Başkan

2 Kasım 2015

Yıllardır Alman futbolunu izlerim. Diğer Avrupa kulüplerini de takip ederim. Taraftarların birçoğu kulüp başkanlarını tanımazlar, isimlerini bilmezler. Tabii bu başkanlar bir skandala karışmazlarsa.

Başkanların çoğu kulüp işlerine karışmazlar. Zaten futbol branşı da kulüplerin bir şubesidir. Her spor dalının bir genel sekreteri vardır ve sorumlusu odur. Biz de ise kulüp başkanları adeta parti başkanları gibidirler. Hele hele futbol onların günlük uğraşıdır. Önemli maçların başında ve sonunda mutlaka konuşurlar. Takımın sözcüsü gibidirler. Rakiplerini sevsinler veya sevmesinler her şey onları ilgilendirir.

Medeni insanlar yükseldikçe mütevazı olurlar. Ama bu kulüp başkanları adeta Papa gibi hatasızdırlar ve son sözü söylerler. Takımları yenilirse karşı tarafa yüklenirler, bilhassa hakemleri linç edebilecek sözler sarfederler. İşleri, paraları vardır. Ama futbol önde gelen işleridir. Amaçları sadece şöhret olmaktır. Gazetelerden, televizyonlardan inmezler. Daha doğrusu inmemek için ellerinden geleni yaparlar. Spor sayfalarını da işgale çalışırlar.

Söz yavaş yavaş ayağa düşünce de inanılmaz şiddete gidebilecek saldırganlıklar ortaya çıkabilir. Futbolun dışında tenis, atletizm, dans ve yüzme gibi yan spor dallarına meraklı toplumlarda böyle başkanlara zaten rastlamazsınız. Sporu spor zevki ile yapan ve temaşa eden toplumlarda başkanların belli bir kültürel yapısı gelişir. Sadece futbol kulübünün başkanı olsa da.

Yazının devamı...

Gün gelir

12 Eylül 2015

Gün gelir, bakarsınız, biz de futbolda dünya şampiyonu olmuşuz. Onların bizden farkı ne ki?

Böyle acılı günlerde tenkit yapmak da doğrusu uygun olmaz. Ama bazen futboldan anlamayanlar da futbol yazıyor diyenler çıkıyor. Ama Allahınızını severseniz, Hollanda takımını nasıl buldunuz? Letonya maçını seyrederken etrafımızda toplanan küçük ve genç çocuklar vardı. Forvetimizin ayağına her top gelişinde havaya fırlıyorlar, vur vur diye çığlıklar atıyorlardı. Demek ki onlar da forvetimizin kale önündeki yavaşlığının ve zaafının farkındaydılar.

Forvetlerimizin Allah’tan Hollanda karşısında, Letonya maçındaki gibi handikapları yoktu. Veya Hollanda müdafaası Letonya’dan daha zayıftı. Şimdi diyoruz ki ne olur her zaman yaptığımız gibi kazanınca havalara uçup durumumuzu unutmayalım.

Tabii ki korkulan Portakalları 3-0 yenmek büyük bir başarı. Şimdi aklıma bir sual geliyor. Bizim milli takımın böyle bir gün düzgün, bir gün süzgün oynaması neden? Zaman zaman adrenalin deşarjını dengelemek için anlaşılan kulaklarını çekmek gerekiyor. Bakın Letonya karşılaşmasından sonraki karamsar havaya ve tenkitlere. Ne olacak bu bizim milli takımın hali diye sormuyor muyduk? Hollanda maçından sonra sanki güneş yeniden doğmuştu. Bir iyimserlik ki sormayın.

Futbol bu işte. Ama denildiği gibi futboldan anlayan da, anlamayan da yazıyor işte. Varsın olsun. Eline ay-yıldızlı bayrağı alıp statlara koşan vatandaşın ise bir tek arzusu var:

Stabil, güvenilir, dengeli bir milli takıma sahip olmak. Onun için gerisi futbol sevgisi.

Yazının devamı...