Çin bölünmeli mi?

Ülkelerin tanınmış sınırlarını bölerek, içinden birkaç yeni ülke çıkartmak mümkünse, o zaman “Çin bölünmeli mi?” sorusuna cevap aramak için zahmet etmeyelim ve hemen ekleyelim: Suriye de bölünmeli. İran da bölünmeli. Irak da bölünmeli.

Mesela Türkiye ile devam edelim mi? Veya ABD ile? Rusya’yı da listeye ekleyelim mi?

Bu argümanları sıralamamın sebebi artık kabak tadı veren, CIA menşeli şu Uygur meselesidir. Mesele yerine masal da diyebiliriz.

Masal, çünkü ne başı belli ne de sonu. Çözüm bekleyen sorun anlamında mesele diyorsanız, 8 Nisan 2012’de o zaman başbakan olan Erdoğan, Çin ziyaretine Uygur Özerk Bölgesi’nden başlamış, çözüm bekleyen ne kadar “sorun” varsa, hepsini önce Uygur kardeşlerimizle, daha sonra da ev sahibi Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmüştü. Erdoğan yedi yıl sonra yaptığı ikinci Çin ziyaretinde de Uygur Özerk Bölgesi temsilcilerini kabul ederek, ilk ziyarette varılan anlaşmalarla ilgili gelişmeleri takip etmişti. Bu ziyareti, şimdi AK Parti Genel Başkan Yardımcısı olan Numan Kurtulmuş’un Kültür ve Turizm Bakanı olarak iki yıl üst üste yaptığı Çin ziyaretleri izledi. Kurtulmuş, bu iki ziyarette Uygur kardeşlerimizin temsilcilerini kabul etti ve bilgi aldı.

Türkiye’nin Çin siyaseti “Tek Çin” ilkesine dayanıyor. ABD, İngiltere ve diğer bazı sömürgeci ülkeler gibi, Tayvan’ı, Hong Kong’u, Çin’den ayrı “devletler” saymadığınız zaman, Sincan Özerk Bölgesi’ni de “bir gün Çin’den koparak bağımsızlığını ilan edecek bir etnik grubun yaşadığı toprak parçası” saymazsınız. ABD, 1949’dan bu yana Çin’in önce komünist rejimini ekonomik ve mali sabotajlarla sarsmaya çalıştı. Sonra, hemen hepsi Türk kökenli etnik grupları ayrılıkçı isyanlara teşvik etmek için beşinci kol faaliyetlerine başladı. Bu sabotajlarda ABD tek başına değildi; İngiltere de Çin’de ayrılıkçı-bölücü etnik terör yapılanmasına yardımcı oldu. İngiltere yakın tarihe kadar Hong Kong ve Singapur’u Çin’den ayrı tutmak için çaba gösterdi.

Hong Kong ve Singapur’daki etnik gösteriler hâlâ devam ediyor. Ayrıca, ana akım medyaya o kadar yansımasa bile Sincan Özerk Bölgesi’nde de etnik terör ve onu bastırmak için Çin’in oransız güç kullanma siyaseti devam ediyor. ABD de Çin’in “yumuşak karnı” olarak Türkleri gördü ve oradaki ayrılıkçı grupları her bakımdan destekledi. Hatta ABD Çin’i bölmek için özel bir radyo bile kurdu. Bu arada ABD Türkiye’nin Çin’le sıcak ve yapıcı ilişkiler kurmasını da sabote etmekten kaçınmadı, kaçınmıyor.

Uygurların da tıpkı tek parti CHP’si devrinde başlayan ve 2002’ye kadar Türkiye’deki Kürtlerinkine benzeyen etnik talepleri vardı. 2002’den bu yana bu sorunlar nasıl etnik mesele olmaktan çıkmış ve geriye sadece Kürtleri istismar eden bir terör kalmışsa, aynı durum Çin’de de mevcut. Uygurların hâlâ meşru etnik ve dini talepleri var. Ancak bu taleplerin yerine gelmesi, ABD’nin CIA eliyle körüklediği terörle değil, Türk kardeşlerinin diplomatik yardımıyla çözülebilir.

Teröre bulaşanlar dışında, bütün Uygur kardeşlerimiz bunu biliyor.