Değişen futbol dünyası

20 Temmuz 2016

Futbol dünyasında hudutlar küçüldükçe küçüldü. Küçükler büyüdü. Galler gibi, İzlanda gibi...

Herkesi şaşırttılar... Adeta Kuzey Kore’nin atom bombası yapabileceğini, sanki yeni işitmiş gibiydiler.

Sokaktaki adam son şampiyonanın kendisini eskisi gibi artık heyecanlandırmadığını söyleyebiliyordu.

Her ne kadar statlar yine eskisi gibi dolup boşalsa da sokaklardaki kahvehaneler, restoranlar, arabalar yakılıyor hatta Eyfel Kulesi bile kapatılıyordu. Neden? Hani spor insanları birbirine yaklaştırıyordu. Yaşam çok renklendi. O kadar ki futbol takımlarındaki futbolcular bile milli renklerin dışındaki çeşitli ülkelerin oyuncularıydı.

Avrupa artık radikalleşip, milletler eski milli karakterlerine dönüşmek istiyorlar. Avusturya ve İsviçre gibi... Hele hele İngiltere. Politika ve terör insanları yordu. Tuhaftır kültürel üst yapı zenginleştikçe artık yabancıları hiç istemiyor. Ve bu problemler sırasında toplumda futbola olan alaka azalıyor. İçine yabancı düşmanlığı da girince futbol futbol olmaktan çıkıyor. Yanılmadığıma ve edindiğim intibaya göre, son final maçında ekseriyet Portekiz’i tutuyordu. Fransa, Fransız’a kalmıştı. Zaten daha maçtan evvel Eyfel Kulesi kapatılmış ve hatta kuleyi koruyan bariyerler kırılmıştı. Ve tuhaftır ki bu sıralarda dünya spor yazarlarının dünyası da daraldıkça daralmıştı. Nerede o eski çarşaf çarşaf yazılar ve öyküler. Yazımı ister inanın ister inanmayın ve kabul etmeyin, şu satırlarla bitireceğim.

Futbol insanlara artık eskisi kadar sevgi aşılayamıyor ve büyüleyemiyor. Aksine radikalleştiriyor.

Yazının devamı...

Teknik direktör aranıyor

19 Şubat 2016

Bir kulübün teknik direktörü başarıdan başarıya koşarken, hele hele kendisinden sonra gelen takıma ikinci devrede sekiz puan fark yapmışken, hiç sebep yokken ‘ben gidiyorum’ der mi?

Bayern Münih’in teknik direktörü Pep Guardiola’dan bahsediyoruz. Bizde olsa adamı taşa tutarlar, ‘Aman gitme’ diye yolunu keserler. Guardiola’ya anlaşılan Münih takımı küçük geliyor. Daha büyük başarıları özlüyorum diyor ve gidiyor. Yeni durağı Manchester City olacak. İspanyol hocanın çok hissi olduğundan, kültürel yapısının zirve yaptığından hep bahsediliyor. Maçlar esnasında adeta kendisi oyundaymış gibi davrandığı söyleniyor. Bayern Münih’te bundan fazlası olmaz gibi bir korkuya mı kapıldı dersiniz?

Adamın filozofik bir düşünce yapısı olduğu söylendiğine göre bir değişiklik araması normal olabilir. Bu noktada takıma teknik direktör aranırken, yalnızca teknik kabiliyet değil, direktörün kültürel yapısını da mı araştırmalı dersiniz? Bazı teknik direktörlerin maçları kaybettikten sonra kullandığı bazı ifadeler bir kültürel eksikliği göstermiyor mu? Bu tip teknik direktörlerin bir anda takımın ve kulübün sosyal ve kültürel yapısına uygun olmadığı görülmüyor mu? Bu tip teknik direktörlerin takımlardaki ömürleri zaten kısa oluyor. Böyle olunca teknik direktörleri kaybedilen karşılaşmalardan sonra konuşturmamak gerekiyor diye düşünebilir misiniz? Acaba sosyal psikologlar bu konuda ne derler? Ne diyelim Guardiola’nın yolu açık olsun.

Yazının devamı...

Spor yelpazesi

31 Ocak 2016

Bir Avrupa ülkesindeyseniz gazetelerin spor sayfaları ve televizyonlardaki spor yayınları başlangıçta size yavan gelebilir. Zira alıştığınız futbol yayın bolluğu spor yelpazesi içinde kaybolup gidebiliyor. Kışın sabahtan akşama kadar kayak yarışları, yazın ise yüzme karşılaşmaları bitmek bilmez. Bu yayınların mevsimlerle ilgisi yoktur. Zira dünyanın bir yerinde bu sporlar muhakkak ki yapılıyordur. Kış sporlarını sevmezseniz açın bir başka kanalı Hawai’de veya Avustralya’da muhakkak yelken yarışları vardır. Yelkenlerin çeşit çeşit renkleri içinizi ısıtır.

Bu sırada ya Paris’te veya Güney Afrika’da tenis turnuvaları devam ediyordur. Ya da aynı anda Afrika çöllerinde motor veya motorsiklet yarışları vardır. Haberlerde şampiyonların aldıkları milyonluk çekler gösterelirken, ayrı bir kanalda röportajlar yapılıyordur. Bu noktada demem şu ki Avrupalının sıkıntı içinde ‘ah şu futbol maçları ne zaman başlayacak?’ diye bir derdi yoktur.

Bizdeki kadar yaygın bir futbol tutkusuna Avrupalı’da pek rastlanmaz. Bizde futbol dedikoduları günlük hayatımızı adeta etkiliyor. O yüzdendir ki futbol gazetelerde ve televizyonlarda fazlaca yazılmaz ve konuşulmazsa günlük yaşamda adeta bir kültürel boşluk doğuyor. İş hayatımız ve kahvede bu oyunun tartışmasını yapmazsak adeta psişik bir eksiklik duyarız. Bu sırada politik tartışma bile futboldan sonra geliyor diyebilirsiniz. Sözü bağlarsak spor yelpazesi genişlemezse, futbol toplumların daimi bir takıntısı haline gelmektedir.

Yazının devamı...