Trump mı, Pompeo mu?

Türkiye dört yıl önce ABD’den Patriot hava savunma sistemlerini talep etti mi? ABD bu talebi reddetti mi? Trump bizzat “Evet, Türkiye istedi, biz Patriot’ları vermedik; mecbur kalıp Rusların sistemini aldılar” dedi mi?

Bu soruların hepsinin cevabı müspet! Türkiye, Rus malı S-400’leri keyfi bir kararla almadı. Savunma ihtiyacı sebebiyle aldı. S-400’lerin NATO silahlarını önlemek üzere yapılmış bir sistem olduğu gerçek değil. Bu sistemle Türkiye kendi savunma konseptinin gerektirdiği her türlü düşmana karşı önlem alabilir. Bu sistemin NATO uçaklarıyla uyumlu olmadığı da gerçek değil. Bu bir savunma sistemi ve siz ona kimi hasım olarak tanıtırsanız onu durdurur. NATO’daki bütün asker-sivil yetkililer bunları çok iyi biliyorlar. Dahası, Türkiye NATO’ya S-400 sistemlerinin yazılımlarını inceleme imkânı bile verdi.

Bunlar iki yıldır yazılıyor, çiziliyor; Türk tarafı NATO bünyesinde Amerikalılara ve diğer üyelere defalarca anlattılar. Özetle, S-400’ler mevcut yaptırım bunalımının sebebi değil, sonucudur. Bunalımı ABD başlattı ve bu hale getirdi.

Aslında ABD Türkiye’ye iki yıldır yaptırım uyguluyor. 1978’de Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra Türkiye’ye nasıl silah ambargosu uyguladılarsa, iki yıldır aynı ambargoyu üç aşağı beş yukarı uyguluyorlar. Kongre iki yıldır Türkiye’ye mühimmat, tank, zırhlı araç parçası satmıyor. Bunlardan sadece F-35 ambargosu biliniyor. O F-35’ler ki bizim ürettiğimiz parçalarla yapılıyor ve bize satılmıyor.

Bu tablonun içinde, “Bunu siz istediniz... Rus sistemini almasaydınız bunlar olmazdı” gibi aşağılık yalanlarla bezenmiş siyasal demeçleri dinlemek belki de işin en can sıkıcı yanı.

Trump’ın, Kongre’nin bu fiili yaptırımı Amerika’nın Hasımlarını Yaptırımla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) çerçevesinde resmi yaptırımlarla pekiştirmesi için yaptığı baskıya görevi bırakmasına 36 gün kala boyun eğmesi başlıca iki şekilde yorumlanacaktır:

1. Görevde bulunduğu sırada aralarında bir yakınlık oluşmuş bulunan Erdoğan’ı bölgeye karşı siyasetini hiç beğenmediği Obama takımından biri olarak gördüğü Biden’ın eline ve insafına bırakmamak; ılımlı birtakım yaptırımlarla bu meseleyi geçiştirmek.

2. Türkiye’ye yaptırımlar önümüzdeki 33 gün içinde icra edilecek diğer öyle birtakım işlerin (İran’a savaş açmak gibi) parçasıdır ki Biden göreve geldiğinde kucağında bir Ortadoğu yangını bulmuş olacaktır.

Bu iki yorumun da sakatlıkları var. Trump ne karar alırsa alsın, Biden 20 Ocak Çarşamba gece yarısını bir saniye geçe yemin bile etmeden, istediği ağır yaptırımı ilan edebilir. Trump bu kararı aldı diye Biden’ın karar alması imkânsız hale gelmedi. Ayrıca dört yıl sonra tekrar aday olmak isteyen bir siyasetçi, rakibinin kucağına alevler, ateşler bırakmaz. En azından ABD’de olmaz bu.

Bu yaptırımların basit bir sebebi olduğunu yakında görebiliriz: Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun son Türkiye seyahatinde iyice ortaya çıktığı üzere Türkiye’yi sevmemesi!

Bunun kurumsal ve ideolojik boyutları da elbette var ve irdelenmeye değer.