla aynı çatı altında olmak, bilgi ve deneyimlerini paylaşmak en büyük hazine.
Gazetesini de, gazeteciliği de, insanlarla birebir ilişkiyi de çok severdi Metin Ağabey (Toker). Cumhurbaşkanı damadı, Senato Üyesi kimliğine rağmen en önemli özelliği mütevazılığıydı herhalde. Milliyet’in seçimlerdeki geleneksel yazar turlarında ağırlıklı olarak Ege’yi seçer, günlerce parti parti, sokak sokak, kahve kahve dolaşır, en güzel izlenimleri yazardı. Tahminleri de genellikle tutardı. Halkla içiçe olmanın, nabzı yoklamanın sonucu. Bugün hayatta olsaydı, şu pandemi denilen çileyi yaşasaydı, eminim ki, şunları yazardı: “Artık doğaya karşı hoyrat olmayalım. Üreticiye, çiftçiye, köylüye sahip çıkalım. Onların ürünlerini tüketelim.”
Derdi, yapardı, ses getirirdi.

FIRSAT TÜRKİYE’NİN KAPISINDA

 

FIRSAT TÜRKİYE’NİN KAPISINDA