Ek gıdaya geçiş tüyoları

7 Temmuz 2020

Ek gıdaya geçiş dönemi, annelerin heyecanlandığı bir o kadar da telaşlandığı bir süreç. Bu döneme anneler çocuk doktorunun rehberliğinde ilerlemeleri önemli. Çünkü her çocuk farklı ve kendine özel olabilir. Fakat herkes için dikkat edilmesi gereken bazı bilgiler var. İşte tam da bu dönemde Gıda Mühendisi Sevgili Tuğba Bayburtlu sizlerin bana en sık sorduğunuz soruları sordum.

Tuğba hanım, Ek gıda nedir? Ve ne zaman başlanmalıdır?

Ek gıda ya da tamamlayıcı gıda, bebeklerin anne sütü sonrasında almaya başladıkları ek öğün, yemek türü olarak adlandırılabilir.

Anne sütü sonrasında bebeğin ek gıda ihtiyacının kendini hissettirmesi bebekten bebeğe göre değişse de ortalama 6. Aydan sonra kendini göstermeye başlar. Dişleri kaşınır, elini daha çok ağzını götürmeye başlar, sizi takip eder, ne yediğinize bakar, elinizdekine uzanmaya çalışır. Ayrıca bebeğinizin desteksiz oturması ve başını dik tutmaya başlaması da ek gıdaya geçiş için çok önemlidir aksi takdirde yedikleri boğazına kaçabilir.

Ek gıdaya geçişinize doktorunuz karar vereceği için kendi başınıza hareket etmemek önemlidir.

Ekgıda süreç için anneler biraz teleşlana biliyor. Bu süreç için annelere tavsiyeleriniz nedir?

Ek gıdaya geçişte öncelikle ebeveynlerin panik olmaması hep tekrar ettiğimiz bir konu. Adı üstünde hala "EK" gıda olduğu ve ufak ufak çeşit denemeleriyle az az başlandığından esasında anne ve babanın önünde azımsanmayacak bir 3-5 ay civarı bir süre var. Ek gıdaya geçiş zamanı doktorun bebeğinizin gelişimi açısından değerlendirmesi ile ortaya çıkacaktır. Ülkemizde genellikle 4. ay ila 6. ay arasında çocuk doktorları ek gıdaya geçişi telkin etmektedir.

Biliyoruz ki, Ek gıdaya geçişte çok detay vardır. Bizlere birkaç ipucu verebilir misiniz?

Yazının devamı...

Hamilelikte burun tıkanıklığı

5 Haziran 2020

Hamile olduktan sonra farklı farklı şikayetlerimiz olur. Bulantı-kusma, halsizlik gibi şikayetlerin yanı sıra burun tıkanıklığı da en sık karşılaşılan şikayetlerdendir. Kendi hamileliğimde de burun kuruması ve ardından buna bağlı hafif burun kanamaların oldu.

Burun tıkanıklığı da hamilelik döneminde görülen belirtilerin başında gelir. Hamilelik döneminde burun tıkanıklığını birçok anne adayı yaşar. Ancak burun tıkanıklığın nedeninin hamilelikten dolayı olduğu aklımıza gelmeyebilir. Yapılan çalışmalar hamile kadınların %30’u burun tıkanıklığı ve burun akıntısı şikayeti yaşadığını göstermektedir. Bunun için eğer ki hamileyken burun tıkanıklığınız varsa bunu grip değilim ama niye burnum akıyor şeklinde düşünmenize gerek yoktur. Bu durum sebebinin hamileliğiniz olduğunu bilmelisiniz. Ben alerji zannetmiştim. Sonra doktorumla görüşünce , burun kuruluğu olduğunu öğrenmiştim.

Burun tıkanıklığı genel olarak hamileliğin ikinci ayında görülmeye başlanmaktadır. Tabi ki her hamilede burun tıkanıklığı durumu görülmez. Ancak burun tıkanıklıkları genel olarak hamileliğin ikinci ayında başlayarak gebeliğin son bulmasından sonra azalarak birkaç hafta içinde son bulmaktadır. Progesteron ve östrojen hormonu, hamileliğin ilk ve son aylarında ciddi artış gösterir. Gebelik döneminde hormonal değişikliğe bağlı olarak burun içerisindeki dokuların ve damarların ödemlenmesi sonucu burun tıkanıklığı artar. Bu sıkıntıda gerçekten yaşantınızı zorlaştırabilir. Uyumanızı, beslenmenizi zorlaştırabilir.

Peki bu durumda neler yapabilirsiniz;

-Her zaman olduğu gibi hamilelikte burun içinin nemli kalması çok önemli. Bu yüzden yaşadığınız ortamın nem dengesini sağlamalısınız. Evin içinde bir buhar makinesi kullanabilirsiniz. Buhar makinesi yoksa uyuduğunuz odaya bir bardak su koymak, nemli bez koymakta faydalı olabilir.

-Bol sıvı tüketmek de çok etkilidir. Özellikle günde en az 2 litre su tüketmelisiniz.

-Uyurken başınızın altına bir yastık daha koyarak yükseltebilirsiniz. Böylece gece burnunuz daha fazla tıkanmaz, daha rahat nefes alırsınız.

-Buhar solumak burnun bir süre açılmasını sağlar. Kaynamış suyu bir kaba koyarak çıkan buharı soluyabilirsiniz ya da bir havluyu sıcak su ile nemlendirerek yüzüne koyup buharından faydalanabilirsiniz.

Yazının devamı...

Emzirme sonrası meme estetiği

22 Ocak 2020

Emzirme sonrası meme büyütme estetiği

Hamilelik ve doğum ardından da emzirme süreci kadınlarım vücudunu çok etkiler. En çok da göğüsler bu süreçten etkilenir. Yoğun bir emzirme sonrasında kadınlar göğüslerinin durumundan memnun olmayabilir. Kadınların vücudunda yüz bölgesinden sonra en çok dikkat çeken bölgesi göğüs bölgesidir. Göğüslerin şekilleri hem vücudun duruşunu hem de seçilen kıyafetleri yakından etkiler. Ayrıca aile içinde eşle olan ilişkiyi de direkt etkiler.

Bunun yanı sıra kadınların büyük bir çoğunluğu için aynı zamanda özgüven kaynağı olarak da görülür. Bu nedenle göğüslerin normalden daha küçük olduğu durumlarda kadınların sosyal yaşamları derinden etkilenebilir. İşte bu dönemde Meme Estetiği akla gelmeye başlar. Ben bu konuyla ilgili annelerin düşüncelerini sordum. En çok meme büyütme estetiğini merak ettiklerini söylediler. Ben de Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bora Özel, meme büyütme estetiği hakkında aklımıza takılan soruları kendisine sordum. Dr. Bora bey de tüm soruları ve daha fazlasını bizler için anlattı.

“Meme boyutları genetik faktörlere ya da gelişim bozukluğu gibi nedenlere bağlıdır. Bunun dışında meme boyutlarını etkileyen birçok neden de bulunur. Bu durum bazen asimetrik bozukluk olarak da görülebilir. Bu durumda bir memenin boyutu diğerine göre daha küçük kalır. Bu da dış görünüşü olumsuz yönde etkiler.

Göğüs büyütme operasyonunda kullanılan protez tipleri farklılık gösterir. Yıllar içerisinde farklılaşan bu protezler en ideali bulma çabasıyla ortaya çıkmıştır. Protezler şekil yönünden, muhteviyatı yönünden ve yüzey yapısı yönünden birbirinden ayrılır.

Şekil yönünden protezler damla ve yuvarlak protez olarak çeşitlenmektedir. Yuvarlak protezlerde yatay ve dikey çaplar birbirine eşittir. Damla protezde ise dikey çap, yatay çaptan daha uzundur ve daha doğal bir görünüme sahiptir bu nedenle anatomik protez olarak da bilinir.

Protezler, içerik yönünden de silikon içerikli ve serum fizyolojik içerikli olmak üzere ikiye ayrılır. Protezlerin son farklılığı ise yüzey yapısındadır. Pütürlü yüzeye sahip protezlerin çevresinde düz yüzeye sahip protezlerin çevrelerine göre daha az kapsül oluşumu meydana geldiği gözlemlenir.

Yapılacak operasyonun durumuna göre operasyonun nereden yapılacağı da değişiklik gösterir. Meme dokusunun yeterli olduğu durumlarda protezler meme kas dokusunun arkasına yerleştirilir. Ancak memenin üst kısmında yeteri kadar meme dokusunun olmadığı durumlarda ortaya çıkacak olan görünümün daha doğal olması için protez göğüs kasının altına yerleştirilir.

Yazının devamı...