AB, Suriye’yi tiyatro sanıyor

Rusya, 10 gündür aynı planı ısıtıp Türkiye’nin önüne sürüyor. Güya bu planın amacı, Türkiye’nin denetlemeye ve çatışmadan alıkoymaya söz verdiği İdlib’deki (Rusya’nın terörist saydığı) silahlı grupların, Rusya’nın Lazkiye’deki Hmeimim üssüne saldırılarını durdurmaktı. Rus ve Suriye birliklerinin en son 18 Şubat’ta saldırdıkları İdlib noktalarından aşağı yukarı 200 kilometre uzakta bulunan Hmeimim üssüne son saldırı haberi tam bir ay önce 18 Ocak’ta (ve sadece Rus haber ajansı Sputnik tarafından) verilmişti. Bu haberde bile Rus üssünde kimsenin burnunun kanamadığı ne üsse ne de piste zarar gelmediği belirtiliyordu. Ama bu 30 gün içinde İdlib’de en az 300 kadın ve çocuk ölmüş bulunuyor. Tabii bu haberler Sputnik ve Suriye ajansı tarafından asla verilmiyor.

Rusya hava üssünü korumak istiyorsa, neden saldırdığını öne sürdüğü teröristlerin bulunduğu yerleri ve geldiği yolları bombalamıyor da tamamen ayrı bir yer, çatışmasızlık gözlem noktasında bulunan Türk askerlerinin çevresini bombalıyor? Bu çelişkiye işaret etmek sadece Türkiye’nin görevi midir? Türkiye’yi Suriye’yi üç parçaya ayırma planına ikna etmek için turlar düzenleyen ABD özel temsilcisi James Jeffrey’nin ve ABD’nin Suriye koalisyonunun Avrupalı ortaklarının İdlib’le ilgili yarım ağızla yaptıkları sözde açıklamaların hiçbir yerinde Rusya’nın Suriye ilgili nihai hedeflerinin sorgulandığını gördünüz mü?

Jeffrey’nin, Türkiye’yi Suriye’nin parçalanması planına kazanmak için geldiği günlerde ağzından düşürmediği “NATO müttefikimiz” kelimeleri neden Türk askerinin ve Suriyeli muhaliflerin korunması ve hatta savunulması gerektiği anlarda unutuluveriyor?

Rusya ve Suriye’deki Şii ve Nusayri müttefiklerinin nihai hedefi İdlib’de toplanmış olan 4 milyon Sünni’yi ülkeden tek tek kovmaktır. Biri Müslümanlar için “terörist” damgasını kullanmaya görsün, o anda aklını fikrini yitiren Abu Dabi ve Suudi Arabistan’ın gözünde başka hiçbir unsurun önemi kalmıyor. Bu iki ülke Suriyeli muhaliflerin El Kaide uzantısı olduğuna inanıveriyor.

Temel insan haklarının ve bu çerçevede mülteci haklarının Abu Dabi ve Riyad’da bir öneminin olmadığı muhakkak. Ancak bu kavramların Bonn’da, Paris’te, Londra’da anlamı vardır.

Söz gelimi, muharip bile olsa, savaştan kaçan birini, silahını size teslim etmesi şartıyla mülteci olarak kabul etmeniz gerekir. Bu kişiler küçük erkek ve kız çocukları ile anneleri, büyük anneleri ise ve ilk başvuru ülkesi onlar için barınak ve beslenme sağlayamıyorsa, dünyanın herhangi bir ülkesine “geçme” hakkına sahiptir.

Rusya’nın planları için Türkiye sözcüleri doğrudan “yalan” demiyor ama “Sahadaki gerçeklikle bağdaşmıyor” diyorlar. Evrensel insan haklarını icat ettiği iddiasındaki Batı Avrupa ülkelerinin bir gün birtakım uçaklardan binlerce, on binlerce Suriyeli küçük kız ve erkek çocuk indiği günü, bunu ülkelerindeki sosyal realiteye uygun bulmayacakları gibi.

Çünkü Rusya’nın, İran’ın ve Esad’ın İdlib’de yağdırdığı bombalar tiyatro oyunu değil.