AB varken Kıbrıs çözülmez

Kıbrıs’ın adını, yanına “sorun” kelimesi eklenmeden ne zaman gördünüz en son? Veya hiç gördünüz mü? Belki hellim peynirinden söz ederken… Ama 1573’te Osmanlı, Kıbrıs adasını Venedik Devleti’nin elinden alıp, fethettiğinden bu yana Kıbrıs daima sorun oldu. Kıbrıs’ın fethi ile sonuçlanan Venedik savaşlarının bu dördüncüsü ve sonuncusunda, o zamanki Avrupa birliğini oluşturan bütün ülkeler, Papa 5’inci Pius’un önderliğinde bir Kutsal İttifak oluşturdular ve İspanya’dan Ceneviz’e, ne kadar dukalık ve şövalye devletçiği varsa, hepsi Osmanlı’nın karşısına dikildiler.

Memluklerin elindeki Kıbrıs bir Müslüman ülkesiydi ve Venedik adayı kısmen parayla satın alarak, kısmen hile ile ele geçirmişti. Osmanlının adayı fetihteki amacı, adanın Müslüman halkına yapılan haksızlıkları gidermekti. Ama dava, bir tarafta Osmanlı varsa, Avrupa için hiçbir zaman “kim haklı, kim haksız” davası olmadı. Tıpkı 2004’teki Avrupa’nın büyük ihanetine kadar, bu ahlak dışı ilke hiç değişmedi.

Avrupa Birliği, BM’den adadaki ikiye bölünmüşlüğe son verilmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yeniden canlandırılması için harekete geçmesini istedi. O zamanki genel sekreter Kofi Annan, adanın federal nitelikte bir devlet olacak şekilde birleştirilmesini öngören bir plan yaptı ve taraflara sundu. Plana göre Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki bakanlıkların en az üçte biri Türklerden oluşacaktı. Devlet başkanlığı ve başbakanlık makamları 10 ayda bir Türkler ve Rumlar arasında el değişecekti.

TRT 1’de bir tür belgesel niteliğindeki dizide Türkiye’yi Barış Harekatı’na getiren cinayetler dizisini izliyor olmalısınız. Bizim kuşağın belleğine kazınan, tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen ve 21 Aralık 1963’ta başlayan Rum katliamında, 24 Aralık’ta Lefkoşa’da Binbaşı Nihat İlhan ve eşi Mürüvvet İlhan ile çocukları Murat, Kutsi ve Hakan’ın banyo küvetinde kurşuna dizilerek katledildiklerinin fotoğrafıdır. 10 yıl devam eden bu katliamı sona erdiren Barış Harekatı’ndan sonra, 1980’ler ve 1990’lar Avrupa’nın toplu halde Türkiye’ye baskısı ile geçti. Türkler, “birleşmeye karşı taraf” olarak damgalandı. O sıradaki beklenti o idi ki, Türkiye ve Kıbrıslı Türkler, Annan Planı’nı reddeder ve AB, rahatça, adanın bir yarısını devlet sayarak AB’ye tam üye olarak alır.

Ama öyle olmadı. Annan Planını reddeden Rumlar oldu. Kıbrıs Türkleri yüzde 65 oranında planı onaylarken Rumlar, yüzde 75 oranında planı reddettiler.

Beklenen neydi? AB şimdi Kıbrıslı Rumlara ve onları bu redde zorlayan Yunanistan’a baskı yapar, tam üyelik kozunu kullanarak planı yeniden referanduma sunar. Hayır öyle olmadı. AB, adanın bir yarısını, üyeliğine kabul etti.

Şimdi birleşme, en azından soruna bir çözüm bulma çabası yeniden devrede. BM, tarafları yeniden dinliyor. Türk tarafı için yeniden bir birlik için teşvik edici hiçbir unsur yok artık. Rum tarafı ise AB’nin en yoksul, en perişan üyesi.

Görüşmeler başlamadan bitti. Dünya, uzlaşmayanın kim olduğunu ve Türklerin ne istediğini bir kere daha öğrenmiş oldu.